soL Haber
ABD emperyalizmine karşı olmak bir kez daha liste başı. Bundan iyisi can sağlığı denebilir pekâlâ. Düşünsenize, emperyalist sistemin tepesindeki ülkeyi yöneten adam nefret ve alay objesi haline gelmiş. Seveni az, sayanı yok. Sağa sola saldırıyor, can alıyor, devlet başkanlarını öldürüyor, kaçırıyor, “Burası benim” diyerek ülkeleri tehdit ediyor. Bütün bunlar kötü ve çok tehlikeli elbette. Öte yandan tutarsız; yalpalıyor, İran örneğinde olduğu gibi madara oluyor ve ABD emperyalizminin zaten sallanmakta olan hegemonyasını daha da zayıf hale getiriyor. Bir arkadaşım “Komünistlerin yapamadığını Trump yapacak, yıkacak ABD’yi” dedi geçenlerde. Ayrı mesele ABD emperyalizminin geleceği konusu. Değerlendirilmesi gereken çok fazla parametre var. “Tez yıkılsın” temennisi ile bu tartışmayı şimdilik kenara koyup dünyadaki Trump algısına dönelim. Yaklaşık 20 yıldır “Ah bir gitse” bizim ülkemizin en yaygın siyasi tutumu olduğu için alışkınız ama geçenlerde bu dileği memleketimiz mutsuzlarından birinin ağzından bu kez Trump için duyduğumda şaşırmadım değil. Türkiye’den beklentisi kalmamış belli ki. Lakin bir bağ da kurulabilir. Aynı anda birden fazla ata oynama konusunda ciddi bir deney biriktiren AKP iktidarı, ekonomideki sıkışmayı aşabilmek için ve ABD’nin elindeki kozların Trump tarafından hesapsız-kitapsız kullanılabileceğinden çekindiği için, dümeni Trump yönetimine doğru kırdı. Belki ABD yönetiminin İran konusundaki beklentileri karşılanmadı (ki Trump açısından bu zaten NATO’nun kolektif “ihaneti” haline geldi) ama Filistin, Ukrayna, Karadeniz, silahlanma gibi başlıklarda ABD yönetimi ile mükemmel bir uyum tutturuldu. Bu sayede, yazıyı hazırlarken Trump’ın Erdoğan için “mükemmel lider”, Türkiye için de “fantastik bir ülke” demesine tanık olduk. Trump döneminin erken sonlanması AKP’yi güç duruma düşüreceği için, “Ah bir gitse”nin bir taşla iki kuş türünden bir muhasebenin ürünü olduğunu pekala düşünebiliriz. Nitekim CHP de Trump döneminden ümidi kesmiş ve olası bir Demokrat Parti iktidarına bel bağlamış gözüküyor. ABD konusunda keskin sözler sarf etmekten hep kaçınmış olan Özgür Özel’in son dönemde ABD karşıtlığı konusunda epey “cesur” olmasının bir de böyle bir arka planı var. Şu anda ABD karşıtlığı, ABD hegemonyasının küresel temsilcileri tarafından tolere edilebilir bir tutum olarak görülüyor, tepkiler “tek adam” Trump’a odaklandığı sürece, bıyık altından gülünüyor. Tek adamı tek bırakmak! Trump esiyor üfürüyor ama rüzgar ABD’nin içinde de tersten esiyor. Hoş, Trump ve ekibini başkanlığa getiren büyük sermaye kesimleri henüz kendisine sırt dönmüş değil ama eski kararlılıkları yok olmuş durumda. Elon Musk ve Peter Thiel gibi fanatik Trumpçılar ve fosil yakıt lobisi gemiyi terk etmemekle birlikte gelişmeleri kaygıyla takip ediyorlar. Microsoft, Apple, Alphabet (Google), LinkedIn, Meta, Soros gibi dev şirketler ise ABD Başkanı’na şirin gözükmek için şu ana kadar kıllarını kıpırdatmadılar. Belki açıktan siyasal bir tutum geliştirmiyorlar ama “tek adam”ın altını oymak için hiç fırsat kaçırmıyorlar. Trump karşıtı sermaye güçlerinin kuvvetini medyadaki güç dengesine şöyle bir bakarak da ölçebiliriz: The New York Times, The Washington