Collector
Amerika’nın Çöküşü I: Mr. Mercedes | Collector
Amerika’nın Çöküşü I: Mr. Mercedes
soL Haber

Amerika’nın Çöküşü I: Mr. Mercedes

Soğuk savaşın propaganda fırtınası, yıllar süren küresel bir körlüğün insanlığa musallat olmasına neden oldu. Özgürlükleri tanımayan, bireyi kolektif bilince kurban eden komünist canavar miti, gerçek canavarın varlığını sinsice örttü. Bireyciliğin katıksız bir bencilliğe sürüklediği Amerikan rüyası, bir tür yamyamlık icat etti. Adına Amerikan halkı denen insan yığını, yamyamlığı insan doğasının bir gereği olarak kabul etmeye zorlandı. Bu deli gömleği sadece Amerikan halkına giydirilmedi, adına Amerikan kültürü denen ucube kültür, tüm Avrupa’yı kuşattı. Hamburgerin işgal ettiği topraklarda vicdan, felsefe ve aydınlanmanın son izleri de ortadan kalktı. Şimdi, herkes birbirine bakıp Avrupa halkı, İran hakkında ne biliyor diye soruyor. Kovboylar ve soykırımcı Epstein koalisyonu ne biliyorsa, yaşlı kıtanın esir alınmış halkları da o kadarını biliyor. İnatla mücadele eden devrimcileri bir yana koyarsak eğer, Atlantik cephesinde doğuya dair büyük bir kibir ve körlükle karşı karşıyayız. Bu öylesi büyük bir körlük ki, Avrupa’da yaşarken kendinizi Saramago romanlarındaki bir karakter gibi hissedebilirsiniz. Komşusuna, eşine, hatta çocuklarına yabancı bir yaratık icat ettiler. Bu yaratığın bilimsel adının homo sapiens olmadığı kesin. Kuyruksuz maymunların bu en yücesi, en akıllısı ve bir evrim mucizesi olduğu iddia edilen insan artık kendi kendini imha etmeye doğru ilerliyor. Gazze soykırımıyla başladı, küresel yıkımın işaretleri. İnsan, doğa tarafından alt edilemeyen tür olmaktan çıkmak üzere. Hem de bunu kendi elleriyle başaracak. Bir fetiş nesnesi olarak Mercedes tam da burada devreye giriyor. Sarı Mercedes filmini izleyenler, insanın kendi yarattığı kültür ve ideoloji tarafından nasıl esir alındığına İlyas Salman’ın usta oyunculuğu eşliğinde tanıklık etmiştir. İnsanın kendi yarattığı metalar, onun dışında bağımsız bir ruh olarak ortaya çıkarken aynı zamanda konuşabilen canlılara dönüşürler ve bir şekilde can bulan balkız, bu zavallı insanı ele geçirir. Bu kişi artık kuklacının elindeki zavallı bir kukladır. Bu yüzden meta fetşizmini görmezden gelen tüm ideolojik çözümlemeler kocaman bir çöptür. Bu çöplüğün müptelası olanlar, askeri terör rejimine sınırsız bir güç atfetmektedir. Gerçekte olan ise, bir ‘Sarı Mercedes’ yanılgısıdır. Görüntüyü bozan bu kırılma, Amerika’nın zayıf yönlerini görmemize engeldir. Çünkü o ulaşılması, arzu edilmesi gereken bir fetiş nesnesidir. Kah sizi kollarına almayı bekleyen kaslı bir erkek, kah bacaklarını onu arzulayan erkeğe açmış olan herkesin ulaşamadığı bir doruk noktasıdır o. Amerika, onunla yatmayı bekleyen bir arzu nesnesi, bir fırsatlar dünyasıdır. Çoğu kişi bu mitolojik çekim gücüne kapılır ve pek çoğunun sonu Hollywood filmlerinin aksine trajediyle sonuçlanır. Bu düş uzun süredir sağından ve solundan bozulmaya başladı. Görüntünün kenarlarındaki kan lekeleri çoğaldıkça Amerikan rüyası, yerini Amerikan gerçekliğine bıraktı. Stephen King’in yazdığı Mr. Mercedes (Bay Mercedes), üçlemesi de projeksiyonu bu gerçeğe doğrultuyor. Sınıfsal gerilimleri törpülenmeye çalışsa da gönenç devletinin çöküşüyle, tahtını kaybeden beyaz adamın trajedisine tanıklık ederiz. Bu güzel kitabın bir de dizisi çekilmiş ve dizi bir biçimde kitabın içindeki anlatının kitlelere ulaşmasında önemli bir aracı rolünde. Emekli bir cinayet masası dedektifi Bill Hodges’ın (Brendan Gleeson), yaşadığı ve görev yaptığı bölgeyi sarsan bir katliamı kişisel bir mücadeleye dönüştürmesiyle başlayan bir hikayeden söz ediyoruz. Aslında anlatılan Amerikan toplumunun çöküş hikayesidir. Irkçılık, pedofili ve cinayetler Amerikan rüyasının vazgeçilmez temasıdır. Bu ana temaların onlarca yıl boyunca dünya halklarından saklanması ve Amerika’nın bir özgürlük rüyası olarak pazarlanabilmesinin inanması güç bir gerçek olduğunu düşünüyorum. Evrimsel süreç içerisinde zekasıyla övünen bir canlı için hazin bir son. Diziyi merak edebilecek olanları düşünerek fazla ayrıntı vermeyeceğim. Ancak bu yazıyı tamamlayabilmek için her şeyin başladığı noktaya dönmemiz