BirGün Gazetesi
Bulut Can OKUDUCU* Kent yaşamı içinde doğanın bize sunduğu olanaklardan faydalanmak gün geçtikçe zorlaşıyor. ‘Yeni iktidar düzeni’nin kent anlayışının ögeleri; beton ve inşaat. Kurumlaşmış bir rant düzeninde bir yıkım yaşanıyor. Yağma ve açgözlülük el ele vererek üzerine kara bir bulut gibi çökmüş. Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’de birçok büyükşehir, parazitik (asalak) kent olma yolunda ilerliyor. Doğamız, toprağımız, suyumuz, hayatımız rant uğruna peşkeş çekilirken uyutulmuş, uyuşturulmuş gibiyiz. Karşılaştığımız onlarca haksızlık ve hukuksuzluğa, düzenin değişmeyeceğini düşünerek ya sessiz kalıyoruz ya da sadece söylenmekle yetiniyoruz. Yurttaş olarak bu akışı kabullendik ve hissizleştik. Sorumluluğun ağır yükünü öteledik. *** Anayasanın 56. Maddesi “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” diyerek aslında bize de görevimizi de hatırlatıyor. Fransız Yazar Antoine de Saint Exupery “Yeryüzünü ecdadımızdan miras almadık ama onu çocuklarımıza borçluyuz” der. Exupery’nin bu sözü aynı zamanda bir savaş pilotu olması dolayısıyla oldukça ironik. Fakat hiçbir ironi Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın Kentkırım Sergisi düzenleyerek enkaz maketi önünde poz vermesi kadar çarpıcı olamaz. Şehircilik zirvesi adıyla düzenlenen sergide övünülen TOKİ konutları, yabancıların dolar ile tahsilatını yaptığı köprüler, bölünmüş yollar, tüneller, şehirlerden uzak şehir hastaneler ve millet bahçesine dönüştürülmek için katledilen tarım arazileri... Hergün yeni bir haksızlıkla yeni bir rant kapısı aralanıyor. Bu sorunlar adeta öncü depremler gibi ülkeyi temelinden sarsan bir olaylar zincirine dönüşmüş halde. *** Cumhurbaşkanı kararları ile orman dışına çıkarılan milyonlarca metrekare alanın sistemli bir şekilde yağmalanması, sokak aralarına kadar uzanan bir talan politikasına dönüşmüş durumda. Mahallede sokakta, iş yerinde, toplu taşımada veya trafikte görmeye alıştığımız sıradanlaşan usulsüzlüklere, kasıtlı yanlışlara, hak ihlallerine karşı durulamaz mı? İktidar baskısı düşünüldüğünde koşullar bu kadar zorlu, sorunlar bu kadar büyük ve çözümsüz gibi görünürken ne yapabiliriz? Siyasilerin kutuplaştırdığı ve ayrıştırdığı bu toplumda, ortaklaşacağımız değerler etrafında buluşmak gerekiyor. Bunu yaparken ön yargılarımızdan uzaklaşarak insan ilişkilerimizi kurmak için çaba göstermeliyiz. Sokağımızdaki ağacı kesen bir anlayışa karşı hangi siyasi görüşten olursak olalım karşı çıkmayı bilmeliyiz. Sokağımızdaki haksızlığa karşı komşumuzla sırt sırta verdiğimizde, karşısında duramayacağımız bir gücün olmadığını düşünüyorum. *** Aslında en basiti değil mi bir ağacı korumak? Gözünün önünde büyüyen bir ağacın kesilmesine ses çıkarmamak için bir sebebi olmamalı insanın. Daha önemli bir işi de olmamalı. Gerekirse annesine sarıldığı gibi sarılmalı, çocuğu hasta olduğunda beklediği gibi uyumamalı başında. O ağacın ne kadar değerli olduğunu göz dikenlere göstermeli. Türkiye’de bunun örnekleri var. Sadece yeşil alanlar değil; kentin kültürel dokusuna, kentle özdeşleşen her türlü değere müdahale hissettiğimiz her alanda dayanışma gösterebilir, örgütlenerek tavır alabiliriz. Kent suçlarına karşı mücadelenin önemini kavrayarak, gücümüzü ortaya koymaktan, dayanışmaktan çekinmemeliyiz. Kent suçları ile ilgili yaptığı haberler ile dikkat çeken gazeteci arkadaşımız İsmail Arı tam da bu mücadele uğruna şu sıralar bedel ödüyor. İsmail Arı’nın cemaat ve tarikatların yolsuzluklarını ortaya çıkarmasının hemen arkasından gözaltına alınması iktidar aparatlarının nasıl çalıştığını da gösteriyor. İsmail Arı’nın Çekmeköy’de park alanı için verdiği mücadele, bir kişinin yaşadığı yere nasıl sahip çıktığının da örneğidir. Anlatmak istediğim duyarlılık ve sorumluluk bu örnek çok iyi anlatmaktadır. Bu tutuklama için İsmail Arı ve BirGün Gazetesi ile dayanışmak bir yurttaşlık sorumluluğudur. Ümraniye Kent Savunması Sözcüsü*
Go to News Site