BirGün Gazetesi
“Ünlülere uyuşturucu operasyonları” hız kesmeden sürüyor. Son altı ayda, sinema, müzik, eğlence, spor dünyasından yaklaşık 120 kişi “ifşa edilerek” gözaltına alındılar. Testler için örnek verdikten sonra serbest bırakılanlar, adli kontrol şartıyla serbest kalanlar ve tutuklananlar oldu. Her operasyon dalgası sonrası testleri “temiz” çıkanlar ile “madde” saptananlar listeleri yayınlanıyor. Temiz çıkanlar röportajlar, sosyal medya duyuruları aracılığıyla övünüyor, “kirli” çıkanlar ise canhıraş inkar, yalanlama, yeniden test yaptırma, özür dileme telaşındalar. Madde kullanımı ve bağımlılığı ciddiye alınması zorunlu olan bir halk sağlığı sorunu. Mücadelenin en önemli ve işe yarar boyutu ise koruma önlemleri. Koruma önlemlerinden emniyet-asayiş boyutu kadar önemli olanı ise gençlerin, özellikle hiç kullanmamış olanların özenmelerinin önüne geçilmesi. 2025 Ekim ayından bu yana yürütülen “ünlü avı”nın uygulanış tarzının, toplumda madde kullanımına dair bilinçlenmeyi mi artırdığı yoksa tersine özellikle gençlerde kullanıma yönelik özendirici etkide mi bulunduğu tartışmalı. Sanılanın aksine operasyonlar özendirip, kışkırtıyor olabilir. Amaç, toplum sağlığını korumak olsaydı, bu tartışmaların yapılmış olması beklenirdi. Olmadığına göre ünlü av ve infazlarının gerekçesi ne olabilir? Operasyonlar iktidarın popüler figürlere yönelik “suçlulaştırma”, “düşmanlaştırma” stratejisi güttüğünü düşündürüyor. İktidarın “sanat ve kültür” alanından gelecek destek ve meşrulaştırmaya artık ihtiyacının kalmadığını da gösteriyor olabilir ya da bu alanın artık iktidarın rıza üretmesini sağlayamadığını da! Öyle ya, bugün sürek avından kendilerini korumaya çalışan ünlülerin bazıları daha düne kadar Külliye davetlerinde boy gösteriyorlardı. O zamanlar kimsenin aklına davet edilme ön koşulu olarak “uyuşturucu testi temiz kağıdı” istemek gelmiyordu. "Külliye davetleri", iktidarın rıza üretme çabasının bir parçasıydı; hegemonya kurmak için sanatın ve kültürün vitrinine ihtiyaç duyuyorlardı. Bugün ise rıza üretme kapasitesi daraldıkça, yerini doğrudan baskıya ve hukukun bir savaş aracı olarak kullanılması stratejisine sarılmış durumdalar, diyebiliriz. Ekonomik krizin yarattığı derin öfkeyi yönetmek zorunda olan iktidarlar için “kültürel yozlaşma”, her zaman sınıfsal sömürüyü gizleyen en kullanışlı kılıf olmuştur. Halkın yoksullaşması ile "ünlülerin sefahati ve günahları" arasında kurulan sahte nedensellik bağı, sınıfsal öfkeyi yatay bir düzleme kaydırır ve halkın dikkatini, kendi cebinden çalınanlardan alıp, "ahlaksız" ilan edilen ötekine yöneltir. Psikopolitik açıdan bakıldığında, toplumla kurulan ilişkinin tam bir “bölme” ilişkisine dönüştüğü görülebilir. İktidar, kendini "temiz, yerli ve milli" bir “ideal güç-lider” olarak konumlandırırken; sanat ve kültür dünyasını "kirli, tekinsiz ve haz peşinde koşan" sürüye dönüştürüyor. Bu bölme operasyonu, toplumun çeşitlilikle bütünleşmesini engelliyor. İnsanlar korkuyla "koruyucu lidere" sığınırken, muhalefetin bu "günahkarlar" ile yan yana gelmesi ihtimali bile bir kirlenme korkusu yaratıyor. Operasyonlar bireylerin zihinsel işlevlerini şekillendiren toplumsal çevreyi yeniden inşa etmeyi amaçlıyor. Sanatçının kriminalize (suçlulaştırma) edildiği bir ortamda sadece o sanatçı değil, o sanatı tüketen kitlenin öznel yaşantısı da baskılanır. Korku, kolektif bir duygu durumu haline gelerek insanların bir araya gelme, tartışma ve muhalif bir "cephe" oluşturma kapasitesini felç eder. İktidar, ünlü avı ile muhalefeti de bir tuzağa çekiyor. Eğer muhalefet "Ama onlar da uyuşturucu kullanmasaydı" derse, iktidarın ahlakçı hegemonyasına teslim olmuş olacak. Eğer sadece "hukuksuzluk var" derse, bu sefer de toplumun muhafazakar hassasiyetleriyle kopuş yaşama riskiyle karşı karşıya kalacak. İktidar, muhalefetin ünlülerin haklarına destek olmasını engellerken aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin bir araya gelebildiği bir “birleşik cephe” imkanını, psikolojik bir barikatla kesmeye çalışıyor. Toplum, ortak bir ahlaki- hukuki zeminde bir araya gelebilen kesimler olmaktan çıkarılıp, dikte edilen bir "temizlik" normu altında herkesin birbirinden şüphe duyduğu bir yığına dönüştürülmeye çalışılıyor. Bu hamleler, muhalefeti "makbul olan" ve "olmayan" diye ikiye ayırarak, geniş tabanlı bir demokratik cephenin duygusal harcını bozmayı hedefliyor. Artık kültürel bir hegemonya kuramayacağını kabullenen iktidar, hegemonyasını kültürel yıkım (vandalizm) üzerinden kurarak hayatta kalmaya çalışıyor.
Go to News Site