Collector
Yıkıntılar arasında filizlenen bir yeniden kuruluş öyküsü: Depremin hafızası ve Seva belgeseli | Collector
Yıkıntılar arasında filizlenen bir yeniden kuruluş öyküsü: Depremin hafızası ve Seva belgeseli
soL Haber

Yıkıntılar arasında filizlenen bir yeniden kuruluş öyküsü: Depremin hafızası ve Seva belgeseli

Seva, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından büyük yıkıma uğrayan Antakya’nın sokaklarında, evlerinde ve atölyelerinde hayatı yeniden kurma çabalarına tanıklık ediyor. Film, belirsizlik, boşluk, yas, filizlenme ve iyileşme temalarının bir araya geldiği, bir topluluğun yok olmuş mekânlarda yeniden kök salma mücadelesinin görsel bir ifadesi. Kadınların, çocukların ve gençlerin sanatsal üretimle, el işiyle, müzik ve dansla hayata tutunma pratikleri, kamera aracılığıyla izleyiciye umut ve dayanışma hissi aktarıyor. Yönetmen Nesime Karateke’nin görüntü yönetmenliğini ve kurgusunu da üstlendiği film, yıkıntılar arasındaki sessizliği, toplumsal dayanışmanın ritmini ve iyileşme sürecinin kırılganlığını şiirsel bir dille belgeliyor. Bir afet sonrası toplumsal belleğin nasıl inşa edildiğini ve yaşamın yeniden yeşermesi için bireylerin nasıl yan yana geldiğini çarpıcı bir şekilde aktarıyor. Dayanışma, yas ve umudun iç içe geçtiği bu sürecin tanıklığını Karateke ile konuştuk. Belgeselden bir kare Tanıklık etme ihtiyacından doğan bir anlatı Öncelikle belgeseli çekme fikri nasıl doğdu? Bu süreci ve karar verme anına dair şeyleri paylaşır mısınız? Deprem olduğunda İstanbul’da yaşıyordum ve Postane’de prodüksiyon koordinatörü olarak çalışıyordum. Postane ile birlikte ilk süreçte bölgenin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik organizasyonlarda yer aldık. Başta bir belgesel yapma fikriyle yola çıkmadım. Daha çok tanıklık etme ihtiyacı vardı. Antakya’ya gidip gelmeye başladığım o ilk aylarda elimde kamera vardı ama çoğu zaman kullanamadım. Gördüğüm şeyleri kaydetmek ile o anın içinde kalmak arasında çokça kaldım. Nisan ayından itibaren Postane’nin yapımcılığını üstlendiği "Antakya’nın Yüzleri" video serisinin proje koordinatörlüğünü yaptım. Antakya’daki sinemacılarla kolektif bir şekilde yürütülen bu seride birçok videonun yönetmenliğini de üstlendim. Bu süreç, bölgede kamera kullanma ve hikâye kurma biçimimi de dönüştürdü. Belgeselden bir kare Belgeseli çekme fikri bu tanıklıkların ardından şekillendi sanrım değil mi? Evet. Depremin birinci yılına yaklaşırken Postane ve Allianz Vakfı Antakya’da bir deprem dayanışma çağrısı açtı. Bu çağrı kapsamında destek alan kurumların çalışmalarını kaydetmem istendi. Başlangıçta belirsizlik, filizlenme ve temas başlıklarında üç ayrı video planlıyorduk. Süreç ilerledikçe Antakya’ya taşınmaya karar verdim. Orada yaşamaya başlamak, hem deneyimimi hem de bakışımı derinleştirdi. Yapılan çalışmaların içinde daha fazla yer almak, insanlarla kurduğum ilişkiyi değiştirdi. İlk günden itibaren çektiğim arşiv görüntülerinin de dahil olduğu daha bütünlüklü bir anlatıya ihtiyaç duyduğumu fark ettim. Seva böyle ortaya çıktı. Nesime Karateke 'Yas ve devam etme hali yan yana' Belgeselde depremzedelerin acıları da var umutları da. Burada teraziyi kurmakta zorlandınız mı? Nasıl kurdunuz? Bunu bir denge kurma meselesi olarak düşünmedim. Çünkü sahada karşılaştığım şey tam olarak buydu: yas ve devam etme hali aynı anda vardı. Kayıplar çok taze ve çok ağırdı. Ama aynı zamanda insanlar hayatı sürdürmenin yollarını arıyordu. Bu yüzden filmde umudu özellikle eklemek ya da acıyı dengelemek gibi bir yaklaşımım olmadı. Daha çok, müdahale etmeden, gördüğüm haliyle yan yana getirmeye çalıştım. Yasın içinde filizlenen küçük şeyler vardı: bir araya gelmeler, üretimler, birlikte vakit geçirme halleri… Film biraz da bu eşzamanlılığı takip ediyor. Kendi deneyimimde de aynı şeyle karşılaştım. Umudu ve umutsuzluğu aynı anda yaşamak burada çok mümkün. Devam edebilmek