soL Haber
Başka bir deyiş ile İran Savaşı tarihçilerin aradığı emperyalist hegemonya krizinde makas değişimi için mihenk noktası olabilir mi? Çok kolay değil bunu iddia etmek. Bir kere üzerinden 50 yıl geçmeden bir olay tarihin konusu olmaz denir. Aradan geçen 50 yıl geçmişin kuşbakışı görülmesine izin verir, daha kolay dönüşüm noktalarını kavrayabiliriz. İkincisi, henüz savaş bitmedi. İran’ın şu anda bir zaferi olarak gözüken ateşkes en küçük vicdani belirti göstermeyen profesyonel katil sürüsü olarak ABD ve İsrail’in tekrar savaşı başlatmak için bir soluk alması için mi verildi, göreceğiz. Ancak anlık olarak bakıldığında ABD’nin henüz müzakere masası kuruluyken ilan etmeden başlattığı ve suikastlarla ilerleyen savaşta ağır bir hezimete uğradığı ortada. O dehşet vererek ilerleyişi bizlere izlettirilen uçak gemileri kaçacak yer aradı. İran’ı çevreleyen ABD askeri üsleri, radar istasyonları perişan oldu. Görülmez uçaklar görüldü, düşürülemez uçaklar düşürüldü, bombalanamaz İsrail’de birçok stratejik hedef vuruldu. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması dünya ekonomisinde etkileri kolay giderilemeyecek bir zafiyeti tetikledi. Her şeyden önce İran halkının yurtseverliği bu zaferde büyük bir rol oynadı. Bombalanan kentlerde yüz binlerce kişinin katıldığı mitingler, tehdit altındaki enerji tesislerinin etrafındaki insan zincirleri göz yaşartıcıydı. Ayrıca bu saldırıyı uzun yıllardır bekleyen İran’ın balistik füze teknolojisine yaptığı yatırımın stratejik olarak doğru olduğu anlaşıldı. Öte yandan Şangay İşbirliği Örgütü üyesi olan İran’a Çin ve Rusya’nın verdiği diplomatik desteğin yanı sıra lojistik ve istihbarat desteğinin de etkisi olduğu anlaşılıyor. Psikolojik harp içinde neyin ne kadar gerçek olduğunu anlamamız zaman alacak belki. Uluslararası yaptırımlara rağmen İran petrolünün Çin’in paravan şirketler aracılığı ile satın alması mı, savaşta gerekli bazı malzemelerin temini mi, yoksa İran Genel Kurmayı’nın Çin uydu sisteminden gelen enformasyonla beslenmesi mi, bir vadede nelerin yaşandığını daha iyi anlayacağız. Tarihçiler açısından mihenk taşı zaten başlamış ve ilerlemiş bir süreçte nitel dönüşümün çok belirgin hale geldiği bir tarihsel olayı seçmeleri ile kendini gösterir. Örneğin, ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’na katılmasıyla savaşın gidişini değiştirmesi emperyalist düzenin tepe ülkesi olan İngiltere’nin düşüşe geçmeye başladığını göstermişti. İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin üretim gücü, Pasifik Savaşının Japonya’ya karşı kazanılması, nükleer silahların üretimi İngiltere’nin ABD’ye karşı hegemonyasını sürdürmesini imkânsız kılıyordu. Ancak çoğu tarihçi hegemonya makası için 1956’da Süveyş Savaşını mihenk taşı olarak kabul etti. Mısır Devriminden sonra, Nasır yönetiminin Süveyş Kanalını ulusallaştırmak istemesi üzerine İsrail, İngiltere ve Fransa Mısır’a alçakça saldırdılar. Sovyetler Birliği’nin çok sert ültimatomu ve ABD’nin sessiz kalması ile İngiltere ağır bir hezimete uğradı. Bir daha kendi başına bir emperyalist operasyona imza atamayacak, Sovyetler Birliğine karşı ABD’nin yamağı rolüne indirgenecekti. İran Savaşı da buna denk bir mihenk taşı nitelemesini kazanmaya aday gözüküyor. 