Post, CNN, MSNBC, The Atlantic, Politico (ABD), BBC, The Guardian, Financial Times, The Independent ve Sky News (İngiltere), Der Spiegel, Die Zeit (Almanya), Le Monde, France 24 (Fransa)... Az buz değil bu kuvvet. Uluslararası alandaysa Trump İngiltere, Fransa ve Almanya’yı kendi aralarındaki çelişkilere rağmen yakınlaştırmışa benziyor. Kimileri Avrupalı emperyalistlerle dalga geçiyor ama kazın ayağı öyle değil. Avrupa hem ABD hem Çin için çok önemli bir pazar olmanın yanı sıra, bu ülkelerin sermaye sınıflarının ekonomik potansiyelleri ve “siyasal” tecrübeleri yakın gelecekte yaşanacak keskin çatışmalarda hesaba katılması gereken bir faktör olarak görülmeli. Ayrıca bir açıdan Trump’ın öteden beri istediği şeyi yapıyor bu ülkeler ve çılgınca silahlanıyorlar. Ukrayna Savaşı’ndan bu yana radikal bir değişime uğrayan “savaş alanı”nın ihtiyaç duyduğu yeniliklere yöneldiği gözlenen Almanya’nın militarize olmak konusunda engin deneyime sahip metal sektörünü hafife alanlar fena halde aldanır. Uzun süredir ciddi bir liderlik sorunu yaşayan Demokrat Parti’nin Atlantik’in ötesindeki “Trump karşıtı” dostlarından cesaretlendiği, bir yandan da onlara “sıkı durun” diye fısıldadığı görülüyor. İran’a dönük saldırganlığa NATO’dan hiçbir ülkenin balıklama dalmamasının ekonomik ve siyasal nedenleri arasına Trump’ı izole etmek gibi bir niyeti de eklemek durumundayız. Savaşlar çıkarma, başka ülkelerin iç işlerine karışma, ilerici olan her şeye düşmanlık üretme konusunda Trump’tan hiç de aşağı kalmayan bir güruhun Trump’a karşı ilan edilmemiş bir koalisyon oluşturduğunu artık söyleyebiliriz. Başkan’ın Beyaz Saray’dan vaktinden önce çıkarılmasından rahatsızlık duyacak olan az sayıdaki ülkeden biri olan Rusya bile Trump’ı nereye koyacağına karar veremiyor. Rus diplomasisini yıllardır zor başlıklarda ayakta tutan Lavrov bile Trump ile ilgili konuşurken her gün bir başka tutarsızlığa imza atıyor. Geçtiğimiz Ekim’de Filistin’i sömürgeleştirme amacı taşıyan Trump imzalı Gazze önerisini “masadaki en iyi plan” diye güzelleyen Lavrov aynı sıralarda ABD’nin dış politikasını istikrarsızlaştırıcı olarak görüyor, Aralık ayında Ukrayna savaşının nedenlerini en iyi kavrayan lider olarak ilan ettiği Trump’ı yeni yılda “pervasız, güven vermeyen” biri olarak adlandırıyordu. Her şeye rağmen, “özel operasyon” başlarken ilan edilen siyasi hedeflerin hiçbirine tam olarak ulaşamayan Putin, Ukrayna’da ancak Trump yönetimiyle bir uzlaşmaya varılabileceğini biliyor. Öte yandan Trump karşıtlığının ABD’yi genel olarak zayıflattığını herkes gibi Ruslar da kavrıyor. Dolayısıyla Moskova’nın Venezuela’da, Küba’da, İran’da kendi çıkarlarını tehdit eden bir yönetimi kurtarmak için eskisi kadar istekli olmaması son derece anlaşılır. Evet, Trump içeride ve dışarıda yalnızlaşıyor. Ve “antiemperyalist” hareket uluslararası alanda ivme kazanıyor. Az önce değindiğim ilan edilmemiş koalisyonun bunda ne kadar payı olduğu tartışma konusu. Ancak yıllarca Avrupa Birliği projesine “sol”dan destek atan network’lerin hepsinin bir anda hareketlendiğini hesaba katarsak, “Bir şeyler oluyor mutlaka”... Nerede fonlar bitiyor, nerede iliştirilmiş “sol” başlıyor, nerede “bağımsız” aktörler alan kapatıyor