Collector
“Lanetli” kitap | Collector Salman Ruşdi, 1992 yılında "Şeytan Ayetleri" kitabının ciltli olmayan (paperback) kopyasını tutarken / Fotoğraf: AP

TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Salman Rüşdi vesilesiyle Salman Rüşdi: Şu anda Filistin devleti kurulursa Taliban gibi olur Salman Rüşdi bıçaklanmasından 9 ay sonra kamera karşısında Label: KİTAP Type: news SEO Title: “Lanetli” kitap copyright Independentturkish:"> Salman Ruşdi, 1992 yılında "Şeytan Ayetleri" kitabının ciltli olmayan (paperback) kopyasını tutarken / Fotoğraf: AP

TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Salman Rüşdi vesilesiyle Salman Rüşdi: Şu anda Filistin devleti kurulursa Taliban gibi olur Salman Rüşdi bıçaklanmasından 9 ay sonra kamera karşısında Label: KİTAP Type: news SEO Title: “Lanetli” kitap copyright Independentturkish:"> Salman Ruşdi, 1992 yılında "Şeytan Ayetleri" kitabının ciltli olmayan (paperback) kopyasını tutarken / Fotoğraf: AP

TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Salman Rüşdi vesilesiyle Salman Rüşdi: Şu anda Filistin devleti kurulursa Taliban gibi olur Salman Rüşdi bıçaklanmasından 9 ay sonra kamera karşısında Label: KİTAP Type: news SEO Title: “Lanetli” kitap copyright Independentturkish:">
“Lanetli” kitap
Independent Turkish

“Lanetli” kitap

Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Ruşdi , Hindistan’ın bağımsızlığından kısa bir süre önce, 19 Haziran 1947’de Bombay’da (bugünkü Mumbai) Keşmirli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Keşmir onun için bir peri masalıdır. Duygusal bağları hep ata toprağıyla, hiç kopmaz. Ailem aslen Keşmirli ve şimdiye kadar bu konuyu hiç ele almamıştım… Dünyada Keşmir kadar güzel bir yer göremedim. Bunun sebebi vadinin çok küçük, dağların ise çok büyük olması; Himalayalarla çevrili minyatür bir kırsal alan oluşuyor ve gerçekten muhteşem. Ve doğru insanlar da çok güzel. Keşmir oldukça müreffeh bir yer. Yaşadığı şehir Bombay, Keşmir kadar ünlü yazarı etkilemiştir. Batı ile Doğu’nun iç içe geçtiği bu kozmopolit şehir, onun çocukluğundan itibaren dünya kültürüyle tanışmasını sağlamıştır. Hayatımın tesadüfleri bana, dünyanın farklı bölgelerinin bir araya geldiği, bazen uyumlu bazen çatışma içinde ve bazen de her ikisi birden - genellikle her ikisi birden- hikâyeler yaratma yeteneği kazandırdı. Urduca ve İngilizce’nin birlikte konuşulduğu bir evde büyüyen Ruşdi, 1961 yılında lise eğitimine devam etmek için ailesiyle birlikte Birleşik Krallık’a taşındı. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Göçmenlerin ülke düzenini bozduğu ve suçlara karıştığı yönündeki tartışmaların arttığı bir dönemde, İngiliz hükümetinin 1964’te aldığı kararla, aralarında Ruşdi ailesinin de bulunduğu göçmenler, Pakistan’a zorunlu göçe tabi tutulur. Bunun üzerine ailesi Karaçi’ye yerleşti. Cambridge Üniversitesi’nde tarih eğitimi alırken bir yandan da edebiyatla ilgilendi. Hindistan ve İslam tarihi ile göçmenlik temalı roman ve öyküler yazmayı denedi. Bu dönemde fantastik bilimkurgu türündeki ilk romanı Grimus’u1975 yılında kaleme