soL Haber
Bundan sonra tekstilde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. 2019 yılında, İzmir Çiğli’de 32 günlük direnişleri zaferle sonuçlanan, Zara’ya kıyafet diken Sun Tekstil’in fasonu SIMO Tekstil işçileri söylemişti bunu. Sahiden de o günden sonra İzmir’de tekstilde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. 2019’daki Inter ve SIMO’yu 2020’de Çelik Nakış izledi. 2026’nın başlarına ise birbiriyle bağlantılı iki tekstil direnişi damga vurdu: Elsa ve Atamay. İşçiler, çalıştıkları Yeşim Tekstil’e ve Tommy Hilfiger markasına iki kez diz çöktürdü. Aynı işçiler, zaferlerini kutlamak için Buca’nın merkezi noktalarından birinde davullu zurnalı kutlama yaptı. Bu iki atölyede elde edilen kazanım sembolik bir değer taşıyor zira hem aynı markaya çalışmalarına rağmen farklı atölyelere bölünmelerine sebep olan fason sisteminin güçlüklerine hem de “Tekstil Türkiye’den gidiyor” cümlesinin mücadeleye düşürdüğü gölgeye karşı kazandı işçiler bu zaferi. Kutlama esnasında konuştuğumuz Patronların Ensesindeyiz (PE) Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı Temsilcisi Çağlar Özkan, “Tekstil patronları kendilerine bir ‘tezgâh’ kurmuş durumda” sözleriyle ifade ediyor bunu. Kölelik koşullarında çalıştırılan işçiler bir de işsizlik tehdidiyle terbiye ediliyor. Üstelik önemli bir bölümü de diktikleri kıyafetin etiketteki markayla olan ilişkisini bilmiyor. Bu markalar o kadar büyük sermayelere sahip ve üretimi yapan işçiler o kadar kötü koşullarda çalışıyor ki işçiler kendilerini bu markaların çalışanı olarak bile göremiyor. İzmir’de ise, başta da dikkat çektiğim gibi, tekstil işçilerinin mücadelesi açısından buna tezat oluşturan bir süreklilik göze çarpıyor. Bu süreklilik kutlama yapılan alana da yansıyor çünkü kutlama sırasında konuşma yapan Özkan’ın Inter Tekstil sürecini hatırlatmasıyla dinleyenler arasından bir kadın, “Ben de oradaydım” diye sesleniyor. Seslenen kişi Fadime Abla. 2019 yılında PE Dayanışma Ağı ile Inter’e karşı verdiği 3 aylık mücadeleleri kazanımla sonuçlanmıştı. Fadime Abla tek örnek değil. SIMO direnişinde PE ile mücadele vermiş Ulviye de kutlamaya gelenlerden. Halaya verilen molada hemen yanına gidiyorum. SIMO’dan sonra Çiğli Organize Sanayi Bölgesi’nde çok şeyin değiştiğini söylüyor sohbetin başında Ulviye: Bir araya gelirsek, direnirsek hak alınıyormuş; bu görüldü.” Deneyimli bir işçi olarak tekstilde sirkülasyonun çok olmasının mücadeleyi güçleştirdiğinden bahsediyor. “Patronların değişimi hızlı, mekânların değişimi hızlı, fasondan merdivenaltı küçük küçük üretimlere gitme hızlı. Ama tüm bu hıza ve değişime rağmen SIMO’da bizzat mücadele ederek başladığı yolculuğu, bugün Atamay işçilerine ve onların nezdinde tüm tekstil işçilerine yalnız olmadıklarını göstererek sürdürüyor. “Bir hafta sonumuz var ama bu güzelliği paylaşmak ve Elsa’nın da Atamay’ın da yalnız olmadığını göstermek için buradayız. Patronlar kim bilir hangi yatlarında ‘brunch’ yapıyor şu an…” Birlikte mücadele etmek sadece haklarını almalarını sağlamamış işçilerin. Sohbet ettiğim herkes mücadele etmenin verdiği özgüvenden bahsediyor ama en çarpıcı örnek herhâlde Tülay. Tülay Atamay patronunun işten çıkardıklarından değil, emekli olmuş ancak alacağı kalmış. Emekli olduktan sonra 1 yıl boyunca evden hiç çıkmadığını söylüyor Tülay. “Burada herkes çok güler yüzlü, PE Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı bana güven verdi. 