Collector
Üç model | Collector
Üç model
BirGün Kültür ve Yaşam

Üç model

Siyasal öğrencisi genç bir okurum benle buluştu. Çoğuna katılmadığım fikirler söyledi. Onun üslubunu taklit ederek aktarayım, belki bir pencere açar, bir faydası olur veya belki komple saçmalıktır, siz karar verin. “Ateş Abi, sana tezimi üç model üzerinden anlatacağım. İlki Erdoğan Modeli... CHP yenildi abi. Net biçimde yenildi. Tarihini de vereyim: 6 Mart 2023, yani Kılıçdaroğlu’nun aday oluşunun ilan edildiği gün. Bam. O an her şey bitti. Üç gün öncesini hatırla, 3 Mart’ta Meral Akşener masadan kalktı. Sonra kulisler filan ve akıllara zarar bir kararla İmamoğlu ve Yavaş’ın müstakbel ‘Cumhurbaşkanı Yardımcıları’ ilan edilmesi. Arka arkaya berbat hamleler. 3 Mart ve 6 Mart arasındaki 72 saatte, İmamoğlu, bir Erdoğan olamayacağını kanıtladı. Tek yapması gereken Fatih Altaylı’ya çıkıp, “Meral Hanım’a hak veriyorum. Bu Altılı Masa benim de aklıma yatmadı” demesiydi. O anda yüz bin imza toplanır, aday olur, ilk turda KK’ya fark atar, ikinci turda da RTE’yi yenerdi. Bunu yapmadı. O trajik komedyanın neferi oldu. Oysa aynen böyle bir gerilim anında RTE, Erbakan’la köprüleri yakmıştı. Erbakan ki Milli Görüş’ün Atatürk’ü, Erdoğan bu adama boyun eğmedi. Ama İmamoğlu Kılıçdaroğlu’na eğdi. Seçim kaybedildiği gün gelecek beş yıl boyunca yaşanacak her şey belliydi. İmamoğlu bir ömürde ele bir kez geçecek fırsatı kaçırdı. Çok mu düz konuşuyorum? Tamam yorum yapma, gençliğime ver. İkinci modele geçiyorum: Erbakan Modeli. Mayısta seçim kaybedildi. Üç ay önce, yapması gerektiği anda Kılıçdaroğlu’na bayrak açamayan İmamoğlu, yapmaması gerektiği anda belediyeci kimliğini sıfırlayıp parti içi mücadeleye girdi. Diyeceksin ki Kılıçdaroğlu mu kalsaydı? Kalsaydı. Ona ne? Belediye başkanına ne? Erdoğan beş yıllığına seçimi kazanmış, bırak kim ne mücadelesi verirse versin. Karışma. Elinde proje dosyaları Külliye’nin kapısından ayrılma. Senin kendi rızanla aday olduğun belediye başkanlığı makamının patronu Erdoğan. Bunu bile bile aday oldun. Şimdi CHP içinde savaşa filan girme, belediye başkanlığından başka bir şey yapma. Ama biliyorsun, bu da olmadı. Kurultay kazanıldı, bayram rüzgarı esti. Yerel seçim kazanıldı, bayram fırtınası esti. Yerel seçim 2019’da kazanılmıştı aslında, o tarih silindi. 2019’da seçimi kazanan belediye başkanları çok iyi çalıştıkları için 2024 seçiminde doğal olarak daha fazla oy alındı. Sen yazmıştın, bir iki kişi daha söylemişti, müthiş zafer olarak ilan edilen 2024 yerel seçim sonuçları, tarihi hezimet olarak nitelendirilen 2023 CB seçimlerinden çok da farklı değildi. Kılıçdaroğlu’nun il il, ilçe ilçe aldığı oylara bak, karşılaştır. Bunların üzerine yerel seçim dinamiğini ve aday faktörünü ekle... *** Geçen yıldan beri de ip koptu. Satranç gibi düşün. Özgür Özel miting yapıyor, haykırıyor, belge çıkartıyor, bir açıdan harika performans ama o ağzını her açtığında bir kişi daha içeri alınıyor. Vezir gitti, fil gitti, kale gitti, piyonlar bol bol gitti.. Haklısın ama konu hak değil, güç maalesef. “Seçimi kazanıp hepinizden hesap soracağım.” Sordurur mu abi adam hesabı? Rakibinin elinde asker, polis, mahkeme, medya her