alarak eleştirmenlerden tam puan aldı. 1981’de yayımlanan ikinci romanı Midnight's Children (Geceyarısı Çocukları) ile edebiyat dünyasında büyük övgü topladı. İlk bölümü Keşmir’de geçen roman, Hindistan’ın tarihini ve siyasetini sert bir dille eleştirdiği için Hindistan’da bir süre yasaklanır. Booker Prize, James Tait Black Memorial Prize ve Booker of Bookers ödüllerini kazanarak dünya basınına konu oldu. Yazarın rahatsız edici kalemi cezalandırılmaya devam edilecektir; bu kez Pakistan'da Utanç (1983) romanı aynı akıbete uğradı. Postmodern ve büyülü gerçekçilik tarzıyla bilinen romancı; Günter Grass, Mihail Bulgakov, Gabriel Garcia Marquez, James Joyce… etkilenmiştir. Roman, yazar, taşlama… Ruşdi, bir röportajında, “Hayatım bana başka bir konu daha verdi: çarpışan dünyalar" der. Çarpışan dünyalar üzerine kurgusal metinler yaratan yazar, yazma sürecinde an be an öngöremediği şeylerle karşılaştığını ifade eder. Okurun bunları nasıl karşılayacağına dair bir kaygı gütmeden, yalnızca yazmak zorunda olduğunu hisseder. Hayır, ben sadece bu işin hizmetkârıyım. Yazarın en meşhur eseri, The Satanic Verses'tir (1988, Şeytan Ayetleri) . Aynı zamanda 20'nci yüzyılın en tartışmalı eserlerinden biri olarak kabul edilir. 1988 yılında Whitbread Ödülü’ne layık görülür. Roman, Hindistan’dan İngiltere’ye gitmekte olan bir uçağın teröristler tarafından kaçırılıp havada patlatılmasıyla başlar. Bu kazadan mucizevî bir şekilde kurtulan iki Hintli karakter, ünlü Bollywood yıldızı Gibreel Farishta ile İngiltere’de yaşayan ve Batılı kimliğe hayran bir seslendirme sanatçısı olan Saladin Chamcha, hikâyenin odağındadır. Kazanın ardından iki karakter sembolik bir dönüşüm geçirir; Gibreel meleksi özellikler kazanırken Saladin şeytani görünüme bürünür. Gibreel, kazanın etkisiyle sık sık rüyalar görmeye başlar ve bu rüyalar romanın önemli bölümünü oluşturur. Rüyalarda tarihi ve dinî şahsiyetleri çağrıştıran, ancak kurmaca nitelikte olan sahneler yer alır. Salman Rüşdi / Fotoğraf: PA Değişim, göçmenlik, kimlik çatışması, inanç, kültürel yabancılaşma temalarını işler, roman. Bireyin yaşadığı aidiyet krizini, parçalanmış kimlik duygusunu ironik, hicivli anlatımla aktarır. Rüya fragmanları, bazı dindar çevreler tarafından kutsala saygısızlık olarak yorumlanmış ve roman yazarı yoğun tartışmaların hedefi haline getirmiştir. Eserin isminde; Allah’ın kelamı “ayet” ve Allah’a karşı gelmiş, günahkâr “şeytan” kavramlarının yan yana kullanılması bile onları çileden çıkarmaya yetti. Kitap, İslam peygamberine ve İslam dinine hakaret olarak yorumlandı. 1989 yılının Şubat ayında, İran devlet başkanı Ruhullah Humeyni, yazarı “mürted” ilan etti ve İslam hukukuna göre öldürülmesi gerektiği yönünde fetva yayımladı. Başına 3 milyon Amerikan doları ödül koydu, radikallerin açık hedefi haline getirdi. "Müslümanları Rushdie'yi öldürmeye çağıran" fetvanın gerekçesi şöyledir: Kuran’daki bazı ayetlerin şeytan tarafından Muhammed peygamberin kulağına fısıldanan bir hikayeyi işliyor. Rushdie, Kuran’ın tamamının Allah tarafından değil de Muhammed tarafından yazıldığını