Collector
İran’ın en büyük gücü halkın yurtseverliği | Collector
İran’ın en büyük gücü halkın yurtseverliği
soL Haber

İran’ın en büyük gücü halkın yurtseverliği

28 Şubat’tan bu yana süren İran’a yönelik emperyalist saldırının hangi noktada duracağını, hangi şiddette, hangi hedefler tercih edilerek devam edeceğini söylemek kolay değil. Ancak savaşın başından bugüne kadar yaşanan gelişmeler, emperyalizmin baltayı bir kez daha taşa vurduğunu gösteriyor. Başka gerekçeler bir yana, öne çıkarılan amaç İran’da rejim değişikliği olmasıydı. Ancak böyle bir değişikliğin kolay kolay gerçekleşmeyeceği kısa sürede netleşti. Oluşan tablonun bir tarafında, ülke dışında yaşayan İranlıların oluşturduğu diasporanın, sınırlı sayılabilecek bir bölümü var. Eski Şah Rıza Pehlevi’nin, kendisine Şah ünvanı veren oğlunu destekleyenler, Batı ülkelerinin güvenli sokaklarında gösteriler yaparken ellerinde Şah dönemi İran bayrağının yanı sıra, İsrail, ABD, Ukrayna bayraklarını da taşıyor. Düşünmesi bile güç; ülkelerine bomba yağdıran, binlerce yurttaşlarını katleden ya da yaralayan ABD ve İsrail’in bayraklarını sallıyorlar. İnsanlıktan çıkmış oldukları, sosyal medyada çokça bulunabilen videolarda açıkça görülüyor. Emperyalizmin dünyayı sürüklediği noktada insanı insan yapan özelliklerin kaybedilmesi riski var. Kapitalist düzen 20. yüzyılda Sovyetler Birliği’nin ve sosyalist sistemin varlığı sayesinde elde edilen kazanımları bir bir geri alıyor. Ve toplumları da girdabın içine sürüklüyor. Çarpıcı bir örnek İsrail toplumu. Savaşa, Filistin’deki soykırıma karşı olan onurlu İsrail yurttaşları hep vardı. Geçmişte güçlü bir barış hareketi de vardı bu ülkede. Ama bu onurlu insanlar son yıllarda ciddi derecede azınlık konumunda kaldı. Siyonist ideoloji toplumun büyük bölümünü etkisi altına aldı. Yapılan anketler, çoğunluğun hükümetin politikalarını desteklediğini gösteriyor. Onlar da insanlıktan çıkıyorlar. Oluşan tablonun diğer tarafındaysa, insanlığın daha gelişkin ve olumlu yüzünü görüyoruz. Ülkelerine yönelik saldırı, İran halkını daha da cesaretlendirmiş ve kenetlemiş durumda. İran’dan İsrail’e gönderilen füzeler nedeniyle sirenler çalmaya başladığında, insanlar panikle sığınaklara koşuyor. İran’da çekilen çok sayıda videoda ise saldırıları protesto etmek için her gün meydanlarda toplanan halkın, yakınlarına bir füze düştüğünde öfkelendiği ve yerlerinden bir santim kımıldamadan sloganlarla gösterilerine devam ettiği görülüyor. İsrail’deki sığınaklarda yaşanan paniği ve gerginliği, içeri girmek isteyen herkesin, özellikle Arapların ve göçmen işçilerin içeri alınmadığını gösteren videolar da sosyal medyada yaygın olarak dolaşıyor. Yine çarpıcı bir olgu; savaşın başlamasıyla birlikte çok sayıda İsrailli ülkelerini terk etme kuyruğuna girmişken, çok sayıda İranlının “ülkemin, insanlarımın, ailemin bana ihtiyacı var” diyerek ülkelerine dönmeye başlaması. Tel-Aviv’de halkın önemli bir zamanı sığınaklarda geçiyor. Liderlerin öldürülmesi ne analama geldi? ABD ve İsrail’in saldırılarının daha ilk gününde İran’ın 36 yıldır dini lideri olan Ali Hamaney yaşamını yitirdi. Memleketinden kaçırılan Maduro’dan sonra bir başka ülkenin en üst düzey ismi daha hedef alınmış oldu. Hizbullah lideri Nasrallah ve Hamas lideri Haniye’yi de bu listeye ekleyebiliriz. Trump yönetimi, gericilikten gericiliğe savrulurken, eski kovboy filmlerinden