soL Haber
Çıkış 1’deki bir başlığı anımsıyorum, Am I a Marxist … or Am I a Materialist? ve kendime sormadan edemiyorum, ben bir tahnitçi miyim yoksa bir ağıtçı mı? Kadir Hoca (Cangızbay) göçtü, yazdım . Şimdi Yalçın Hoca, ve yine yazıyorum. Yaptığımız okumaları türlerine ayırarak kaydetmek gibi bir alışkanlığımız olsa, Yalçın Küçük okumalarının bir kategorizasyon problemini beraberinde getireceği açıktır: Karşı karşıya olduğumuz metin acaba bir teorik eser midir, bir akademik çalışma mıdır yoksa bir edebî eser mi? Bir metnin dili şüphesiz ki o çalışmayı edebî kılmaya yetmez. Yine de iyi bir romanı okumanın bıraktığı tadı biliriz ve o tat, Yalçın Küçük okurken tüm lezzetiyle insanı kuşatır. Hoca’nın teorik (ve akademik) niteliği başkalaştırmak veya azaltmak şöyle dursun daha da kuvvetlendiren edebî dili, yöntemsel bir sonuçtur. Masa başına geçip de bir mühendis gibi dilsel ayarlamalar üzerinde dilini inşâ etmiş olsaydı, buna retorik der, geçerdik. Yalçın Hoca hayatı boyunca bir, devrimciliği, iki, bilim yapmayı asla bırakmamıştır. Bilhassa araştırma tekniklerinin yöntem addedildiği bu ilginç zamanlarda gerçekten bilim yapmaya çalışan herkes gibi onun için de yöntem merkezî konumdaydı. Boşuna “Bilim, çok büyük ölçüde yöntemdir,” dememiştir. Dolayısıyla Yalçın Küçük’ün anlatım gücü ve “edebî” dilinin yoğunluğu, neyin nasıl düşünülebileceğine dair çizdiği çerçevenin, akıl yürütme biçiminin doğrudan sonucu iken sarihliği, devrimciliğinin yansımasıdır. Zor bir meseleyi karmaşık yazmak, yazmayı bilememektir ve anlaşılmamak üzere yazmak, bireysel tatmindir. Evet, Hoca güzel yazıyordu. Güzel yazarak bilim yapıyordu. Bilim yaptığı için güzel yazıyordu; yeniden yaratılan bir gerçeklik yok ise eğer, bilimde “güzel olan” doğamaz. “Kendi halinde gerçek hiç de harikulade değildir. İlgi çekici olduğunu söylemek bile zor. Güzel ve ilgi çekici olan yeniden yaratılmış gerçektir. Bilim, gerçeği yeniden yaratmaktır.” Hoca’ya göre sosyal bilimlerde doğa bilimlerini taklit etmeye yönelmeye bağlı olarak son durumu tahlil etmeye dayalı betimlemekle yetinmenin boğuculuğu egemen olmaya başladı. Böylelikle kaba ampirisizmin açıklama çabasının öne geçmesi, somuta mercek tutmanın marifet sayılmasının önünü açtı. Sosyal bilimin laboratuvarı ve deneyi yoktur ve bunu aşmanın yegâne yolu, dolayısıyla sosyal bilimi sosyal bilim yapan olmazsa olmaz unsur, soyutlamadır. Somut ise ancak soyutlanarak kavranabilir ve yöntemin özü, teoride cisimleştiği üzere, tam olarak soyutlamadır. Açıklamamak ve betimlemekle yetinmek bilim yapmamaktır ve bu ne salt keyfi bir tercih ne de salt bir beceri problemidir. Sosyal bilimlerde uzun süredir şiddeti giderek artan kriz, bir siyasal saldırıdır. Hoca’ya göre Tekeliyet koşullarında bilinçli olarak içi boşaltılan kurumlardan birisi sürüleşen öğrencisiyle üniversite olmuştur. Artık üniversitenin temel işlevi bozmaktır ve bozabilmek için, bozulmuş olmak şarttır: “sadece cahiller, sürü imal edebilirler ve dolayısıyla, profesörlerin öğrencilerinden daha cahil oldukları bir yüksek aşamadayız.” Hoca’nın ölü olguların toplamı dediği ampirisizm, sosyal bilimler için biriktirme ve tasnif esasında, dostlar alışverişte görsün misali, bilim yapmadan yapıyor gibi görünmenin yolu oluyor. Sosyal bilimlerin temel sac ayaklarından biri sosyolojidir ve sosyolojiden bir nebze olsun nasiplenmiş bir sosyal bilim faaliyeti oyun bozucudur, yıkıcıdır (G. Gurvitch) ve dolayısıyla bilim yapmak ile egemenlerin gazabını üzerine çekmek (K. Cangızbay) kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır. Açıklama çabasını rafa kaldırarak tasvir etmekle yetinmek suretiyle bilim yapıyor gibi görünmenin apolitik konformizmi, gökten düşmemiştir. Apolitik konformizm, sürü imalatının ön koşuludur, demirbaşıdır, olmazsa olmazıdır. Yalçın Hoca, zihninin izin verdiği son ana dek açıklama çabasını, bilim yapmayı, dünyayı anlamayı ve dünyayı değiştirmeyi bırakmadı. Hepimizin gıptayla sözünü ettiği çalışkanlığı ve üretkenliği, bilim yapmak ile toplumsal görevi yerine getirmenin o muhteşem kesişmesinden doğan enerjinin ve adanmışlığın zorunlu sonucudur. Yalçın Küçük, bilim ve devrim yapmanın sarsılmaz iradesidir ve Yalçın Küçük’ü Yalçın Küçük yapan, tam olarak budur. Bir insanın ardından iyi konuşma zorunluluğu yoktur ve bu kimseye dayatılamaz. Bir insanın ardından konuşurken ise o insanı o insan yapan başat özellikler esastır. Yalçın Küçük’ü Yalçın Küçük yapan bilim ve devrimden uzak olanların ne söyleyeceği bellidir ve evet, konuşmaları da konuşmamaları da fark yaratmaz. Geri kalanlar ise detaylara ilişkin şerhlerini, o detaylara ilişkin mücadelelerin zeminine saklamaları, kendilerine hiçbir şey kaybettirmez. Sosyal bilimlerde son bilginin esas alınamazlığı, sosyal bilimlerin birikerek ilerliyor olmasıyla ilgilidir ve devrim de böyledir; Hoca göçtü, biriktirmeye devam etmek, bize kaldı.
Go to News Site