soL Haber
Hepimiz günlerdir ABD’nin İran’da düşürülen F-15 savaş uçağı pilotununun kurtarılma öyküsüne maruz kalıyoruz. Operasyonun ne kadar "başarılı" olduğu yönündeki iddialar her yanı kaplamış durumda. Savaşın başından bu yana devasa sosyal medya ağları ve büyük medya tekelleri eliyle kendi efsanelerini her yana yayan ABD’nin aksine İran, söz konusu operasyonun ABD için bir zafer değil, hezimet olduğunu söyleyip durdu. Tabii ki İran cephesinden çıkan sözler fazla bir yankı bulmadı. Peki, gerçekler neydi? ABD sonuçta İran’ın içlerine kadar girip kendi askerini kurtarmamış mıydı, bu bir zafer sayılmaz mı? Öyküyü sadece ABD cephesinden dinlediğinizde belki… ABD'nin pilot yemi nasıl tuzağa dönüştü? İran, söz konusu operasyonun “ düşen uçağın pilotunu kurtarmakla hiçbir ilgisi olmadığını ” daha en baştan beri söylüyor. Buna göre ABD’nin asıl amacı uzun süredir konuşulan ama bir türlü cesaret edilemeyen adımı nihayet atmaktı. Bu, İsfahan'daki İran nükleer tesislerinden birine sızmak ve saldırmaktı. İşler yolunda giderse de uranyumu kaçırmak… Press TV’ye göre C-130 nakliye uçakları için önceki keşiflere dayanarak seçilen iniş alanı, bu nükleer sahalardan birine tehlikeli derecede yakın, terk edilmiş bir toprak pistti. İran medyası, Amerikalıların, İran hava savunmasının operasyona katılan uçaklarla yüzleşemeyeceğini düşünerek büyük bir hesap hatası yaptığını vurguluyor. Yine Press TV'nin haberine göre, çok sayıda ABD uçağı operasyon için konuşlandırıldığında İran Silahlı Kuvvetleri tam teyakkuz halinde onları bekliyordu. Aslında ABD özel kuvvetleri, tuzak kurduklarını düşünürken doğrudan İran güçleri tarafından kurulan bir tuzağa düştü. Bu tuzak nasıl mı işledi? soL Haber, savaşın başından bu yana medya tekellerinin yalanlarına karşı gerçekleri yazmaya devam ediyor, tıpkı bu haberde olduğu gibi. Siz de bu haberleri desteklemek için soL'a abone olun, gerçeğin sesine güç verin. ABONE OL Adım adım kapana geldiler ABD özel kuvvetlerini taşıyan ilk C-130'un inişine başlangıçta sert bir tepki verilmedi. Bundan dakikalar sonra, özel araçlar ve MH-6 Little Bird helikopterlerini taşıyan ikinci C-130 yaklaştığında, İran güçleri uçağı iniş yapamadan hedef alarak acil inişe zorladı. Özel kuvvetler tuzağa düştüklerini anladığında, Beyaz Saray kritik bir karar alarak nükleer tesise sızma operasyonunu, İran ateşi altında kalan onlarca komandoyu kurtarmaya yönelik umutsuz bir hamleye dönüştürdü. ABD'liler, güçlerini tahliye etmek için derhal daha küçük hava araçları gönderdi ve personeli o bölgeden ucu ucuna çıkarabildi. Tahliye o kadar aceleyle yapıldı ki, bazı askerler canlarını kurtarmak için ekipmanlarını bıraktı; hatta Press TV'nin elindeki kanıtlara göre bir ABD subayının kimlik belgesi bölgede unutuldu. Komandolar tahliye edildikten sonra, ABD jetleri İran güçlerinin terk edilmiş C-130'lara yaklaşmasını önlemek için 5 kilometrelik bir ateş hattı oluşturdu. Ayrıca kendi ekipmanlarının İran'ın eline geçmemesi için ağır bombardıman gerçekleştirdiler. Yani ortada ABD adına koca bir hezimet var. İranlı üst düzey bir kaynak, ortaya çıkan bu tabloya dair Press TV'ye şunları söylüyor: ABD'de ve dünyada insanlar şu soruyu soruyor: 'Sözde ne hava savunması ne de ordusu kalmış bir ülke, nasıl oluyor da bu kadar çok savaş uçağını düşürüp imha edebiliyor ve envanterine sürekli yeni parçalanmış uçak ve İHA görselleri ekliyor?' Neden önemli? En başta söylemiştik. ABD savaşın başından bu yana soykırımcı ortağı İsrail ile birlikte onlarca yalanı gerçek kılıfına yerleştirip tüm dünyaya servis etti, etmeye de devam ediyor. Savaşın ilk günü bir ilkokulu ve çocukların voleybol oynadığı spor salonunu vurup toplamda 200'e yakın çocuğu öldüren, bunu da İran'ın üzerine yıkmaya çalışan bir yalan makinesiyle karşı karşıyayız. Kontrol altında tuttukları devasa sosyal medya ağları ve holdingleriyle gerçekleri istedikleri gibi eğip bükebileceklerini zannediyorlar. Tıpkı asker kurtarma operasyonunda olduğu gibi. ABD açıkça kendi askerini nükleer tesis operasyonunda yem olarak kullanmak istemiş, buradan büyük bir zafer çıkarmayı ummuş gibi görünüyor. Ancak bu yem İran tarafından ABD'ye kurulan tuzağın konusu olunca, işler hiç de istendiği gibi gitmedi. Ortaya çıkan tek gerçek bu. Operasyonu muhtemelen Beyaz Saray'da canlı yayında izleyen Trump ve ortakları o masadan canları hayli sıkkın ayrıldıkları sırada, belli ki " kimseyi geride bırakmayız " efsanesini medya üzerinden servis etmeye karar vermişler, ya tutarsa diye. Tutmadığı, tutmayacağı ortada...
Go to News Site