Collector
'İbrahim tarafından verilen topraklar', işgaller, kurşunlar: İsrailli yerleşimciler Muhammed'i nasıl katletti? | Collector
'İbrahim tarafından verilen topraklar', işgaller, kurşunlar: İsrailli yerleşimciler Muhammed'i nasıl katletti?
soL Haber

'İbrahim tarafından verilen topraklar', işgaller, kurşunlar: İsrailli yerleşimciler Muhammed'i nasıl katletti?

İsrailli yerleşimciler 13 Mart'ta Güney El-Halil Tepeleri’nde bulunan bir arpa tarlasına girdi. Önce 29 yaşındaki Amir'i, ardından 34 yaşındaki Halid'i öldürdüler. Oğulları Amir ve Halid'in ölüm anlarına şahit olan Muhammed Shanaran'ı da sopalarla darp ettiler. Bu olaydan iki hafta sonra başka İsrailli yerleşimciler, başka bir Amir'i öldürdü. Bu Amir de babasının gözleri önünde Kusra'daki tarlasında katledildi. İki küçük çocuk babasıydı, 28 yaşındaydı, adı Amir Odeh'ti. Bu hafta ise İsrailli yerleşimcilerin kurbanı Tekoa yerleşimi yakınlarında öldürülen 39 yaşındaki Muhammed Faraj oldu. Muhammed de diğer Filistinliler gibi babasının gözleri önünde öldürüldü. İbrahim tarafından verildiği iddia edilen topraklar, aylarca devam eden tacizler, devlet kurumlarına yapılan ve karşılık bulmayan şikayetler, cansız bir beden, acılı bir aile ve serbest bırakılan katiller... İsrailli yerleşimcilerin sınır tanımaz barbarlığı şiddetlenerek devam ediyor. Faraj ailesi ve 97 dönümlük tapulu arazi İsrail merkezli Haaretz gazetesinde yayımlanan Gideon Levy ve Alex Levac imzalı habere göre; Faraj ailesi, şu anda Batı Kudüs'ün lüks bir mahallesi olan Malha köyünden sürüldü, Doğu Kudüs'teki Beit Safafa kasabası yakınlarındaki Sharafat köyüne yerleşti. Ailenin babası, 75 yaşında Ahmed Faraj. İsrail genelindeki inşaat firmalarında 54 yıl boyunca formenlik yapmış. Ahmed Faraj'ın oğlu Muhammed Faraj. 39 yaşında. İnşaat mühendisi olmasına karşın son yıllarda Batı Kudüs'te sebze-meyve taşıyan bir kamyon şoförü olarak çalışıyordu. Muhammed’in 35 yaşındaki eşi Arin ise çiftin altıncı çocuklarına hamile. Aile, Kudüs'ün güneyindeki Efrat ve Tekoa yerleşimleri arasında kalan Harmala köyünde 97 dönümlük bir araziye sahip. Bu topraklar 75 yaşındaki Ahmed Faraj'a ailesinden miras kalmış. Bir kısmı İsrail kontrolündeki C Bölgesi, bir kısmı ise ortak kontrol altındaki B Bölgesi'nde yer alan bu mülk, şahıs malı olarak İsrail Tapu Sicili’nde kayıtlı. Ahmed Faraj. (Solda) 'İbrahim burayı bize verdi, kanunun da üstündeyim' Ahmed Faraj, "Kimse bizi rahatsız etmezdi, biz de kimseyi etmezdik. Harika bir hayatımız vardı" diyor. Filistinlilerin "stratejik gıda" dediği, az emek isteyen zeytinlerin yanı sıra bir de sebze bahçeleri olduğunu ekliyor. Bu "harika hayat", yaklaşık bir yıl önce aniden sona erdi. Çünkü Efrat ve çevresindeki kaçak yerleşim birimlerinden gelen yerleşimci İsrailliler, Farajların arazisine göz dikti. Aile bir bekçi tuttu ve ardından on binlerce şekel harcayarak alanı çitlerle çevirdi. Yaklaşık altı ay önce bekçi, yerleşimcilerin arazi araçlarıyla bölgeyi istila ettiğini haber verdi. Ahmed, yerleşimcilerin "ekip lideri" olarak adlandırdığı Yehuda’ya sordu: " Neden buradasınız? Burada ne istiyorsunuz?" Yerleşimci yanıtladı: "Burası bizim toprağımız." Ahmed bilmek istedi: " Kimse burayı size sattı mı? Biri size hediye mi etti? Devlet mi verdi?" Yehuda "Hayır" cevabını verdi. Ahmed bir soru daha sordu: "O halde nasıl senin olduğunu söylüyorsun?" Cevap şuydu: "Atamız İbrahim burayı bize verdi." Ahmed: "Atamız İbrahim mi verdi? Güzel. İbrahim senin de baban, benim de babam. Sana da verdi, bana da verdi. İshak’a da verdi, İsmail’e de verdi." Yerleşimci Yehuda itiraz etti: " İbrahim toprağı sadece Yahudilere verdi. İstesen de istemesen de toprak bizim. Ben kanunum ve kanunun da üstündeyim. " Kısa süre içinde bu soğuk diyalog, yerleşimcilerin Ahmed’e fırlattığı taş yağmuruna dönüştü. Ahmed de olay büyümeden tarladan ayrılmaya karar verdi. Tarlaya kurulan siyah çadır Faraj ailesinin sıkıntıları böyle başlamış oldu. Ahmed hala elindeki belgelerin gücüne inanıyor ve kolluk kuvvetlerinin haklarını koruyacağını varsayıyordu. Filistinli de olsa sonuçta o da bir İsrail vatandaşıydı. Ancak geçen hafta Çarşamba günü bekçi, yerleşimcilerin çitleri yardığını söylemek için onu tekrar aradı. Ahmed, İsrailli patronlarından birkaç saatliğine izin alarak arazisine koştu; yerleşimcilerin sanki kendilerininmiş gibi orada dolaştığını gördü. Yağmur yağıyordu, çitteki açığı onarmadan ayrıldı. Ertesi sabah Sharafat’taki evinde uyurken bekçiden gelen bir telefonla uyandı. Bekçi, yerleşimcilerin gece bir traktörle tarlaya geldiğini, mülke girmek için açtıkları 10 metrelik yarıktan içeri girip toprağı düzlediklerini haber veriyordu. Ayrıca spot ışıkları ve bir jeneratör getirdiklerini, demir kazıklarla yere sabitlenmiş büyük bir siyah çadır kurduklarını da ekliyordu. Ahmed, sabah saat 06:00'da olay yerine vardığında, buğdayların yeniden yeşerdiği tarlasında yürüyebilmek için yanına bastonunu almıştı. Yaklaştığında Yehuda ona bağırdı: "Dur!" Ahmed, "Toprağı size kim verdi? Çadır kurma iznini kim verdi?" diye sordu. "Tanrı verdi," yanıtı geldi. Ahmed üsteledi: "Tanrı, Tevrat'ı Musa'ya, Kuran'ı Muhammed'e verdi." Yerleşimci ise şöyle dedi: " Tanrı bana gücü verdi. Şimdi buradan git. Otuz kişi seni bekliyor. Hemen gitmezsen seni nelerin beklediğini bilmiyorsun." Şikayete gelen askerler, sarılmalar ve kırılan umutlar Ahmed, polisi aramak için çitlerle çevrili alandan çıktı ve daha sonra İsrail ordusundan neler olup bittiğine dair bir video göndermesini isteyen bir telefon aldı. Yaklaşık 10 dakika sonra üç askeri cip geldi. Ancak askerlerin ciplerinden inmesiyle Ahmet'in umutları da yok oldu: "Maalesef askerler ve yerleşimciler birbirlerine sarılmaya başladılar." Birlik komutanı, Ahmed’e polise şikayette bulunmasını tavsiye etti; ancak bu şekilde izinsiz girenleri çıkarabileceklerini söyledi. Bunun üzerine Ahmed, şikayette bulunmak için aşırı dindar Betar Ilit yerleşimindeki polis karakoluna gitti. Görevli polis kadın önce onu sorguladı: "Neden bölgeye girdin? Sen bir İsraillisin, oraya girmene izin verilmiyor. Orası 'kırmızı alan', kapalı askeri bölge." Ahmed ona söz konusu bölgenin kırmızı alan da askeri bölge de olmadığını, aksine kendi mülkü olduğunu kanıtladı. Kanıtlara ikna olan polis, "Şimdi şikayetini yap" dedi. Mermi ve taş yağmuru: 'Oğlun Muhammed'e bak' Geri döndüğünde çadır sökülmüştü ancak yerleşimciler hala oradaydı, yakındaki bir mağarada saklanıyorlardı. Yerleşimciler tarladan çıktığına göre askerlerin de görevi bitmişti, o yüzden bölgenden ayrıldılar. Ancak askerler gittikten hemen sonra yerleşimciler tarlaya girdi ve çadırı tekrar kurmaya