1 yılın ardından beni evden mücadele çıkardı” diyor. Kalabalık ve cıvıl cıvıl başka bir işçi grubunun yanına geçiyorum. Atamay işçisi Sultan, 28 yılını tekstile vermiş arkadaşı Şule’yi de kolundan tutup getirerek mutluluğuna ortak etmiş. Birlikte sohbet ediyoruz. Sultan aynı patronu paylaştıkları Elsa işçilerinin mücadelesinden nasıl cesaret aldıklarını anlatıyor. “1 yıl geçmişti aradan, umudumuz yoktu ama onlar aldıysa biz de alırız diye girdik bir yola” diye ifade ediyor. Tülay (solda), daha önce herhangi bir direniş ya da grevde yer almamış ama çok hak gaspına uğramış. Sultan ise (sağda), şu an başka bir tekstil atölyesinde çalışıyor ve mücadeleyi örgütlemeye orada başlamış bile. “20 yıldır tekstilci arkadaşım var atölyede şu an. ‘Bak biz aldık siz de alırsınız’ diyorum ona.” Halaylar sona eriyor fakat kutlama bitecek gibi değil. Hep birlikte toplanıp her şeyin başladığı yere, Şirinyer Semt Evi’ne geçiyoruz. İşçiler mücadeleye başladıklarını burada ilan etmişti. Biraz yokuş çıkıyoruz ama semt evine vardığımızda görüyoruz ki kimsede yorgunluk emaresi yok, halay birkaç tur da burada sürüyor. Herkes bir şeyler hazırlayıp gelmiş: mercimek köfteleri, kekler… Bir pasta eksik derken Atamay işçileri sürpriz yapıyor. Getirdikleri pastalar hemen çıkıyor, masalar kuruluyor, zafer pastası kesiliyor… Yiyeceklerin servisi, dağılan semt evinin el birliğiyle temizlenmesi derken Songül’ü güç bela kıstırabiliyorum. Songül, geçtiğimiz hafta sonu Kadın Dayanışma Komiteleri’nin düzenlediği “Karanlığa Karşı Smaç Voleybol Turnuvası”nın yıldızlarından. Songül ile direnişe giden süreci konuşuyoruz; Elsa direnişinden haberdar oluşları, ilk toplantılar… Birazdan yine güç bela kıstıracağım Ümmü’den öğrenmiş Songül de Elsa kazanımını ve PE’yi. İlk toplantılarını çok güç koşullar altında yaptıklarını anlatıyor. Ama aslında zafer daha o gün ilan edilmiş… Hatırlayanlar olacaktır, Ocak ayı İzmir’de şiddetli yağışlarla geçmişti. Neler yapılabileceğini konuşmak üzere Buca Koop Semt Evi’nde buluşan işçilerin toplantısı da semt evinin sular altında kalmasıyla yarıda kalmıştı. Sırılsıklam olan işçiler, semt evimize en yakın arkadaşımızın evine sığınmış, ne olursa olsun mücadeleden geri durmayacaklarını daha en baştan bu şekilde kanıtlamıştı. Her şeye koşturduğu için bir türlü sohbet edemediğimiz Ümmü’yle dağılmaya yakın oturuyoruz. Ümmü, herkesin konuşurken Elsa kazanımı ve PE Dayanışma Ağı için, “Bir arkadaşımdan duydum” dediği kişi. “Elsa işçisi mücadeleye başlıyor” haberini görür görmez radarına almış. Sonucu görünce de bir saniye bile beklemeden PE ile iletişime geçmiş. Ümmü, kutlama esnasında yaptığı konuşmada büyük bir gururla söylüyor: “Mücadele etmeden bu zafer kazanılmıyor!” Korktuğu için sesini çıkaramayan çok işçi olduğunu söylüyor tekstilde Ümmü. Elsa nasıl onlara cesaret verdiyse, Atamay’ın da başka tekstil işçilerine cesaret vermesini diliyor. Kazandıklarını öğrendikten sonra annesine, “Seninle gurur duyuyorum” mesajı atan üniversite öğrencisi kızına da bunu öğütlüyor, böyle yetiştiriyor. Kutlama her birimizin içinde o kadar çeşitli ama aynı duyguları uyandırıyor ki… Konuşmalar sırasında işçileri isimleriyle değil, “pedal başı” hesaplayan patronlara öfkeleniyoruz önce. Sonra Ümmü’nün bir araya gelme ve mücadele vurgusuyla gururlanıyor, neşeleniyoruz. Ama en güçlüsü belki de Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Savaş Sarı’nın konuşmasının sonunda uyanıyor hepimizde. Her birimize bir sorumluluk yüklüyor, dahası canla başla çalışma motivasyonunu da tam da o kutlamanın içinden gösteriyor: Çok zamanımız yok. Bu yamyamlar sürüsünün karşısında çok zamanımız yok kardeşler! Maalesef yok… Biz insanca yaşamak istiyoruz. Biz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Biz çocuklarımıza güvenli bir yarın istiyoruz! O hâlde 1 Mayıs kürsüsünü tekstil işçilerinin kürsüsü hâline getireceğiz. Yüzlerce tekstil işçisini 1 Mayıs’ta Patronların Ensesindeyiz Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı pankartı arkasında bir araya getireceğiz. Tekstil işçisinin iddiasını, sözünü o kürsüden haykıracağız. İşçinin alın terini, emeğini çalan tek bir fason kalmayana dek!
Go to News Site