Collector
Díaz-Canel'den ABD basınına röportaj: 'Barış istiyoruz ama savaştan korkmuyoruz' | Collector
Díaz-Canel'den ABD basınına röportaj: 'Barış istiyoruz ama savaştan korkmuyoruz'
soL Haber

Díaz-Canel'den ABD basınına röportaj: 'Barış istiyoruz ama savaştan korkmuyoruz'

Küba Cumhurbaşkanı Miguel Díaz-Canel, Newsweek’ e verdiği kapsamlı röportajda, ABD ile ilişkilerde hem diyalog arayışını hem de artan gerilim karşısındaki net tutumunu birlikte ortaya koydu. Üç yıl sonra ilk kez ABD medyasına konuşan Díaz-Canel, özellikle son aylarda daha da yoğunlaşan ablukanın ülke üzerindeki etkisini “çok boyutlu bir saldırı” olarak tanımladı. 'Diyalog istiyoruz, ama dayatmayı kabul etmeyiz' Díaz-Canel, ABD ile temasların sürdüğünü doğrularken, diyalog kapısının tamamen kapalı olmadığını vurguladı. Ancak bu sürecin belirli koşullara bağlı olduğunu anlattı: Diyalog mümkün, çünkü devrim boyunca Küba her zaman ABD ile medeni ve komşuluk ilişkilerini sürdürme iradesi gösterdi. İdeolojik farklılıklarımıza rağmen ortak çalışabileceğimiz pek çok alan var. Bu alanlarda yalnızca iş birliği yapmakla kalmayıp, her iki halk için de faydalı anlaşmalar yapabiliriz. Ama bu diyalog mutlaka karşılıklı saygıya dayanmalı. Egemenliğimize, siyasi sistemimize ve kendi kaderimizi tayin hakkımıza saygı gösterilmeli. Ayrıca ilişkiler eşitlik temelinde, karşılıklılık ve uluslararası hukuka bağlılık çerçevesinde yürütülmeli. Küba lideri, geçmişte farklı ABD yönetimleriyle belirli düzeyde ilerleme sağlandığını da hatırlattı: Farklı dönemlerde ABD yönetimleriyle diyalog kurabildik ve ortak konuları ele alabildik. Bazı durumlarda daha başarılı olduk, bazılarında daha az. Ama bu deneyim, diyalog ihtimalinin gerçek olduğunu gösteriyor. '67 yıldır süren bir düşmanlık politikası var' Díaz-Canel, diyalog ihtimaline rağmen mevcut koşulların neden zor olduğunu da detaylı biçimde anlattı. Özellikle ABD’nin tarihsel yaklaşımını sert ifadelerle eleştirdi: Bu ilişki asimetrik. ABD bir güç olarak her zaman saldırgan rolünü üstlendi, Küba ise bu saldırıların hedefi oldu. Biz birçok kez anlaşmalara sadık kaldık, ama ABD hükümeti defalarca kendi taahhütlerini yerine getirmedi. Ayrıca 67 yıldır ABD’den kaynaklanan bir düşmanlık politikası var: abluka, giderek yoğunlaşan yaptırımlar ve şimdi de acımasız bir enerji ablukası. Bu durum halkımızın yaşamı üzerinde yıkıcı etkiler yaratıyor. ABD’nin son dönemde diğer ülkelerle müzakere ederken aynı zamanda askeri seçenekleri gündeme getirmesinin de güven sorununu derinleştirdiğini söyledi: ABD’nin bazı ülkelerle görüşmeler yürütürken sonrasında o ülkelere saldırdığını gördük. Bu tür davranışlar halkımızda ciddi bir güvensizlik yaratıyor. 'Barış istiyoruz ama savaş ihtimaline hazırız' ABD Başkanı Donald Trump’ın Küba’ya yönelik sert açıklamalarına da yanıt veren Díaz-Canel, Küba’nın temel yaklaşımını uzun bir savunma çerçevesi içinde anlattı: Küba savaş isteyen bir ülke değil. Biz barışı, dayanışmayı ve iş birliğini savunuyoruz. Ama savaştan da korkmuyoruz. ‘Tüm halkın savaşı’ dediğimiz bir savunma doktrinimiz var. Bu saldırgan değil, tamamen savunmaya yönelik bir doktrindir ve halkın tamamının katılımına dayanır. Küba, ABD için bir tehdit değildir. Böyle bir iddianın hiçbir temeli yoktur ve tarih boyunca da bunu kanıtladık. Dolayısıyla askeri bir saldırıyı meşrulaştıracak hiçbir gerekçe yok. Ancak son dönemde ABD’den gelen açıklamaların ciddiye alınması gerektiğini belirtti: Son haftalarda ABD’den gelen söylemler son derece saldırgan. ‘Küba’ya karşı her türlü baskıyı denedik, geriye tek seçenek kaldı: ülkeyi ele geçirmek ve yok etmek’ şeklindeki ifadeler, son derece savaş yanlısı bir zihniyeti yansıtıyor. 