bunları tam olarak ölçmek mümkün değil. Ayrıca ve bütün bunlardan daha önemlisi, Filistin’den başlayarak İsrail ve ABD’nin son saldırganlıkları dünyada farklı kulvarlardan çok sayıda devrimci oluşumda da “gün bugündür” etkisi yarattı ve henüz bir silkinişten söz edilemese de, enerji hızla birikiyor. İşte bu koşullarda ideolojik titizlik büyük bir önem kazanıyor. Türkiye’de “tek adam rejimine karşı mücadele” saplantısı, ortaya çıkan toplumsal enerjinin kötürümleşmesinden başka bir sonuca yol açmadı. Uluslararası alanda daha farklı bir sonucun alınacağını düşünmek için hiçbir neden yok. Ve benzerlikler gerçekten giderek artıyor. Trump’ın kafasına göre takılan biri olmadığı, İran’a dönük saldırganlığın on yıllardır sürmekte olduğu ve savaş planlarının Trump’tan çok önce hazır edildiği, Venezuela’ya askeri müdahaleler için elde sayısız alternatif planın Demokratlar döneminde elde tutulduğu unutulmamalı. Trump, Amerikan tekellerinin içinde farklılaşan eğilimlerden birini temsil ederek iki dönem başa geçti. Kendisinden hazzetmeyen sermaye çevrelerini fazla ürkütmemek için özen göstermek bir yana, topunun birden ihtiyaç duyduğu pervasız bir tarzı hayata geçirdiği sürece, kestaneleri ateşten alan bir “geçiş yönetimi” işlevi de gördü. Padişah ve Kral'ı istememek ABD’de Trump karşıtı gösterilerde açılan “Kral istemiyoruz” pankartlarının bizdeki “Padişah istemiyoruz” sloganını hem güncel hem tarihsel bağlamda çağrıştırdığı açık. Trump’ın “tek adam yönetimi”nin krallığa denk düştüğünü ima edenler aynı zamanda Birleşik Krallık’tan bağımsızlık ilanına ve Cumhuriyetçi değerlere de işaret etmiş oluyorlar. Sakıncasız gözüken bu türden adlandırmalar, ideolojik dağınıklık kendini hissettirdikçe yarardan çok zarar getiriyor ama. Giderek dünya “Canım hepimiz Trump karşıtıyız” kardeşliğine doğru yol alıyor. Yüksek teknoloji tekellerinin, finans merkezlerinin, emperyalist medya kuruluşlarının, NATO generallerinin, Pentagon şahinlerinin, AB kodamanlarının, Ursula von der Leyen, Zelenski, Starmer, Macron gibi halk düşmanlarının domine ettiği bir kardeşliğin insanlığa ne vereceğini iyi düşünmek gerekiyor. Trump’ın kafasına göre takılan biri olmadığı, İran’a dönük saldırganlığın on yıllardır sürmekte olduğu ve savaş planlarının Trump’tan çok önce hazır edildiği, Venezuela’ya askeri müdahaleler için sayısız alternatif planın Demokratlar döneminde elde tutulduğu unutulmamalı. Trump, Amerikan tekellerinin içinde farklılaşan eğilimlerden birini temsil ederek iki dönem başa geçti. Kendisinden hazzetmeyen sermaye çevrelerini fazla ürkütmemek için özen göstermek bir yana, topunun birden ihtiyaç duyduğu pervasız bir tarzı hayata geçirdiği sürece, kestaneleri ateşten alan bir “geçiş yönetimi” işlevi de gördü. Hem, ABD emperyalizminin Trump’ın ahmaklığı ve sakarlığı sonucunda bir anda batıvereceğini düşünenler kapitalizmin mantığına dair hiçbir şey bilmeyenlerdir. Trump ABD’ye bazı açılardan zarar vermektedir ama bu dönem kapandıktan sonra ABD emperyalizminin elinde o zararları telafi edecek kaynakların devreye sokulmayacağının garantisi bulunmamaktadır. ABD ekonomisi Trump’tan önce devasa sorunlar içinde debeleniyordu, Trump bunlara ilaç olmadı ama bu kadar beceriksiz