başladı. Ailesinden birkaç kişiyle birlikte Ahmed çitlere yaklaştı, ardından kendisine ve ailesine ateş açıldı. Yaklaşık 15 metre ötede duran yerleşimciler aynı zamanda Farajların üzerine taş da atmaya başladı. Ahmed başını bir nesnenin sıyırıp geçtiğini hatırlıyor; şimdi o noktada altı dikiş var. Bir sağlık görevlisi daha sonra ona, bunun bir taş değil, milimetrelerle onu ıskalayan bir kurşun olduğunu söyledi. Yüzünün ve kıyafetlerinin kan içinde kaldığını fark ettiği sırada birisi Ahmed'e seslendi: "Oğlun Muhammed'e bak." Muhammed sırtüstü yatıyordu; ağzından, burnundan ve gözlerinden kan sızıyordu. Yaralı olan Ahmed, kanamayı durdurmak için oğluna doğru koştu ama boşunaydı: Muhammed'in sağ gözünün üzerinde, alnında bir delik vardı. Muhammed Faraj. Ahmed gözaltına alındı, saldırganların hepsi serbest Baba ve oğul önce bir Filistin askeri kliniğine tahliye edildi. Oradan bir İsrail ambulansıyla Kudüs'teki Har Homa mahallesi yakınındaki kontrol noktasına, oradan da ayrı ambulanslarla Shaare Zedek Tıp Merkezi'ne götürüldüler. Muhammed’i hayata döndürme çabaları sonuçsuz kaldı. Polis memurları Ahmed’i sorgulamak için hastaneye geldi ve ertesi gün serbest bırakıldı. İsrail Polisi sözcüsü bu hafta Haaretz gazetesine şunları söyledi: "Yasadışı yerleşim birimlerinin tahliyesi, Yahudiye ve Samiriye'deki egemen olması hasebiyle İsrail Ordusu Merkez Komutanlığı'nın sorumluluğundadır. Birkaç gün önce meydana gelen, biri daha sonra hayatını kaybeden iki İsrailli sivilin yaralandığı olay sonrası İsrail ordusu bölgeye çağrılmış ve polis güçleri soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında bir şüpheli tutuklanmış, ardından kısıtlayıcı koşullarla serbest bırakılmıştır. Soruşturma devam etmektedir." İsrail Ordu Sözcülüğü ise şu açıklamayı yaptı: "Geçtiğimiz hafta, yasadışı bir yerleşim birimi yakınında İsrailli ve Filistinli siviller arasında çıkan çatışma raporu üzerine güçler bölgeye sevk edildi. Yerleşim birimi o günün erken saatlerinde kaldırılmış ancak yasadışı olarak tekrar kurulmuştu. Güçler çatışmayı dağıtmak için müdahale etti ve herkes ayrılana kadar orada kaldı. Güçler ayrıldıktan sonra, bir kişinin öldüğü ve Doğu Kudüslü üç kişinin yaralandığı bir olay meydana geldi. Olayın ileri soruşturması İsrail Polisi’ne devredildi." Ahmed Faraj ve kurşun sıyırması nedeniyle yapılan bandaj. Cenazeye de müdahale: 'Bir şey yaparsanız başınız belaya girer' Cuma günkü cenazeden önce Ahmed, Kudüs'teki Moriah Polis Karakolu'na çağrıldı ve cenazeye dair kısıtlamalar listesi tebliğ edildi: Afiş yok, "Allah büyüktür" nidası yok, bağırmak yok. Polis memuru, "Bir şey yaparsanız başınız belaya girer" tehdidinde bulundu ve Ahmed sessizlik sözü verdi. Ancak birisi cenazeye Muhammed'in fotoğrafının olduğu bir afiş getirdi ve aile anında polisten bir telefon aldı: "İstemediğim bir afiş var, onu indirin. Size beş dakika veriyorum, ya o afiş inecek ya da gelip orayı kapatacağız." Afiş kaldırıldı ve cenaze sessizce devam etti. Yerleşimcilerin işgali devam ediyor: Cinayetten sonra dört defa çadır kuruldu Öte yandan bu hafta, ailenin arazisine yine işgalci bir çadır kuruldu. Bu sefer öncekinden daha küçük ve beyaz bir çadır. Çadır, İsrail ordusu ve sınır polisi tarafından üç dört kez söküldü ve yerleşimciler her seferinde çadırı geri dikti.

Go to News Site