için bir şekilde umuda tutunmak gerekiyor. Aksi çok zor. Belgeselden bir kare İyilik halini büyütmek ve çoğaltmak Kadınlar, çocuklar üzerinden aktardığınız bu hayata tutunma ya da hayatı yeniden var etme duygusunu belgeselde neyin üzerine inşa ettiniz? Bu, sahada kendiliğinden karşıma çıkan bir şeydi. Antakya’ya döndükten sonra katıldığım ilk etkinlik Hatay Senfoni Orkestrası’nın konseriydi. Taşındıktan sonra ulaşım, barınma gibi sorunların benim de gündelik hayatımın bir parçası haline geldiği bir dönemde, o konserde bulunmak bana iyi gelmişti. Benzer şekilde, Gümüşgöze Çocuk Evi’nde Kerem’le tanışmak ve altı yaşındaki bir çocuğun dünyasından yaşananlara bakmak da başka bir kapı açtı. Bu tür karşılaşmalar, yapılan çalışmaların insanların iyilik haline nasıl dokunduğunu daha görünür kıldı. Seva ile biraz da bu iyilik halini büyütmek, çoğaltmak istedim. Bunun sadece Antakyalılar için değil, hepimiz için gerekli olduğunu düşünüyorum. Belgeselin çekimleri sırasında... Farklı aidiyet biçimleri ve kök salmak Belgeselde deprem bölgesinde sonradan gelen gönüllülerin tanıklıkları da var… Kök salmak meselesi üzerine neler söylersiniz? Depremden sonra Antakya’ya dışarıdan gelen çok insan oldu. Başta geçici olarak gelenlerin bir kısmı zamanla kalmaya başladı. Bu da farklı aidiyet biçimlerinin bir arada var olduğu bir karşılaşma yarattı. Benim gibi Antakyalı olup depremden sonra geri dönenler de var. Filmde yer alan Gizem ve Cansel gibi. Depremden önce de Antakyalıların aidiyet duygusunun gücüne hep şaşırırdım. Kendimde eksik hissettiğim bir şeydi ve anlamaya çalışıyordum. Antakya’nın Yüzleri’ni yaparken de bu meselenin peşine düşmüştüm. Seva'da ise hem Antakyalıların bu güçlü aidiyet duygusuna hem de dışarıdan gelenlerin zamanla kurduğu bağa birlikte bakmak istedim. Bir yere ait olmak, orada kalmak, sorumluluk almak… Bunların hepsi süreç içinde yeniden anlam kazandı. Kameranın arkasındaki ağır sorumluluk Nasıl çektiniz? Teknik zorluklar, imkânsızlıklar… En büyük zorluğu ulaşımda yaşadım. Seva'yı çektiğim dönemde toplu taşıma neredeyse yoktu. Çekimleri çoğunlukla arkadaşlarımın ve ailemin desteğiyle organize edebildim. Bu durum hem bazı anları kaçırmama neden oldu hem de enerjimin önemli bir kısmını bu organizasyona ayırmama yol açtı. Bunun dışında psikolojik olarak da oldukça zorlayıcı bir süreçti. Bu kadar yoğun bir travmanın yaşandığı bir yerde kameranın arkasında olmak ve insanlara soru sormak büyük bir sorumluluk yüklüyor. Sınırları aşmamak, acının üzerine basmamak için sürekli dikkatli olmam gerekiyordu. Öte yandan ben de bu yas sürecinin içindeydim. Bu yüzden gerekli mesafeyi kurmak her zaman kolay olmadı. Şehir görüntülerini çekerken de benzer bir zorluk yaşadım. Yıkımı izlemek ve bunu kendi yasımın bir parçası olarak taşımak oldukça ağırdı. Bu gönderiyi Instagram'da gör Seva (Belgesel) (@sevabelgesel)'in paylaştığı bir gönderi Peki belgeselin yolculuğu… Ne zaman yayınlandı, nasıl izlenebilir? Seva’nın ilk gösterimi Aralık 2024’te Postane’de belgesele katkıda bulunan herkesin katılımıyla gerçekleşti. Festival yolculuğuna ise Nisan 2025’te İstanbul Film Festivali ile başladı. Ardından birçok festivalde gösterildi ve festival yolculuğu hâlâ devam ediyor. Mayıs ayında İşçi Filmleri Festivali kapsamında İzmir, Ankara ve İstanbul’da eş zamanlı olarak izleyiciyle buluşacak. Festival gösterimlerinin yanı sıra, kooperatifler, dernekler ve sivil inisiyatiflerin desteğiyle Türkiye’nin farklı şehirlerinde ve yurtdışında gösterimler organize ettik; bu buluşmalar devam ediyor. Şu an için filmi çevrimiçi bir platformda yayınlama planımız yok. Gösterimler sırasında bir araya gelmenin, birlikte izleyip konuşmanın sağaltıcı bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bir süre daha bu şekilde ilerlemeyi planlıyoruz. Gösterim takvimini @sevabelgesel Instagram hesabı üzerinden takip etmek mümkün.

Go to News Site