Collector
AKP’nin kurtarıcı rüzgârı ne âlemde? | Collector
AKP’nin kurtarıcı rüzgârı ne âlemde?
soL Haber

AKP’nin kurtarıcı rüzgârı ne âlemde?

AKP uzunca bir süre Yeni-Osmanlıcılığı Batı emperyalizmine mesafelenmeyi kapsayan bir ambalajla sundu. Ambalaj demişsem, ciddiye almadığım sanılmasın. Zaman zaman sert pazarlıklar yaşanmasaydı, mesafenin görüntüsü bile oluşturulamazdı. CAATSA yaptırımları, Halk Bankası davası ve daha nice gerilimin her biri gerçektir... Batı ile gerilen Ankara’nın Atlantik ekseninden kopabileceği ise bütün konjonktürlerde fantezinin ötesine geçmemiştir. Ancak bu tartışmanın da maddi bir zemini kesinlikle mevcuttu. Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle birlikte bütün kartlar yeniden dağılmış, Rusya’nın Yeltsin tasfiyeciliğinden kurtulmasıyla birlikte ABD’nin Yeni Dünya Düzeni/Tarihin Sonu hamlelerinin hayli abartılı bir kibre dayandığı açıklık kazanmıştı. Bu koşullarda çok sayıda orta düzey kapitalist ülkenin önünde, emperyalist sistemin jandarması veya düz bağımlı üyesi olmanın dışında ufuklar açılacaktı. AKP Türkiye’yi bu yola sokan değil, kendince bir istikrara taşıyan iktidar olmuştur. Ancak aynı süreçte kapitalizmin ciddi bir ilerleme kaydettiği açık olsa da, Türkiye’nin eriştiği rekabet gücü Erdoğan’ın iddialarına yetişememiştir. Yeri gelmişken, olay sadece bir yarış olarak da çözümlenemez. Ankara’nın sergilediği cüretkâr ataklığın emperyalist merkezler için gayet kullanışlı olduğu, en bilineni Suriye olan bir dizi örnekte görüldü. Bütün bunların sonuna geçen yıl gelmiş olduk. Erdoğan’ın Trump tarafından Beyaz Saray’da kabul edilmesi, AKP iktidarının, dengelerde sörf yaparak değil Washington’a demir atarak meşruiyetini yeniden üretebileceği yeni bir evrenin açılışıdır. Daha önceleri içeride her zayıf düştüğünde dış dinamiğe başvuran Ankara yine kabaca aynı şeyi yapmakta, dışarıda kurtarıcı rüzgâr aramaktaydı. Ama içerik tamamen değişmiş, Amerikan angajmanı 1950’lileri hatırlatan bir düzeye çıkmış bulunuyordu. Lakin Soğuk Savaşı Türkiye kapitalizmi açısından “bahara” çeviren o zamanki ortamı bugün bulmak olanaksızdır. Şu anda en beteri ABD olmak üzere Batı’nın bir özgürlük yarımküresi olarak pazarlanmasına kimse ikna olmaz. Oysa Soğuk Savaş ideolojisi komünizmi karalamak için bütünlüklü bir huruç harekâtına çıkmıştı. Başarılı olsun olmasın, hedef tahtası açık seçik ortadaydı. Bugün Batı emperyalizminde herkes başka telden çalıyor, ama genel bir faşizm esintisi her yeri etkiliyor. Üstelik fırsat bu fırsat, Washington’da son derece arkaik ve yapıntı bir dinci gericilik siyasetin tepesine oturmuş durumda. Türkiye egemen güçleri zamanında ABD’nin başını çektiği anti-komünizmden heyecanlanmış ve koşup ateşe odun taşımışlardı. Şimdi ise Batı’da uçuşan Arap, İran veya İslam düşmanlığından Ankara’ya ekmek çıkmaz. Evanjelizm veya Siyonizm Türkçeye olumlu bir anlamla çevrilemez. Batıcılığın içerdiği hoş çağrışımların karşılığı kalmadı dersem abartı sayılabilir, ama gerçekten çok daralmıştır. Bu sıkışmışlık ortamında AKP’nin halka uyguladığı yoksullaştırma operasyonunu revizyona sokma olanağı da pek yok. Kuşkusuz neo-liberal çağda Türkiye ölçeğinde bir toplumu bile rahatlıkla ihya edecek uçuşkan ve/veya sanal servetler birikmiş durumdadır. Ancak AKP bu kaynaklara ulaşmak açısından yirmi yıl öncesi gibi şanslı değil. Üstelik içeride sermaye sınıfı deniz aşırı bir toprağı yağmalayan sömürgeciden daha insafsız davranış kalıpları geliştirmiş bulunuyor ve bu yaklaşımdan geri dönmesi, kapitalizmin rekabet yasaları gereği tamamen gündem dışı. Özetin özeti, ABD bandıralı Yeni-Osmanlı her düzeyde toplumsal meşruiyet yoksunudur. Peki, AKP çeyrek asırdır onca badireyi atlattığına göre yeni bir icatta daha bulunamaz mı? Bu soru, hemen “Çözüm Sürecini” çağrıştıracaktır. Bana sorarsanız, iktidarın buradan elde ettiği kazanım hafife alınmamalıdır: CHP-DEM seçim ittifakına darbe vurulmuş, Kürt siyaseti bir pazarlık masasına bağlanmış, CHP’nin hem Cumhuriyet’e sahip çıkmak hem radikal bir muhalefet yürütmek açılarından inandırıcılığı aşındırılmıştır. Ancak devletin aynı süreçten, Öcalan’a İmralı’yı terk etmeme koşuluyla bir konut yapma meşruiyeti bile çıkaramadığı bellidir. Öcalan’ın “kültüralist taleplerden” bile vazgeçtiği ise pazarlıkta çoktan unutuldu gitti... İkinci olarak, yine MHP işaret veriyor! ABD patentli Çözüm Süreci’nin taşıyıcısı MHP, herhangi bir siyasi parti gibi iktidar hedefiyle kurulmadığından olsa gerek, deneyselcilikte yüksek kapasiteye sahiptir. Bu aralar MHP’nin, ortağına Türkiye’nin ABD-AB’ye kapıları kapatıp yüzünü Rusya-Çin’e dönmeyi dayattığı yolunda haberler geliyor. Kapitalizm var oldukça bu haberlerin arkasında samimiyet aramayın. Ne de olsa deneyselci MHP, tarihsel olarak bir stepneden ibarettir. Ama bu gelişmeleri, Ankara’daki bir iktidara artık Batı’dan meşruiyet servisi yapılamayacağının kabul edildiğine yorabiliriz. Bahçeli’nin kullandığı TRÇ (Türkiye-Rusya-Çin) kısaltması saçma olsa da, buraya kadarı doğrudur… Çünkü Türkiye’nin iki yüz yıllık tarihsel derinliği Batı emperyalizminin inşa ettiği esaret ilişkilerini barındırır. Yüz yıl önceki işgal ve Kurtuluş Savaşı, ayağa kalkmanın biricik rotasına dair çok şey söyler. Sonuç olarak “Yurtta sulh, cihanda sulh” sloganının kimilerince sünepelik olarak lanetlenmesi halk tarafından reddedilmiştir. Egemen güçlerin demir attığı çerçeve ile halk kitlelerinin duyusu arasında kolay kolay kapatılamayacak bir açı oluşmuş bulunuyor. Emperyalizmden kopuşun güçlenerek sürmesi kaçınılmaz. Bu süreç Türkiye’nin sosyalizme giden yolunu açacak ve ancak sosyalizmin zaferiyle mantıksal sonuçlarına ulaşacaktır.

Go to News Site