'Saldırı olursa ağır bedel olur' Díaz-Canel, olası bir askeri müdahalenin sonuçlarına dair en net uyarısını da yaptı: Küba’ya yönelik bir askeri eylem, son derece utanç verici bir durum olur ve her iki taraf için de muazzam kayıplara yol açar. Can kaybı ve maddi yıkım hesaplanamaz boyutta olur. Böyle bir saldırı her açıdan son derece maliyetli olur ve halklarımızın hak ettiği bir şey değildir. Buna rağmen Küba’nın geri adım atmayacağını da açıkça ifade etti: Biz her zaman savaştan kaçınmaya çalışacağız ve barış için çalışacağız. Ama askeri bir saldırı olursa karşılık veririz, savaşırız ve kendimizi savunuruz. Bizim için önemli olan halkımızın kaderi ve ülkemizin geleceğidir. 'Devrimi ayakta tutmak başlı başına bir başarı' Küba lideri, röportajın önemli bir bölümü Küba’nın iç yapısına ve Küba Komünist Partisi'nin rolüne ayrıldı. Díaz-Canel, partinin tarihsel rolünü değerlendirirken uzun bir bilanço ortaya koydu: 67 yıl boyunca sürekli bir saldırı altında, yaptırımlar ve maksimum baskı politikaları altında bu parti, toplumumuzun yönlendirici gücü olarak devrimi ayakta tutmayı başardı. Bu başlı başına önemli bir başarıdır. Bu süreçte okuma yazma bilmeyenleri ortadan kaldırdık, ücretsiz ve evrensel bir sağlık sistemi kurduk, eğitim sistemini herkes için erişilebilir hale getirdik ve bilim ile inovasyonda önemli ilerlemeler kaydettik. COVID-19 dönemine de özel vurgu yaptı: Pandemi sırasında kendi aşılarını geliştirebilen az sayıda ülkeden biri olduk. Bu, bilimsel kapasitemizin bir göstergesidir. Tam bir memnuniyet içinde değiliz. Hayal ettiğimiz her şeyi gerçekleştiremedik. Bugün yaşadığımız zorluklar ve eksiklikler var ve bunları görmezden gelmiyoruz. Bugün 90 binden fazla kişi ameliyat bekliyor, bunların 11 binden fazlası çocuk. Bu bizi acıtıyor, çünkü kapasitemiz var ama abluka nedeniyle gerekli malzemelere ve enerjiye ulaşamıyoruz.” 'Eğer bu kadar zayıfsak neden bizi engelliyorlar?' Díaz-Canel, ABD’nin Küba politikasını sorgulayan en çarpıcı bölümde ise retorik sorularla dikkat çekti: ABD, Küba ekonomisinin zayıf olduğunu ve sistemimizin başarısız olduğunu iddia ediyor. Eğer gerçekten öyleyse, neden 67 yıldır milyarlarca dolar harcayarak bizi ablukaya alıyorlar? Neden kendi halimize bırakmıyorlar? Yoksa ablukasız bir Küba’nın neler başarabileceğinden mi korkuyorlar? Çünkü biz, tüm bu koşullara rağmen önemli şeyler başardık. 'Geleceği bilim ve işbirliğinde görüyoruz' Röportajın sonunda bilimsel gelişmelere değinen Díaz-Canel, Alzheimer’a karşı geliştirilen bir Küba ilacına ilişkin dikkat çekici bir örnek verdi: Son günlerde bilim insanlarımızın geliştirdiği bir Alzheimer ilacının sonuçları sunuldu. Klinik denemelerin bir kısmı ABD’de, Colorado’daki bir merkezde yapıldı. Oradaki uzmanlar, sonuçların mevcut tedavilerden daha iyi olduğunu ifade ediyor. Bu tür çalışmaların, abluka yerine iş birliği ortamında çok daha ileriye taşınabileceği açık. Bizim görmek istediğimiz gelecek de tam olarak bu: iş birliği, barış ve ortak ilerleme.

Go to News Site