ima ediyor. Bu hadiseler, uluslararası büyük bir siyasi ve dinî krize dönüştü. Romanın yayımlanmasına katkı sağlayan kişi ve kurumlar tehdit edildi. Güney Afrika, Arap ülkeleri, Malezya vb. yaklaşık 20 ülkede kitabın yayımlanması yasaklandı. Hindistan ve Pakistan’da romanı yayımlamayı planlayan Amerikalı yayınevine karşı protestolar düzenlendi; gösteriler sırasında sert müdahaleler yaşandı ve göstericiler, Amerikan elçiliğinin önünü adeta mahşer yerine çevirdi. Fotoğraf: Sipa PressRex/Features Yaklaşık 10 yıl boyunca İngiliz iç güvenlik birimi MI5 gözetiminde yaşayan Ruşdi’nin kimliği gizlendi ve “Joseph Anton” takma adını kullandı (bu adı daha sonra yayımladığı anı kitabına da vermiştir). Yoğun güvenlik önlemlerine rağmen Amerika’yı İngiltere’ye kıyasla daha güvenli bulduğunu ifade etmiştir. Bana göre, böyle düşünmesi İngiltere’deki düzensiz göçmenlerin yaratmış oldukları sorunlar ve İngiliz hükümetinin bu konuda yetersiz kalmasıdır. Büyük bir kaos yaratan Ruşdi, övüldü, kutlandı; eleştirildi, tehdit edildi, kuklası yakıldı. Fotoğraf: Dave Caulkin/AP Dini otoriterliğe ve sansüre karşı durdu; muhafazakâr ve dini siyasete eleştirel yaklaştı. Bu yönleriyle liberal-sol çizgiye daha yakın görülür. En çalkantılı zamanlarında bile konforunu bütünüyle terk etmeyen, her gece partilere giden, sevgilileriyle zaman geçiren yazarın bir arkadaşı, “Ruşdi sayesinde her gün bir partideyiz” demiştir. Yaşam tarzı sol kesim tarafından eleştirildi. Türkiye’deki Sosyalist Hareket içerisinde hatırı sayılır bir yeri olan Murat Belge, Ruşdi’nin solculuğunu bu sebeple samimi görmüyor. Bir röportajında şöyle der: Yüksek sosyete hep Salman’ın hayatının bir parçası olmuştur. İnsan sokağa çıkamadıkça halktan da kopuyor. Bu nasıl solculuk? Ruşdi ve Sontag Romanın yarattığı rahatsızlık Avrupa’daki Müslüman gruplar arasına da sıçradı. Britanya’daki gruplar, kitleler halinde kitabı ateşe verdi. Aralarında Heinrich Böll’ün meşhur yayınevi Kiepenheuer und Witsch’in de bulunduğu Avrupalı yayınevleri kitabı çevirmekten vazgeçti. Kanada hükümeti, kitabın ithalatını durdurulmasını istedi; Amerikalı yayıncı Viking, kitap satış zincirleri Barnes & Noble, Waldenbooks, Dalton’un bombalanacağı söylentileri karşısında kitabın satışını durdurdu. Süren tartışmalar sebebiyle protestolarda, bombalı saldırılarda onlarca insan yaralandı, öldürüldü. Öldürülenler arasında kitabın çevirmenlerinden biri de vardı. Defalarca kitabının amacının insanların inancına hakaret etmek değil, göçmenlik ve kimlik meselelerini işlemek olduğunu belirten Ruşdi, ortaya çıkan şiddet dalgasını durduramadı. Kalabalıklara hitap eden kitapları sevmiyorum. Bazı Avrupalı yazarlar ve Nobel ödüllü Mısırlı yazar Necip Mahfuz bu fetvanın ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu söyledi ve kınadığını ifade etti. Pek çok Amerikalı yazar ve aydın da sessiz kalmayı tercih etti. Burada Martin Luther King Jr.’a atfedilen bu sözü hatırlayalım: Ve her şey bittiğinde, düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız. Sessiz kalmayan bir Amerikalı yazar vardı; o, edebiyatın