ya da çizgi romanlardan bildiğimiz bir taktiği devreye sokmuş görünüyor: İlk önce, savaşılan yerli kabile şefinin katledilmesi. Tarih, bu taktiğin tahmin edilenden çok daha etkisiz olduğunu, çoğu örnekte yerlilerin direnişini körüklediğini yazıyor. Benzer bir mantıkla Hamaney’in ve Laricani gibi başka önemli liderlerin öldürülmesi de niyetlenilen etkiyi yaratmadı. Tersine, İran halkı öfkeyle doldu ve daha fazla kenetlendi. Ortadoğu’daki pek çok başka ülkenin aksine, çok eski bir devlet geleneğine ve çok gelişkin bir kültüre sahip olan İran’da halkın, kolay kolay gardını düşürmesi beklenmemeli. Bu olguyu önceden tahmin eden daha öngörülü emperyalist unsurlar, Trump yönetiminin çığırtkanlığı karşısında etkisiz kaldılar. Peki, bu katliamların İran siyasetinde hiç karşılığı yok mu? Olmayacağını söylemek siyaseti yanlış okumak anlamına gelir. Ancak İran’ın devlet yapısı dikkate alındığında, olası değişikliklerin, genel olarak emperyalizmin ya da en azından İsrail’in baştaki beklentilerini karşılaması biraz zor. Öncelikle, katledilen kadroların yerine kısa sürede atama yapılabiliyor. Ali Hamaney’in yerine dini lider olarak Mücteba Hamaney’in atanması uzun zaman almadı. Üstelik bu atamanın molla rejiminin kurulmasından bu yana yapılan yalnızca ikinci dini lider ataması olduğunu not edelim. Ali Hamaney, 1989’da Ayetullah Humeyni’nin ölümünün ardından dini lider olmuştu. Laricani ve diğer isimlerin yerlerinin doldurulması da zor olmayacak. Devlet mekanizmaları çalışmaya devam ediyor. Bir başka olgu, Batı’da sanılanın aksine, İran’daki rejimin tek adam rejimi değil, bir tür “devrim düzeni” olması. Bu düzende lider kadar önemli olan ulema hiyerarşisi, vakıf ağları ve Devrim Muhafızları gibi güçlü kurumlar var. Bu yüzden İran’da bir liderin ortadan kaldırılması rejimi ortadan kaldırmıyor. Emperyalizmin İran’a bakışındaki temel yanılgı da burada başlıyor: İran’ı bir kişinin etrafında dönen kırılgan bir düzen gibi düşünmek, ülkenin ve toplumun gerçek yapısını görmemek... Ali Hamaney Devrim muhafızları ağırlık kazanıyor Savaş dönemlerinde pek çok ülkede görülebileceği gibi İran’da da güvenlik mekanizmalarının ağırlığı artıyor. Bunların başında Devrim Muhafızları geliyor. Devrim Muhafızlarının özgün bir yapısı var. İran ordusunun dışında önemli bir askeri güç. “İslam Devrimi”nin ideolojik olarak korunması amacıyla kurulmuş ve dolayısıyla kendine ait güçlü bir istihbarat örgütü de var. Aynı zamanda çok sayıda işletmeye de sahip olan büyük bir ekonomik yapı. Kadroları arasında ideolojik olarak katı isimler olduğu gibi, özellikle ekonomik nedenlerle daha pragmatik davranma eğiliminde olanları da var. Ancak bu durum, Devrim Muhafızlarının içinde bir kavga sürdüğü anlamına gelmiyor. Tersine, sistem, Devrim Muhafızlarının içindeki görüş ayrılıklarının, molla rejiminin varlığını tehdit edecek düzeye gelmesini engelleyecek şekilde oluşturulmuş. Devrim Muhafızları aynı zamanda toplumsal bir tabana da sahip. Hem paramiliter bir örgütlenme hem de siyasi-toplumsal bir hareket niteliğindeki Besic milisleri üzerinden bu tabanı oluşturuyor. Ali Hamaney’in öldürülmesini izleyen günlerde, yeni dini liderin en kısa sürede belirlenmesi için Devrim Muhafızları ciddi bir basınç oluşturdu. Mücteba Hamaney’in seçilmesinde bu basıncın önemli bir payı oldu. Bu arada Devrim Muhafızları, ılımlı olarak