Collector
Çocuk neden suç işler? | Collector
Çocuk neden suç işler?
Milliyet Yazarlar

Çocuk neden suç işler?

Elindeki o koca ekmek bıçağıyla beni ve kuzenimi tehdit edip, elimizdeki topu almaya çalışan o çocuk... Aradan 40 yıl geçmiş. Şimdi nerede, ne yapıyordur acaba? O gün o bıçağı bir güç gösterisi, bir “kendini var etme” çığlığı gibi tutan o küçük eller, bugün hangi hayatın yükünü taşıyor? Yoksa o bıçak, bir ömür boyu sürecek bir şiddet dilinin ilk hecesi miydi? Ahmet Minguzzi, Atlas Çağlayan ve öldürülen diğer çocukların cinayetlerini tartıştığımızda, ya da o “hiç pişman değilim” diyen, sırıtarak fotoğraf çektiren “küçük katiller”in bakışlarını gördüğümde hep o çocuk geliyor aklıma. Biz bu vakaları sadece adli olay sanma kolaycılığına kaçıyor, cezaları arttırarak bu toplumsal yarayı iyileştirebileceğimizi sanıyoruz. Oysa, çocuk öldüren “diğer çocuklar”ın hangi toplumsal iklimin içinde yetiştiğine bakmazsak, onların sesine kulak vermez ve “suça sürüklenen çocuklar” deyip geçersek, vaziyeti düzeltemeyiz. Bu hafta, çok yeni bir araştırma TBMM tarafından bu hafta kamuoyuna sunuldu. Cezaevlerinde bulunan 607 çocukla görüşerek hazırlanan çalışmanın verileri, yıllardır konuştuğumuz bir gerçeği yeniden gösteriyor: Meşru yollarla toplumda yükselme inancı, özellikle dezavantajlı çocuklar için, giderek azalıyor. Suça sürüklenen çocukların yarısından fazlası okulu bırakmış. Her iki çocuktan biri eğitim sisteminin tamamen dışında. Tam burada sormamız gerek soru şu: Bu çocuklar neden okulu bu kadar kolay terk ediyorlar? Başlıca nedenin, mevcut eğitim sisteminin çoğu çocuk için gelecek vaadi sunamaması olduğunu düşünüyorum. Özellikle dezavantajlı mahallelerde eğitim artık toplumda bir yerlere ulaşmayı sağlayan güvenilir bir sosyal asansör gibi işlemiyor. Çocuk, yıllarca sabırla emek verip diploma almanın kendisini kurtarmaya yetmeyeceğini çok erken yaşta düşünmeye başlıyor. Toplumun ve sosyal medyanın parlatıp durduğu zenginlik, güç ve prestij gibi hedeflere eğitim yoluyla ulaşamayacağını hissediyor. Öte yandan geçim sıkıntısı ve kendini bir an önce ispatlama baskısı, onu okuldan çok iş yaşamına itiyor. Nitekim neredeyse her on çocuktan dokuzu cezaevine girmeden önce bir işte çalışmış. Bu işlerin de çoğu zaman düzenli, güvenceli ve gelecek vadeden işler olmadığını tahmin etmek zor değil. Bu tabloyu ağırlaştıran bir başka unsur ise kıyas. Bu çocuklar dijital mecralarda başkalarının “kolay akan” hayatlarını sürekli izliyorlar. Paraya ve lüks tüketime bağlanan başarı hikayeleri ile kendi yaşamları arasındaki mesafenin her gün açıldığını hissediyorlar. Mesafe büyüdükçe ortaya çıkan duygu, çoğu zaman kıskançlıktan önce değersizlik oluyor. Bu deneyim, bazı gençlerde öfkeyi daha belirli bir hedefe yöneltiyor. Kendinden iyi koşullarda yaşayanlara dönük husumet, kimi durumlarda çeteleşmeyi ve kolektif saldırganlığı besliyor. Bu ruh ikliminin rapora yansıması da şaşırtıcı değil. Çocukların yaklaşık yarısı kendini öfkeli ve üzgün hissediyor. Cezaevine girmeden önce kendini mutlu ve gururlu hissedenler ise on kişide ikiye bile ulaşmıyor. Böylesine öfkeli ve üzgün bir ruh hali, çocukların bir kısmını “stresi bastıran” ama uzun vadede daha büyük bedeller çıkaran yollara itiyor. Suça sürüklenmiş çocuklarda tütün ve alkol kullanımının oldukça yaygın olduğu görülüyor. Yani bu çocuklar yalnızca geleceklerini değil, sağlıklarını da aynı anda kaybediyorlar. Bu veriler, elbette tek başına suçu açıklamaz. Ama suçla temasın gündelik hayatın parçası olduğu bir evde, suçun normalleştiği bir çevrede büyüdüğünüzde risk belirgin biçimde artıyor. Bunu raporda da görüyoruz. Hapisteki bu çocukların neredeyse yarısının ailesinde suç öyküsü var. Kötü çevre suç üretiyor ama kötü çevreyi de daha önce başka bir kötü çevre üretmişti. Bataklığı kurutmadan, suça sürüklenen çocukları kurtarmak mümkün değil. Ne yapmalı? Bu rapordan yola çıkarak şunu görmemiz gerekiyor: Sadece yasaları sertleştirerek çocuk suçluluğunun önüne geçemeyiz. O “ekmek bıçaklı” çocukların elinden o bıçağı alacak olan şey, kelepçe değil; okulun yeniden bir “yükseliş vaadi” haline gelmesidir. Sporla, sanatla, gerçek bir beceri eğitimiyle o çocuklara “toplumda değer gören biri olma” duygusunu vermeliyiz. Asıl meselemiz; toplumda emeği, eğitimi ve sabrı yeniden kutsal ve işe yarar hale getirmektir. Yoksa o 40 yıl önceki çocuk, her köşe başında karşımıza çıkmaya devam edecek.

Go to News Site