şey var, senin elinde bir tek halk kalmış ama o halk Erdoğan’da da var. Son seçimde Özel 17 milyon, Erdoğan 16 milyon oy aldı. 28 Şubat’ta ben daha doğmamıştım ama bilgiler ortada. O zaman Erbakan geri adım atmıştı. Kendi partisinde bile yadırganmıştı. Peki atmasaydı ne olurdu? O da esseydi, gürleseydi, nereye giderdi o iş? Özetle Özgür Özel’in o dönemki Erbakan Modeli’ni irdelemesi gerek. Özel adı gibi bir insan ama bu üslup onun üslubu değil. Şu an kendi yazmadığı bir senaryoda oynuyor. Mesela yarın Erdoğan’la bire bir görüşme talep et. De ki “Belediye başkanlarını siyasallaştırma fikri ilk andan itibaren hataydı, yerel seçim ve genel seçim aynı şeyler değil.” De ki “Bir milli mutabakat hükümeti kuralım, ilk hedefimiz Kürt konusunu toplumsal kabulle çözmek olsun. De ki “Ülke yanıyor, bölge yanıyor, patinajla vakit kaybetmeyelim. Biz her özveriye hazırız.” “Sonra elele tutuşup şarkı mı söyleyecekler?” diye araya girmek zorunda hissetim. “İktidar bunu nasıl okur, görmüyor musun?” “Nasıl okur abi? Onlar kendilerini, senin onları gördüğün gibi görmüyor olabilir mi? Herkes çok mu memnun? Karşıda da çıkış yolu aranmıyor mu? Denemekten ne zarar gelir? Ne konuşulur, nasıl konuşulur bilemem ama bir diyalog adımı kendi başına bir devrim zaten. “Biz geleceğiz ve sizden hesap soracağız” ezberinden vazgeçilmesi gerek, bunun sonu  yok; domuz bağı gibi, çırpındıkça boğuluyorsun. *** Üçüncü modelimiz Atatürk Modeli: Yurtta huzur, dünyada huzur... Ben Özgür Özel’in yerinde olsam, Erdoğan’a emperyalizmin “tacit conditionality” kavramından söz ederdim. Hüsnü Mübarek’le ABD’nin otuz yılına bak. Trump Suudi Kralı’na neler dedi? Benzer ifadeleri başka ülkelere karşı da kullanmıyor mu? Obama beysbol sopası tutarak konuşmamış mıydı? ABD bu cesareti bizim iç huzursuzluğumuzdan alıyor ve bu nedenle de bunu destekliyor. ‘Evdeki kavga elin bayramıdır’ derler. Yurtta huzur kalmayınca ABD, İsrail, AB, Rusya, tüm fırsatçı ülkeler bunu kullanır ve senden her geçen gün daha ağır tavizler isterler. Battıkça batarsın, sürdürülebilir değil, sürdürebilen örnek yok dünyada. Bu iş Erdoğan’a da zarar, herkese zarar. Ben Özel’in yerinde olsam, büyük düşünürdüm. Güncelin baskından kurtulup; memleketin geleceği için cesur bir adım atardım. Bu ülkede huzur olursa, iç barış olursa, düşman ülkelerin alanı daralır. Sana yirmi yaşındaki ahmak bir delikanlı gibi geliyorum ama tek çözüm diyalog. Tek çözüm karşılıklı saygıyı inşa etmek. Tek çözüm, Mayıs 2023’de yenildiğini ve şu an hala o dönemde yaşandığını kabul etmek. Tek çözüm seni sevmeyeni sevmeye çalışmak. Bunu BirGün söylemez, Erkan Baş söylemez, söylemesinler de ama merkez partiler yapmak zorunda. Kişiler birbirlerini sevmeyebilir, temsilcilerin böyle lüksü yok. Benim aklım bu kadarına eriyor. Şimdi Makyavel, Hobbes diyeceğim küfredeceksin ama istersen sana Lenin’den de alıntı yaparım. Konuşmalıyız abi. Derin bir nefes alıp, kibrimizi, öfkemizi ve acımızı içimize gömüp konuşmalıyız. Diyalektik iletişim ilk günden beri hataydı ve zararın neresinden dönülse iyi. Sen elli yılı devirmişsin ama benim gibi gençlerin ve henüz doğmamışların geleceği için... Konuşmalıyız.”

Go to News Site