BirGün Gündem
Giresun’da “yasal” bir doğa katliamı var, göz göre göre yok edilmeye çalışılıyor. 24 Ocak’ta Harşit Vadisi’ndeki çevre katliamını yazmıştım. Aradan geçen sürede katliam durmadı, aksine büyütüldü, yaygınlaştırıldı. 2 Nisan’da yapılan ihale ile Giresun’un %85’i maden sahası ilan edildi. Üstelik Şebinkarahisar’da Nesco Maden’in işlettiği madenin atık havuzundan taşan siyanürün toprağa karıştığı, Doğankent’te ise Alagöz Maden’in işlettiği bakır madeninin bölgeye verdiği zararlar ortadayken… İhaleye açılan alan en az 38 köy ve yaylayı kapsıyor. 100 bin çiftçi ve 1 milyar dolarlık fındık üretimi risk altında. Ezcümle; bu sadece bir ihale değil, bir bölgenin geleceğinin açık artırmaya çıkarılması. PEKİ, KİM BU KATLİAMIN AKTÖRÜ? AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait Alagöz Maden. Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü’nde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sabahın erken saatlerinde maden sondaj makinesini köye sokmaya çalışan şirket… Günde iki üç aracın geçtiği köye trafik polisi gönderen, yolları kapatıp halkı adeta esir alan, havada uzaktan kumandalı hava aracı uçurtan şirket… Toprağımızın ekosistemini bozmaya adeta ant içmiş olan Alagöz Holding. Halkın sağlığı, yok olacak ormanlar, zehirlenecek su kaynakları, artacak su ve rüzgâr erozyonu… Kimin umurunda? Sahi, hakikat sessiz kalsa, patronlar hiç rahatsız olmasa, rant da kendi halinde akıp gitse ne güzel olurdu, değil mi? Arkeolojik Sit Alanlarının, Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarının tamamı; Tabiat Parklarının %98’i, gölet ve barajların %95’i, Önemli Doğa Alanlarının %94’ü 4. grup madenlere ruhsatlı olan bir il yeşil Giresun. BU TABLO AĞIR DEĞİL AÇIK BİR YIKIM! Alagöz Maden de bölgede 4. grup maden arama faaliyeti yürütmek için kolları sıvamış durumda. Bu faaliyet için alınan “ÇED olumlu” kararına karşı doğayı korumak için mücadele edenler dava açtı ve mahkeme 24 Şubat’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ama hukuk karar verdi diye gerçeklik değişmiyor ülkemizde. Maalesef. Şirket bu kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne muafiyet başvurusu yaptı ve buradan güç alarak “Ben bu topraklara girebilirim” diyor. Mahkeme kararına rağmen iş makineleri bu cennet coğrafyanın ortasına getirildi. Ama bir şey hesaba katılmadı: Halkın direnişi… Tirebolu halkı; toprağına, suyuna ve yaşam alanlarına sahip çıkarak yolları kapattı. İyi ki; mahkeme kararını yok sayanlara karşı, gece gündüz, yağmurda, soğukta direnen halk var. İyi ki; zehri suya, havaya, aşımıza karıştırmak isteyenlere karşı bedenini siper eden halk var. Tirebolu halkının başlattığı direniş bugün yedinci gününde. Yaklaşık 200 jandarma görevlisiyle karşı karşıya bırakıldılar ama gece gündüz nöbet tutmaya devam ediyor ve sondaj makinesinin geçişine izin vermiyorlar. Gerilim yükseliyor, baskı artıyor ama halk geri adım atmıyor, sondaj makinesi bir kez daha köy girişinde durduruluyor. Köylüler şöyle diyor: “Bugün burada köy nüfusundan fazla asker vardı. JÖH vardı. Ama köyün yolu sel olduğunda, ihtiyaç olduğunda bu desteği görmedik.” SAHİ... BU YOĞUN ÇABANIN NEDENİ NE? Bir köyü, kasabayı, yaşam alanlarımızı korumak mı, yoksa bir şirketi mi? Toprağına, yaşamına ve geleceğine sahip çıkan Tirebolu’nun direnişi, yerelden başlayıp ülke geneline yayılan bir model olmalıdır. Çünkü bu yalnızca bir kasabanın meselesi değil, ülkemizin nefes meselesi. Bugün Tirebolu’da tutulan nöbet, yarın başka bir kasabada, vadide, başka bir ormanda, başka bir suyun başında tutulacak. Eğer bu yağma düzenine karşı ortak bir ses, ortak bir irade kurulmazsa; kaybedilen yalnızca yaşam alanlarımız olmayacak, ülkemizin yaşam hakkı parça parça elinden alınacaktır. Bu yüzden ülke çapında merkezi bir örgütlenme artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden bu direniş yalnız bırakılmamalı. Ve bu yüzden herkes bulunduğu yerden bu sesi büyütmek zorunda. Güzel kasabamın direnen halkına selam olsun.
Go to News Site