gerekiyor. Yani Mercedes’in marş bastığı o ilk ana. Nazilerin bu önemli sembolü, katil Brady Hartsfield (Harry Treadaway) tarafından yeni bir kitlesel ölüm silahına dönüştürülecektir. Bu yönüyle sembolizmin hedefi tam on ikiden vurduğunu söyleyebiliriz. İş fuarına katılabilmek için ayazın ortasında kuyrukta bekleyen yoksullar hedef seçilmiştir. Hartsfield, bir anti kahramandır; sınıf kininin toplumun duvarlarına çarpa çarpa nasıl yoksullara yöneldiğini tüm varlığıyla göstermektedir. Amerikan toplumunda maalesef bunun örneği çoktur. Yoksulun kini, yine yoksula yönelmektedir. Çünkü buradaki ana hedef, aslında yoksullar değildir. Toplumun kendisidir. Kendisi de o toplumun kurbanı olan katil, özünde bu hastalıklı toplumun köklerini dinamitlemek istemektedir. Basit terör ya da kör şiddet eylemi olarak görünen ya da öyle gösterilmek istenen eylemler, özünde dibine kadar insancıl ve felsefi derinlik içeren eylemlerdir. Bu diyalektiği kavramakta zorlananlar elbette bir katliamcıdan ‘muhteşem bir insan’ örneği yaratmaya çalıştığımızı iddia edebilir. Oysa ideolojik zırvalıkları bir kenara bırakıp aklı devreye aldığımızda, farlarını yoksulların üzerine doğrultmuş Hartsfield’in ne yapmak istediğini anlayabiliriz. O kendisini yok eden, çocukluğunu çalan toplumun acımasız bir düşmanıdır. Artık durdurulması mümkün olmayan bir amok koşucusudur. Mr. Mercedes kurbanlarına doğru ilerler, aralarında bebekli bir kadının da olduğu yoksul kalabalığı biçer geçer. Belki de hikaye burada başlamakta ve burada bitmektedir. Amerikan halkı esir alınmış bir halktır, milyarderler tarafından cahil bırakılmış, temel sağlık hizmetlerinden yararlanamayan zavallı bir esirdir. Beyazların bu vahşi kast sistemindeki düşüşü oldukça dramatiktir. Beyazlar düştükçe, biriken sınıfsal öfkelerini siyah kölelere yöneltmişlerdir. Bu öfke, bugün Amerikan Nazizminin ve MAGA hareketinin itici gücüdür. İşte dünyayı felakete sürükleyen şey budur. Donald Trump’ın kişiliği ya da çılgınlıkları değildir insanlığı yok olmanın eşiğine getiren. Amerikan toplumunun ta kendisidir. Amerika, insanlığı tüketen ve yiyen bir Minotor’dur. Amerikan halkının içinden fışkıran bu şiddet fırtınaları da canavarın kendisini, yani toplumun tamamını yok etmeye dönüktür. İlkokullarında otomatik tüfekli adamlar görevlendiren, öğretmenlerine silah eğitimi aldıran bir çıldırmışlık halidir Amerika. İşte tüm bu gerçekler saklandığında, yenilmezlik miti devreye giriyor. Gerçekte olan ise Amerika gümbür gümbür çöküyor. İçeriden çöküyor, içeriden çöktüğü için kuduz köpek misali gözüne kestirdiği mazlum halkları ısırmaya çalışıyor. İran halkı son kurbanlardan biriydi. Ancak emperyalist canavarın dişleri bu sefer ısırdığı yerde kaldı. Dişi sökülen canavar, acı çığlıklar atıyor. Koca medya kuruluşları tüm bu gerçeklere rağmen, Amerikanın rüya ordusunu ve rüya yaşamını pazarlamaya devam ediyor. Oysa Mr. Mercedes marşa bastı ve motoru çalıştırdı. Palyaço maskesinin ardında çoluk çocuk demeden kahkahalar atarak üzerimize doğru geliyor. Egzozundan nükleer silahların alevlerini çıkartarak yaklaşıyor... İnsanlık kendi sonuna doğru adım adım ilerliyor. Ya ölmekte olan bu canavarın kalbine erdemin keskin kılıcı saplanacak ya da Mr. Mercedes böylesine ahmak bir türün yeryüzünde yaşama hakkının olmadığına hükmedecek ve bir seferde hepimizi biçecek. Amerikan toplumunun ve siyasi eğilimlerine bayılmasam da yetenekli bir yazar olarak gördüğüm Stephen King’in verdiği mesaj açıktır. İnsan, temelde yanlış şeyden korkmaktadır, ölümden korkmayın; çürüyerek yaşamaktan korkun! Sokağa çıkın, parklara, ıssız sandığınız alanlara doluşan insanlara bakın. Uyuşturucunun, dev camlı plazaların, yükselme hırsının esiri olmuş çürümüş zavallılara, kendi türünüzün haline bakın ve buna tanıklık edin! Çürüyerek yaşayanlar, sadece yaşadıklarını sanan zombilerdir. Zombi alegorisinin Amerikan kültüründe önemli bir yeri var. Çöküş serisinde belki konu bu yaşayan ölülere de gelir, kim bilir? İnsanlık yoluna çürüyerek ve kokuşarak devam edemeyeceğine göre. Bir noktada üzerimize hızla gelen bu dev savaş makinesinin altında can vermemek için birleşmek ve birbirimize kenetlenmek zorundayız.

Go to News Site