bilinen Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın, maruz kaldıkları saldırılar nedeniyle komşu ülkelerden özür dilemesine de şiddetle karşı çıktı. Bu müdahaleyle dış politikaya bir tür “ayar vermiş” oldu. İran’da uygulanan bazı dini kuralların zaman içinde gevşemesi bilinen bir olgu. Örneğin güvenlik güçleri, kadınların başı açık gezmesine daha fazla hoşgörülü davranabiliyor. Halkın geniş kesimlerinin emperyalist saldırılara karşı bir arada direnç oluşturması, bu gevşemenin devam etmesini kaçınılmaz kılıyor. İran yönetimi bu bir aradalığı bozacak bir ideolojik sertleşmeye gitmeyi tercih etmeyecektir. Halkın bazı taleplerine daha fazla alan açılması muhtemeldir. Halk bir arada Emperyalizmin önemli bir beklentisi, İran halkının mollaları devirmek için sokaklara dökülmesiydi. Geçtiğimiz Aralık ayında halkın yaşadığı ekonomik güçlükler nedeniyle protestolar başlamıştı. Çok yaygınlaşan ve kitlesel hale gelen gösterileri, emperyalizm, özellikle MOSSAD eliyle ciddi şekilde manipüle etmeye çalıştı. O protestolara katılan ve niyeti yalnızca haksızlığa başkaldırmak olan binlerce insan, şimdi ülkesini emperyalizme karşı savunmak için sıraya girmiş durumda. Gerici molla rejimine karşı on yıllardır mücadele eden komünist TUDEH partisinden, kendisi de İslam Devrimi’nin parçası olup daha sonra muhalif bir pozisyon benimseyen ilahiyatçı Abdülkerim Süruş ya da ünlü muhalif sinema yönetmeni Cafer Panahi’ye kadar farklı siyasi çizgiler, emperyalizme karşı ülke savunmasını başa koyuyor. Şah yanlıları Amsterdam’da ABD ve İsrail bayraklarıyla gösteri yapıyor. Bu ortamda iktidarda ağırlığı olan ve muhafazakâr olarak anılan kesimlerin bir süreliğine de olsa konsolide olmaları beklenmelidir. Reformistler bu sürede kenarda sıralarını bekleyecek gibi görünüyor. Savaşın beklenmedik şekilde İran aleyhine dönmesi durumunda ise bu dengenin sarsılması kaçınılmaz olacaktır. Emperyalizmin, bir yenilgiye uğramış durumda kalmamak için savaşa devam etmesi gerekecek. Bu da, İran yıkılmasa bile sürecin çok kanlı geçeceğini düşündürüyor. Büyük bir sahte bayrak operasyonu yapıp savaşa bunun üzerinden devam ederlerse daha da fazla kan dökülecektir. İran, teslim olmadığı sürece bu savaştan yenik çıkmayacak. Evet, emperyalizmin askeri üstünlüğü ABD’nin avantajlı bir sonuç elde etmesini yine de sağlayabilir. Ancak böylesi bir sonucun maliyeti çok büyük olacaktır. Yeni Ayetullah: Mücteba Hamaney Dini lider Ali Hamaney’in savaşın ilk gününde ailesinin başka üyeleriyle birlikte katledilmesinin ardından, emperyalizmin beklentileri boşa çıktı. Uzmanlar Meclisi, kısa bir süre sonra yeni dini lideri belirledi. Bir dizi aday içerisinden Mücteba Hamaney, babasının ardından dini liderliği üstlenmiş oldu. Ancak o günden bu yana halkın karşısında ya da medyada görünmedi. İlk günkü saldırıda onun da yaralandığı iddia edilmişti. Henüz ortada görünmemesi, bu olasılığı artırıyor. Mücteba Hamaney’in Devrim Muhafızlarının istediği, muhafazakâr nitelikte bir aday olduğu biliniyor. Nitekim Uzmanlar Meclisi’nin yeni dini lideri bir an önce seçmesi konusunda Devrim Muhafızlarının baskı yaptığı ve Hamaney’i desteklediği biliniyor. 1969 doğumlu olan, dini eğitim dışında psikoloji ve psikanalizle ilgili de eğitim almış olan Mücteba Hamaney’den bir reformcu çıkması beklenmiyor; babasının da temsil ettiği eski çizginin devamcısı olması muhtemel.

Go to News Site