BirGün Gündem
ABD’de son günlerde Trump’ın yaptığı İran açıklamaları, klasik bir askeri strateji anlatımından çok, psikolojik baskı kurmaya dayalı bir liderlik tarzını yansıtıyor… Söylemlerinde iki temel eğilim öne çıkıyor: Birincisi maksimum tehdit, ikincisi anlaşma kapısını açık tutan pazarlık dili. Bu ikili yapı, onun savaştan kaçmaya çalışan ya da barışı isteyen biri değil, savaşı bir müzakere aracı olarak büyüten ve devlet adamlığı yerine basiretsiz bir tüccar gibi görünmesine neden oluyor… Trump’ın “bir medeniyet yok olabilir”, “köprüleri ve enerji santrallerini vururuz” gibi ifadeleri, askeri hedeflerden ziyade psikolojik çöküş yaratmayı amaçlayan bir retoriktir! Bu söylemler genellikle ya hızlı bir anlaşma koparmak isteyen ya da iç kamuoyuna güçlü lider imajı vermek isteyen zayıf yönetimlerde görülür… Yani Trump aklınca, hem İran’ı korkutarak masaya zorlamak istiyor hem de ABD kamuoyuna kararlı ve geri adım atmayan lider görüntüsü vermeye çalışıyor… *** Ancak dikkat çeken başka bir unsur daha var: söyleminin giderek ideolojik ve duygusal hale gelmesi, Trump’ın dini referanslarla savaşı meşrulaştırması, kararların sadece stratejik değil aynı zamanda kişisel ve inanç temelli bir çerçeveye oturduğunu gösteriyor. Bu durum liderin ruh halinin daha çelişkili, daha dramatik ve risk almaktan kaçma noktasına kaydığını düşündürüyor… “Ültimatom” tarzı açıklamalar, korkaklığı ve deneyimsizliği gizlenmiş liderlerin kısa süreli şok etkisi yaratıp, hızla sonuç almayı hedefleyen lider davranışıdır… Böyle bir yapıda olan Trump, sabırsız ve her an söylediklerinden dönecek çelişkili kararlar alma eğiliminde olduğunu gösteriyor… Trump’ın son açıklamalarındaki ruh hali, sert, baskıcı ve aynı zamanda pazarlıkçı bir lider profilini yansıtıyor… Bu da önümüzdeki günlerde ya ani bir anlaşma ya da beklenmedik bir askeri genişleme ihtimalinin birlikte var olacağını gösteriyor. Netanyahu ise, vicdan ve ahlak sınırlarını kaybetmiş, insana saygı duymayan, soykırımcı, faşist ve yayılmacı bir anlayışla kararlı bir şekilde İran ve bölge ülkelerine saldırıyor…. İsrail’in İran’a yönelik saldırgan tutumu, kısa vadede askeri baskı kurma amacını taşısa da uzun vadede kontrol edilmesi zor bir tırmanma riskini beraberinde getiriyor… *** Görüştüğüm askeri uzmanlar, altyapıyı hedef alan sert bombardıman ve geniş kapsamlı askeri baskının, karşı tarafı teslim olmaya zorlamaktan çok direnci artırabileceğini vurguluyorlar... Bu tür stratejik bombardımanların geçmişte genellikle beklenen siyasi sonuçları üretmediği ve karşı tarafın daha sertleşmesine yol açtığını değerlendiriyorlar… Ayrıca son gelişmelerde İsrail’in İran’da sivillerin ulaşım sistemlerine ve altyapı tesislerini hedeflemesi, savaşın giderek genişlediğini ve diplomatik çözümden uzaklaştığını gösteriyor… Aynı süreçte petrol fiyatlarının yükselmesi ve bölgesel gerilimin artması, çatışmanın kontrol edilebilir bir operasyon olmaktan çıkabileceğine dikkat çekiyorlar… ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü saldırgan strateji, askerî açıdan kontrollü görünse de siyasi açıdan kontrol edilemez bir sürece dönüşüyor… *** İsrail, İran’ın askeri kapasitesini zayıflatamıyor çünkü İran’ın geniş coğrafyası, silah gücü, birlikte savaştığı vekilleri ve bölgesel bağlantıları, savaşın tek cephede kalmasını zorlaştırıyor. Nitekim İran’ın Hürmüz boğazını kapatması, Husi’lerin “Babülmendep boğazını” tutacaklarını açıklamaları, savaşın daha farklı hale gelmesine neden olacak… İran tarafından düşürülen ABD uçaklarının pilotlarını kurtarma operasyonu sırasında kaybedilen milyar dolarlık uçak ve helikopterler, Trump’ı çok zor durma soktu. Nitekim bazı generallerin görevden alınması, durumun Trump için vahim bir noktaya ulaştığını göstermektedir… *** Trump’ın Makyavelist olduğunu düşünerek, “Bu gece koca bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek" tehdidini İran’a savurması işi, “nükleer bomba” atma noktasına taşıyacağını açıklıyorsa da buna cesaret edeceğini zannetmiyorum… Ancak bu sözlerin dünya için potansiyel tehlike olduğu da görülmeli… Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler, İsrail’e büyük zarar veriyorlar… Nitekim İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, ordunun ciddi bir personel sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, bu soruna çözüm bulunamaması halinde "ordunun işleyişinin çökeceği" bilgisini açıklamak zorunda kaldı… İsrail halkı Netenyahu’ya olan tepkisini, siren sesleri ve patlayan bombalara rağmen meydanlarda göstermekten vaz geçmiyorlar… Anlaşılan o ki, ABD/İsrail subay ve askerleri yoruldu ve bu savaştan uzaklaşmak istiyorlar… Bu savaş İsrail’i ve ABD’yi, dünyanın siyasi ve ekonomik baskısı altına sokacak ve uzadıkça tepkileri de artacaktır… Çünkü ABD/İsrail, dünya ekonomisi ve siyasi düzenini kendi çıkarı için yok eden ülkeler haline dönüşecek ve “Siyonist lobi” de onları kurtaramayacaktır… *** İran’ın egemenliği ve petrolüne çökmek adına çıkarılan bu savaş, akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan iki diktatör tarafından sürdürülüyor… Tarihte “deli olan diktatörler vardı”. Neron gibi, Hitler gibi… ”Biri, Roma’yı yaktı, Roma imparatorluğunu çökertti...” Diğeri, “insanlığı fırınlara attı, insanlık adına en büyük felaketini hazırladı…”
Go to News Site