BirGün Gazetesi
İlhan UZGEL* Ateşkes süreci, eğer kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşürse, bu durum ABD için Vietnam Savaşı’ndan sonraki en büyük diplomatik ve askeri fiyasko olarak tarihe geçecek. Sahadaki gerçeklik, bu ateşkesin taraflar için nihai bir son değil, sadece bir nefes alma ve tahkimat evresi olduğunu gösteriyor. Haziran ayındaki savaş birinci raunttu, 28 Şubat’ta başlayan ikinci. Bu savaş henüz bitmedi. ABD’nin bölgeye George Bush gibi devasa uçak gemilerini göndermeye devam etmesi ve askeri varlığını koruması, saldırı ihtimalinin her zaman masada olduğunu kanıtlıyor. Şimdiye kadarki ateşkesler gösterdi ki ateşkes savaşın bittiği anlamına gelmiyor. ABD daha önce de iki kere masadan kalktı. Şu an daha çok piyasaları rahatlatma hamlesi görüyoruz, ABD’nin aynı taktiği uygulayıp uygulamayacağını göreceğiz. İran’ın da nefes almaya ihtiyacı vardı. Amerika, 10 bin kilometre öteden gelip hava hakimiyeti sayesinde İran’ın en doğu sınırına kadar sızabiliyor. ABD’nin bu saldırılarda asker kaybı minimal düzeydeyken, İran’ın ekonomik ve sivil altyapısı ağır darbe aldı. İran bu asimetriye ancak bölge ülkelerindeki müttefikleri üzerinden dolaylı yanıtlar verebiliyor. ABD’nin bölgedeki temel stratejisi, sadece rejim değişikliği değil, aynı zamanda küresel su yollarını kontrol etmek. Bu açıdan bakıldığında yaşananlar aslında bir "Hürmüz Savaşı"dır. Hürmüz Boğazı’nın mevcut İran rejiminin kontrolünde kalması, ABD’nin küresel hegemonyası için kabul edilemez bir durum. Washington boğazı tamamen kontrol altına alana veya İran’ı Batı sermayesine eklemlenmiş bir yapıya dönüştürene kadar durmayacak. İsrail cephesinde ise Netanyahu yönetimi, İran karşısında elde edemediği başarıyı Lübnan üzerinden telafi etmeye çalışıyor. İç siyasette sıkışan hükümet, bölgesel zafer elde ederek hegemonyasını kurma peşinde. Şu anki tablo bir Amerikan fiyaskosu gibi görünse de uzun vadeli stratejilerde asıl mesele, hedef ülkelerin devlet kapasitesinin ne kadar aşındırıldığı ve küresel sisteme nasıl dahil edileceği. Bu savaşta en büyük zararı ise altyapısı yok edilen ve ekonomik olarak çökertilen bölge halkları görüyor. *Uluslararası İlişkiler Uzmanı
Go to News Site