namusunu korumayı kendine görev biliyordu. Söz konusu kişi hiç şüphesiz Susan Sontag’dır. O dönem uluslararası PEN’in başkanıydı. PEN’in idari komitesiyle acil bir toplantı düzenledi, basın açıklaması yaptı. O, olmasaydı bu edebi ve onurlu duruş gerçekleşmeyecekti. Kennerley, Sontag hakkında şunları söyler: Hemen hemen herkes tereddüt ediyordu… Oysa Susan’ın hiçbir şeyden korkusu yoktu. Kendisini zor zamanlarında yalnız bırakmayan Sontag’ı hep minnetle anan Ruşdi, onun cenaze töreninde, Paris’te toplanan kalabalığın arasındaydı. Onu, yaptığı iyiliklerle andı, eserlerinden pasajlar okudu. O da edebiyatın kraliçesi Sontag’ı son yolculuğunda yalnız bırakmadı. Kitap neden Türkçeye çevrilmiyor? Aziz Nesin, Şeytan Ayetleri’nin Türkçeye çevrilmesini istiyordu. Kimse çevirmeyince, yazarın iznini almadan kendisi çevirip “Salman Rushdie: Düşünür mü Şarlatan mı?” başlığıyla Aydınlık gazetesinde tefrika etti. Bunun üzerine gazete toplatıldı. Bunu haber alan Ruşdi, Nesin’in bu hareketine çok kızdı, dava açmayı düşündü. Ancak Murat Belge’nin böyle bir şey yapmamasını içeren mektubu onu kararından vazgeçirdi. Nesin’e olan öfkesini hiçbir zaman gizlemedi; yaptığı hareketi “hırsızlık” olarak nitelendirdi. Nesin’in bu problemli eseri yayımlaması, Türkiye’deki bazı kesimleri rahatsız etti ve Madımak olayı sırasında Nesin’i hedef tahtasına oturttu. Bu yakma olayını duyan Ruşdi, insanların kendi kitabı yüzünden öldürülmesine, yakılmasına kederlendi. Çevirisinin kötü olması üzüntüsünü daha da artırır. Otobiyografik romanı A Memoir Joseph Anton (Bir Hatırat: Joseph Anton) da Günter Wallraff’ın evinde Nesin’le buluşmasına değinirken onu "Türk yazar ve provokatör" diye anar. Can Yayınları’nın sahibi Erdal Öz, Ruşdi’nin yayıncısı olmadan önce medyada “Can Yayınları Şeytan Ayetleri’ni yayımlayacak” diye yalan haber çıkması üzerine sayısız tehdit mesajları aldı. Erdal Öz’ün oğlu Can Öz aldıkları tehdit ve sonuçları hakkında şu çarpıcı bilgileri veriyor: XX tarihli cumartesi günü evinize geleceğiz ve önce çocuklarınızı ve eşinizi, sonra da sizi öldüreceğiz.' Bu tabii gelen tehditlerden sadece biriydi ve biz, o haftasonu, hemen her haftasonu olduğu gibi Şile'ye gitmiştik. Döndüğümüzde evin kapısının kırılmış, içerideki mobilyaların, resimlerin paramparça edilmiş olduğunu görmüştük. Evden sanki bir gergedan sürüsü geçmişti. Kitaplarının Can Yayınları tarafından yayımlanması üzerine, Ruşdi’nin menajeri Andrew Wylie, Türkiye ziyareti sırasında Şeytan Ayetleri ’ni neden yayımlamak istemediklerini sorduğunda, Öz şu yanıtı vermiştir: Aslında istediğimizi ama bu riski göze almayacağımı anlattım ona, zira risk sadece yayıncıya ait değildi; yayın yönetmeni, editör, çevirmen, yayın koordinatörüne kadar herkese ulaşabilecek korkunç bir bağnaz tehdit vardı ortada. Can, Rushdie'nin yayıncısı olmaya devam edecek. Şeytan Ayetleri’ni ise, ki müthiş bir eserdir, yayımlamamaya devam edecek. Bu gurur duyduğum bir durum değil, hatta içim acır… Zehirli metinler… Dünyanın birçok yerinde Salman Ruşdi ve Şeytan Ayetleri aleyhinde yapılan kitlesel gösteriler, Şubat 1989 gündemini oluşturmuştur. Yayıncılık sektöründe infiale yol açan bu olaylar, çevirmenleri, editörleri, yayınevlerini tedirgin etmiş; basacakları eserleri daha dikkatli seçmelerini zorunlu kılmıştır. 