BirGün Gazetesi
Ozan Eren Türkiye’de etnomüziloji/müzikoloji alanlarında akademik yayın yapmak isteyenler bu içerikteki saygın dergilerin çok az sayıda olduğunu fark ederler. Müzik yolculuğunu akademik alanda da devam ettirmeyi hedefleyenler için yayımlanan makale sayısından ziyade bu yayınların hangi dergilerde yapıldığı uluslararası başarı kriterleri açısından oldukça önemlidir. Editörlüğünü Abdullah Akat’ın yaptığı, uluslararası saygın indekslerde taranan Musicologist dergisini 2017’de yayına başladığından beri dikkatle takip ediyorum. Yayın dili sadece İngilizce olan bu dergide benim de çift yazarlı olarak iki makalem yayımlanmıştı. Musicologist dergisine ve editörlük sürecine dair söyleşi ricamı kabul edip vakit ayıran Akat’a teşekkür ederek söyleşimizi sizlerle de paylaşıyorum: Müzik eğitimine dair geçmişinizden ve etnomüzikoloji/müzikoloji alanlarına yöneliminizden kısaca bahseder misiniz? A.A: Müzik eğitimine 7 yaşında başladım ve bu yolculuğa çıkan birçok müzik insanı gibi farklı çalgılar, farklı yaklaşımlar, farklı hocalar ve devasa bir okyanusun içinde sayısız macera ve deneyimle karşılaştım. Müzikoloji alanına olan ilgimi 2004 yılında İTÜ TMDK Temel Bilimler Bölümü son sınıfta iken fark etmeye başladım. Akabinde bitirme çalışmamı müzikte estetik üzerine hazırladım ve aynı yılın güz döneminde İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde bu alana yönelik lisansüstü öğrenimime başladım. Yüksek lisans tezim Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki Çepnilerin müzik kültürü üzerindeydi, dolayısıyla uzun bir saha çalışması gerektiriyordu. Karadeniz büyüleyici bir yer; sahada köyler, obalar, yaylalar, şenlikler derken geçirdiğim zaman, gördüklerim, deneyimlediklerim ve kültürle ilgili bir mesele üzerine odaklanmanın bana düşündürdükleri ve kazandırdıkları aslında sonraki kariyerim için belirleyici ve yol gösterici oldu. Yani, zamanla etnomüzikolojiye doğru doğal bir yönelim gerçekleşti ve bu hâlâ beni içine çekmeye devam ediyor. Musicologist dergisi Scopus (Q2) ve ESCI başta olmak üzere uluslararası prestijli indekslerde indekslenen bir dergi. Özellikle Türkiye’den çıkan bir derginin bu seviyeye gelmesi için büyük bir emek göstermek gerekiyor. Bu sürece dair deneyimlerinizi, yaşadığınız zorlukları paylaşır mısınız? A.A: Musicologist dergisi Mart 2015’te Türkiye’de ilk defa müzikoloji alanına yönelik İngilizce ve uluslararası standartlarda bir dergi çıkartma fikri üzerinden gelişti. Asıl amaç Türkiye’de oldukça sorunlu olan müzik yayıncılığı alanını yukarı çekmek ve bir kalite çıtası ortaya koymaktı. Bugün Scopus (Q2) ve ESCI gibi indekslerde yer alması, elbette en başından itibaren uluslararası standartları hedefleyen bilinçli bir vizyon, titiz editöryal süreçler ve sürdürülebilirlik için büyük ölçüde kişisel fedakârlıklarla yürütülen uzun soluklu bir emeğin sonucu. Bu süreçte yaşadığım ve dahası bana bizâtihi yaşatılan zorlukları anlatmakla bitiremem; bu satırlara sığmayacaktır. Ama özetle, kurumsal ilgisizlik, finansal yükler ve yönetsel engellemeler gibi ciddi zorluklarla hâlâ mücadele etmeye devam ediyorum. Bu zorlukların üstesinden gelmek adına derginin akademik niteliğinden ödün vermeden istikrarlı bir yayın politikası sürdürmek benim için hep en belirleyici ve önemli unsur oldu. Ama artık yorulduğumu itiraf etmeliyim; diğer taraftan da her şeye rağmen bu sorunları ortadan kaldırmak adına çözüme yönelik adımlar attığımı da belirtmeliyim. Türkiye’de etnomüzikoloji ve müzikoloji alanlarında yayımlanan akademik dergilere dair izlenimleriniz neler? A.A: Son yıllarda bu alanlarda giderek artan bir yayıncılık faaliyeti var. Bu bir yandan sevindirici, ancak öte yandan düşündürücü. Asıl sorunumuz şu ki, gerçek anlamda uluslararası dergi olarak tanımlayabileceğimiz müzikoloji ve etnomüzikoloji dergimiz yok denecek kadar az. Artan ilgi de ne yazık ki büyük isimler, büyük iddialar, büyük söylemlerle birlikte ortaya çıkmasına rağmen uluslararası standartları karşılamak bir tarafa, yanından bile geçemiyor. Dolayısıyla önce emek, sabır, doğru planlama, tavizsiz ve şeffaf yönetim anlayışı ile yola çıkmak gerekiyor. Bunlar düzgün yapıldığında, süreç zaten ortaya konulan işi büyütüyor ve uluslararası alanda bunun karşılığı oluyor ve hak ettiğiniz değer size veriliyor. Yani klişe olacak ama sanırım az konuşmak, çok çalışmak gerek, aksi takdirde akademik yayıncılık yerinde saymaya devam edecektir. Bir editör olarak etnomüzikoloji/müzikoloji alanlarında akademik yayıncılığa katkıda bulunmak isteyen editörlere, yayına hazırlayanlara ve yazarlara neler tavsiye edersiniz? A.A: Akademik yayıncılığı sadece doğru ellerde yükselebilecek bir alan olarak görüyorum. Bu çerçevede, editörlere ve yayına hazırlayanlara dergi içi kalite standartlarını kurumsallaştırmalarını öneririm. Ancak sadece editörlere yönelik bir önerim daha var ki buna ayrıca ehemmiyet göstermelerinin önemli olacağını düşünüyorum. Editorial networking olarak benim kavramlaştırdığım bir stratejik eylemler silsilesi var. Öncelikle bunun üzerine biraz düşünmelerini isterim. Ve devamında alan içi ve disiplinlerarası sürdürülebilir iş birlikleri ve odaklı ağ yapıları kurarak hem görünürlüklerini hem de uluslararası dolaşımlarını artırmalarını öneririm. Yazarlara tavsiyem ise yalnızca yerel bağlama yaslanan değil, metodolojik açıklığı yüksek, literatürle güçlü diyalog kuran ve uluslararası dolaşıma girebilecek nitelikte çalışmalar üretmeleridir. Yazmak için ya da sadece başvuru veya yükseltme kriteri sağlamak için yayın üretmek gibi bir gafletin içinde bulunmasınlar. Çünkü bu tür yayınların ne bilime ne de topluma faydaları yok, günü kurtarmak için yapacakları küçük hesaplar orta-uzun vadede karşılarına çıkacaktır. Bana bu imkânı verdiğiniz için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar ve başarılar dilerim.
Go to News Site