1970’lerde kapitalist reformlardan geçen Çin 1990’lardan itibaren dev bir sermaye birikimi yaşadı. Şu anda dünyadaki en büyük sanayi üretim kapasitesini temsil ediyor, ayrıca büyük bir mali sermaye gücüne dönüşmüş durumda. ABD özellikle 2008 mali çöküşünden sonra Çin’in yükselişini kendi hegemonyası için bir tehdit olarak gördü. 2011 yılında ABD bütün odağını Pasifikte Çin’in askeri olarak kuşatılmasına ayıracağını ilan etti. Gerçekten dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan asker sayısını azaltırken Pasifik’te bir yığınak oluşturdu. Güney Kore, Japonya, Tayvan ve Avustralya’yı silahlandırarak askeri bir pakt oluşturmaya çalıştı. Rusya’yı Pasifik’ten uzak tutmak ve hırpalamak için halen devam eden Ukrayna Savaşını kışkırttı. Buna karşılık açık kaynaklardan izleyebildiğimiz, sezebildiğimiz kadarıyla, ABD Pasifikte savaşı Çin’e karşı kazanabileceğine ilişkin inancını kaybetti. Trump’ın ikinci dönemi bu çaresizliğin ürünü gibi gözüküyor. Çin ile Pasifikte karşılaşmak yerine onun kaynaklarını kurutmak ve bu kaynakları ABD’ye yönlendirmek gibi strateji izlediler. Trump yönetime gelir gelmez, Panama Kanalı’ndan Çin’li şirketleri kovaladı. Kuzey Buz Denizi ticaret yolları hegemonyası için, Grönland’ı istedi, Çin’in müttefiki Venezuela’ya operasyon gerçekleştirdi. İran seferi ise hem Çin’in Tek Kuşak Tek Yol projesine bir darbe anlamına gelecek, hem de Çin’in bağımlı olduğu Körfez petrolünü kısabilecekti. Trump ortada gözükmeden çok önce yaşananların 1. Dünya Savaşı öncesine benzediğini yazmıştık. Evet, bir emperyalist paylaşım savaşı olasılığı ile karşı karşıyaydık. Getireceği büyük yıkımdan ürküyorduk doğal olarak ama aynı zamanda bu yıkıma maruz kalan emekçi halkların iktidara gelerek egemenlerini cezalandırması için de bir dönem açılacağını söylüyorduk. Şimdi eğer İran Savaşı aşağı yukarı bu haliyle sonlanırsa çok önemli sonuçları olacak. Bir kere ABD’nin artık bir Pasifik Savaşı’nı kaldıramayacağı ortaya çıktı. Yani maruz kalacağımız olay bir dünya savaşı olmayabilir. Pasifik’te diğer müttefik devletler ABD’nin peşinden gitmeyip başlarının çaresine bakabilirler. Tayvan muhalefet partisi liderinin Çin ziyareti bu bağlamda okunabilir. NATO yine de şu anda hazırlandığı bir Rusya savaşına niyet edebilir. Göreceğiz. Ancak ABD ve Avrupa ülkelerinde özellikle Gazze’de katliam ve İran’da yenilgi sonrası büyük bir meşruiyet krizi doğdu. Trump İran ile savaştayken ABD halkı 9 milyon kişi ile sokaklarda süreci protesto ediyordu. Bütün uluslarda bu meşruiyet krizini ve onu takip edecek iktisadi krizi emekçilerin iktidar mücadelesinde bir kaldıraç gibi kullanması gerekiyor. Sermaye sınıfının daha akıllı kesimleri, İspanya’da olduğu gibi, bu meşruiyet krizini hafifletmek için önlemler alıyorlar. Ama nafile. Örneğin, Türkiye sermayesi İran savaşına balıklama atlamayarak kendini korudu, ama bir Rusya savaşına karşı hiç şerbetli gözükmüyorlar. Dünyanın içinde bulunduğu bu büyük altüst oluş döneminde bu ülkenin emekçi halkına ülkeyi topyekûn bir felaketten uzak tutmaya çalışırken, egemen sınıfın artık miadını doldurmuş iktidarına son vermek düşüyor.
Go to News Site