BirGün Gazetesi
Memleketin hallerini ve Trump ’ı izlerken, tarihsel olayların ve şahsiyetlerin iki kez ortaya çıkışına “ ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak ” diyen Marx ’ı anımsayınca, trajedide de komedide de acı çeken hep halklar diyorum. Sonra dilime Marx ’a uzak birinden, Mehmet Akif ’ten, dizeler gelip oturuyor: “ Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey! / Bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? / ‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; / Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? ” Trump ’ı, İsrail ’i, Filistin ’i, İran ’ı, bizim memleketi, “ Kurtuluş yok tek başına ” sloganlarını ve hafta sonunda “ Laiklik, Demokrasi ve Bağımsızlık Yolunda BİRLİKTE YÜRÜYORUZ ” diyerek yine birleşik mücadele çağrıları yapan SOL Parti ’yi gözümün önüne getirdikçe de Akif ’e hak veriyorum! Antik çağlardan bugüne, bir türlü birleşemeyenlerin, birleşememekle de kalmayıp içlerinden düşmanla iş birliği yapanlar çıkaranların, üzerlerine gelen tehlikenin büyüklüğünü kavrayamayanların nasıl yenilip yok olduklarını görüyoruz. Yunan şehir devletleri veya küçük bir İspanyol gücüne boyun eğip yıkılan koca Aztek İmparatorluğu orada duruyor. Dünyayı kasıp kavuran Moğol istilalarını birleşerek durduran ve Moğollar ın “ yenilmezlik ” algısını kıran Memlükler ’in direnişi de. Ders aldık mı? Tarihin öğrettiği ya da öğretemediği şu: Bölünmüşlük genelde felakete sürüklerken, doğru zamanda kurulan doğru ittifaklar ve birleşik mücadele kaderleri değiştiriyor. AKP ’nin bazı kurucuları ve önemli eski figürlerinin “ Türk Tipi Başkanlık Sistemi ”ni memleketin felaketi olarak tanımlayışını duyunca dilimin ucuna gelenleri tutuyor, “ Haydi o zaman, değiştirmek için yapacağınız şeyler var, siz de yürüyün! ” diyorum. Trump , dün konuşulmaya başlanan Pakistan merkezli anlaşmayı yarın ilan edebilir, siz bu yazıyı okurken etmiş olabilir ya da tam tersini yapıp saldırının dozunu da artırabilir. Ne diyeceksiniz? Bu da kim bilir kaçınca kez ortaya çıkan “ tarihi şahsiyet ”lerden biri, kendini kral ilan eden bir kral eğlendiricisi! Saldırıları başlattığından beri ettiği; “ Hem bombalıyoruz hem bombalamıyoruz, hem kazanıyoruz hem kazanmıyoruz, İran yenildi ama aynı zamanda hâlâ savaşıyor, onlarla hem doğrudan hem dolaylı olarak görüşüyoruz, boğaz hem açık hem kapalı, İran hem zayıf hem güçlü, rejimleri hem ölü hem de diri… ” gibi laflarına bakıp gülüp geçmek de mümkün, Çarşamba gününe uzattığı son ültimatomla dehşete düşmek de: “ …İran'daki güzel ‘kalışımızı’, tüm elektrik üretim santrallerini, petrol kuyularını ve Harg Adası'nı (ve muhtemelen tüm tuz arıtma tesislerini!) havaya uçurarak ve tamamen yok ederek sonlandıracağız… ” Gülünüp geçilecek halinin de alenen savaş suçu ve insanlığın geleceği için tehdit halinin de kurbanı, acı çekeni halklar, onların okul sıralarında oturan kız çocukları (!) oluyor. Soytarılığa da insanlık dışı askeri sadizme de son vermenin yolu dünyanın sokaklarının dolup taştığı bir birleşik mücadeleden geçiyor. Önümüz 1 Mayıs . Ve daha geçen gün Kocaeli ’nde bir fabrikada 10 metre yüksekten düşen dört işçiden üçü öldü. Cinayet! Savaşlarda ve iş cinayetlerinde ölenler en çok zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlar. Yakalarının rengi ne olursa olsun, üzerlerine kabus gibi çöken rejimlerden kurtulmak isteyen tüm emekçilerin safları sıklaştırmaktan ve birlikte mücadeleden başka çıkış yolu yok. Önümüzdeki 1 Mayıs , bizde ve dünyanın her yanında otoriter liderlere ve savaşlara hayır demek, laik, özgür ve demokratik cumhuriyetlerde kardeşçe birlikte yaşamak için birlikte mücadeleyi taçlandıracağımız bir gün olmalı. Ders almayıp tarihin tekerrürüne izin vermek, trajedi ya da komedi olan hallerinde de acı çekenin hep emekçiler olmasını istemiyorsak!
Go to News Site