gözüken bir yönetimden beklenecek bir kötüleşme de yaşanmadı. Ayrıca, emperyalist sistem içi karşılıklı bağımlılık yüzünden ABD gibi devasa bir ekonominin sorunlarının dünyanın dört bir yanına, özellikle “parlayan” ve “parlatılan” ekonomilere de sirayet ettiği açık bir biçimde görüldü. Üstelik bütün yalnızlığına karşın Trump, ABD’nin oyun kurma yeteneğinin kaybolmadığını da kanıtladı. Trump'tan kurtulmak Bu koşullarda Trump yönetimi iki türlü sonlanabilir (zamanında ya da zamanından önce)... İlk olasılık, yukarıdaki koalisyonun Trump’ı günah keçisi ilan ederek kendi aralarındaki bütün derin çelişkilere rağmen ABD’yi, NATO’yu ve AB’yi restore etmek için gerekli toplumsal desteği arkasına alması ve insanlığı Trump’ı rahmetle andıracak yeni belalara doğru sürüklemesidir. Bu koalisyonun elebaşlarının Rusya’nın kuşatılması ve sıkıştırılması stratejisinden vazgeçmedikleri, yetkisiz savaşlar başlatmakla eleştirdikleri Trump’ın tersine, ellerindeki bütüm kurumsal ağı yeni savaşlar için seferber edip bunu “meşru” göstermeye kalkacaklarını tahmin etmek zor olmasa gerek. “Tek adam yönetimine karşı mücadele” ediyoruz diye her tür ilkesellikten uzaklaşmaya başlayan kimi “sol” çevrelerin bu koalisyon tarafından temizlik bezi olarak kullanılacağından da emin olabiliriz. İkinci olasılık, Trump yönetiminin haydutluklarının ABD içinde ve dışında sınıf temelli bir antiemperyalist birikim yaratması, sosyalizm perspektifinin birçok ülkede uygun alanlar bulması ve bunları değerlendirecek devrimci aktörlerin ortaya çıkıp güçlenmesinin sonucu olarak ABD’de bir yönetim değişikliğinin, koalisyonun istediği iklime denk düşmemesi ve dünya emperyalist sisteminin ciddi bir ideolojik-siyasi krizin içine yuvarlanmasıdır. “Önce Trump’tan kurtulalım” yaklaşımını bu olasılığın celladı olarak düşünmek gerekir. İdeolojik titizliğin terk edilmesi durumunda, bugün herkesi heyecanlandıran İran’ın direnişinin dahi uluslararası alanda devrimci birikime zerre faydası olmayacağı ve derin bir hayal kırıklığına dönüşeceği bilinmelidir. Bu karanlık çağda en küçük bir güzelliğe tutunmak, ortaya çıkan kahramanları selamlamak yalnızca anlaşılır değil, birçok örnekte zorunludur da. İsrail’in savunma sistemlerini delip Tel Aviv ya da Hayfa’yı vuran her füzeden umut üretmeyenden hiçbir biçimde “devrimci” çıkmaz. Ama devrimcilik aynı zamanda uyanıklıktır. Emperyalizmin ellerini Trump düşmanlığı ile temizlemesine izin veremeyiz. Hele bu kadar ağır bedeller öderken. Zorlu sınavlar bekliyor bizi. Küba bir sınavdır. İlkelerimiz ve direncimiz sınanacak. Bölgemizdeki büyük altüst oluş ve çatışmalar, önümüze konan “yeni çözüm süreci” bir sınavdır. Artık bir kitlesel zikir anlamına gelmeye başlayan “Önce Erdoğan’dan kurtulalım” stratejisi bir sınavdır. Cumhuriyetçiliğin sınıfsal ve ideolojik karakteri meselesi bir sınavdır. Trump sayesinde bizim 20 küsur yıllık meselemiz olan “tek adam yönetimi”, uluslararası alana taşındı; deneyimliyiz, dersler çıkarmışlığımız var. Emekçi halk, Trump ve benzerlerinin yarattığı dehşetin ortasında düzenlenen maskeli baloya renk katan bir davetli mi olacak, yoksa başka bir dünya için ağırlık mı koyacak? Cesurca yanıtlanması gereken soru budur.
Go to News Site