soL Haber
Server Tanilli 31.1.2009 günlü Cumhuriyet gazetesindeki “Profesör Yalçın Küçük’ün Dedikleri…” başlıklı yazısında Ergenekon soruşturmasının kaygılandırması ve korkutmasından söz ederken Yalçın Hoca’nın bir televizyon programında söylediklerine de yer verir. Yalçın Hoca’nın değindiği konulardan biri de gençliktir. “Biz devrimciyiz. Biz gençliği düşünürüz. Liselileri, üniversitelileri. (…) Benim işim gençliktir. O gençliği tekrar, emekçi halka, emekçi cumhuriyete bağlı hale getireceğiz.” Der Hoca. Bu sözler öngörüyü değil, Hoca’nın ve her devrimcinin yaşamının vazgeçilmez hedefini yansıtır. Hoca’nın dokunduğu gençlerden biri de bu satırların yazarı. Orta ikinci ve üçüncü, lise birinci sınıfları Giresun’da okuduktan sonra, 1969 Ağustos’unda, babamın tayini nedeniyle Ankara’ya taşınma işlerinden biri de okuldan tasdikname almak idi. Okuldaki TÖS’lü öğretmenlerim biraz nükte, biraz sıcak ilişki ama sonradan yaptığım değerlendirmeye göre “gençliği düşünen devrimciler gerçekliğiyle” iki koşulla tasdikname vereceklerini söylediler: Ankara’da Atatürk Lisesine kaydolacaktım ve Yalçın Küçük Hoca’yı bulacaktım. Bir lise öğrencisi için Ankara’da bir kişinin işaret edilmesi, o kişi Yalçın Küçük ise hiç şaşırtıcı olmamalı. Birincisini, bir adres dayanışmasıyla gerçekleştirip Atatürk Lisesinde lise ikinci sınıfa başladım. İkincisiyse hem büyük kente alışmam hem de Hoca’nın yurtdışında olması nedenleriyle gecikerek gerçekleşti. Ama lise öğrencisiyken TÖS’lü öğretmenlerimin esenlik dileklerini ileterek Yalçın Hoca’yla tanıştım. Konferanslarını kaçırmamaya çalışarak dinledim, ayaküstü sohbet olanakları buldum. Okuyarak öğrenmeye çalıştığım sosyalizmi Hoca’nın anlatımıyla daha kolay özümsediğimi hissetmem onunla bağımı hep güçlü tuttu. 1968’de resmen başlayan televizyon yayınlarıyla ilgili söylediklerini hiç unutmam. “Bir kutu girdi yaşamımıza, uyuşturacak, düzenin siyaset ve ideolojisini yerleştirecek beyinlerimize, bağımlısı olmayın, dikkatli izleyin, hatta izlemeyin” anlamındaki sözleri iletişim, medya, sosyal medyayla birlikte siyaset, devlet, hukuk ve din alanlarında da deyim yerindeyse kulağıma küpe oldu. Tarafsızlığa sığınan, saplantılı ya da sahte dayanaklı bağımlılıkları, salt eleştiriyle dolu bakışları değil analizci değerlendirmeleri öğretti. Fotoğraf çeker gibi yansıtmayı ya da kopyala yapıştır yöntemleri değil sorgulayarak araştırmacılığı öğretti. Yeniden sorgularken, yeniden araştırırken ulaşılan sonuçların kendi yazdıklarını da düzeltme ahlakını öğretti. Bilimin tarafsız olmayacağını öğretti. Hukukla haşır neşir olurken, Marksizm-Leninizm’den, teoriden aldıklarımı uygulamaya dökerken örnek aldığım araştırmacılar arasında oldu Yalçın Küçük. Yıllar sonra Anayasa Mahkemesi raportörüyken daha önce Anayasaya uygun bulunan bir yasa kuralının Anayasaya aykırı olduğu yönündeki raporum, kuralın iptali sonucuyla karara bağlandığında Yalçın Hoca’nın kulaklarını çınlattım. O, hukuku bağımsız bir kurum olarak değil, iktidar ve sermaye ilişkilerinin bir yansıması olarak görenlerdendi. Hukukun sözlerine değil, ürünü olduğu siyasal ve sınıfsal ilişkilere baktı. Yalçın Hoca’nın deyişiyle “kendi kütlesini kirletmeyi politika sayan” sömürücü düzenin hukuku ve yargıyı da kirletmemesi düşünülebilir mi? İnsan aklını sömürücü düzene bağımlı kılma da bu kirletmelerden, çürütmelerden biri. Yalçın Küçük’ün yaşamı sömürücülerin her türlü yanılsamalarına ve çürütmelerine karşı çıkışla ve devrim hedefiyle geçti. Ürettikleri ve eserleriyle, tartışmaları ve tartışmalara kaynak oluşturan duruşuyla Türkiye’nin siyasal ve ideolojik, aydınlanmacı ve bilimsel yaşamına, düşünce üretimine ve geleceğin cumhuriyetine katkıları yüksek bir aydınımız sustu. Artık “ne der acaba” sorusu yerini “ne dedi acaba”ya bırakacak ama unutulmayacak. Dün ailesiyle, dostlarıyla, sevenleriyle ama ağırlıklı olarak gençlerle unutulmayacak bir törenle yolcu ettik Yalçın Küçük’ü ve “son sözümüz devrim olacak!” diye veda ettik.
Go to News Site