1998 yılında dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, fetvayı kınadı. İngiltere ile ilişkilerini düzeltme amacıyla Ruşdi hakkında verdiği ölüm cezası kararından vazgeçtiğini açıkladı. Ancak İranlı Ali Hamaney, fetvayı yalnızca onu veren kişinin kaldırabileceğini; bu kişinin yani Ruhullah Humeyni’nin 1989’da öldüğü için fetvanın yürürlükte kalacağını belirtti. Resmî olarak kaldırılmayan fetva, son yıllarda İran hükümeti tarafından pek dillendirilmedi. 12 Ağustos 2022'de New York'ta bulunan Chautauqua Enstitüsü’ndeki kongrede konuşmacı olan Ruşdi; seyircilerden birisinin yumruklu saldırısına uğradı, boynundan bıçaklanarak ağır yaralandı, bir gözünü kaybetti, bir elini kullanamaz hale geldi. Saldırganın Şeytan Ayetleri 'nin ve malum fetvanın etkisiyle bu davranışı yaptığı tahmin ediliyor. Tüm yaşananlara rağmen Ruşdi yazmaya devam etti/ediyor. Kitapları 40’tan fazla dile çevrildi. 2024’te Hindistan'da 36 yıl sonra Delhi Yüksek Mahkemesi kararıyla yasak fiilen kalktı ve kitap yeniden raflardaki yerini aldı. Ez cümle: kitap yakmalar, düşünceyi susturmalar, aydınların hapsedilmesi hiçbir zaman hakikati görünmez kılmamış, düşüncelerin ihtişamına zarar vermemiş; tam tersine, daha da bilinmesine, yıldız gibi parlamasını sağlamıştır. Ray Bradbury’in dediği gibi: Gerçek gerçektir, kıyamete kadar. Karalama, yasaklama kampanyaları, ölüm fetvası; Ruşdi’nin adını yaşayan diğer yazarlardan daha çok tanınmasını sağladı, yazarlık ünü saldırılar karşısında neredeyse hiç yara almadı. Şeytan Ayetleri ’nin değerini düşürmedi. O zaman yaşananlar yeni değildi; önceden de Ulysses’te, Lolita’da, Doctor Zhivago’da görülenlerin bir benzeriydi. Daha önce sonuç alınmadığı gibi bu sefer de sonuç alınmadı. Alberto Manguel; Kafka’nın 1904’te yakın arkadaşı Oskar Pollak’a “rahatsız edici”, “lanetlenmiş” kitaplarla ilgili yazdığı notu bize aktarır: Bütünüyle bizi ısıran ve bizi zehirleyen kitapları okumalıyız. Okuduğumuz kitap kafamıza bir balyoz indirilmiş gibi bizi uyandırmıyor ise, neden okuma zahmetine girelim ki? Senin dediğin gibi, bizi mutlu kılsın diye mi? Aman Tanrım, hiç kitap olmasaydı da o denli mutlu olurduk… Bize gerekli olan, en acı verecek talihsizlik gibi bize vuran kitaplar… Kitaplarla kalın! *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Salman Rüşdi KİTAP kültür Behçet Darğın Behçet Darğın Independent Türkçe için yazdı Behçet Darğın Pazar, Nisan 5, 2026 - 12:30 Main image:

Salman Ruşdi, 1992 yılında "Şeytan Ayetleri" kitabının ciltli olmayan (paperback) kopyasını tutarken / Fotoğraf: AP

TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Salman Rüşdi vesilesiyle Salman Rüşdi: Şu anda Filistin devleti kurulursa Taliban gibi olur Salman Rüşdi bıçaklanmasından 9 ay sonra kamera karşısında Label: KİTAP Type: news SEO Title: “Lanetli” kitap copyright Independentturkish:

Go to News Site