soL Haber
Cumhuriyetimizin en önemli aydınlanma hamlelerinin başında “Köy Enstitüleri” gelir. Ancak bu önemli olgunun kaynakları ile ilgili ciddi bir bilgi kirlenmesi var. Doğruları açığa çıkarmaya, olanı olduğu gibi görmeye, göstermeye çalışmak gerekiyor. Bunu, Köy Enstitüleri’nin baş mimarı İsmail Hakkı Tonguç’un yaşamına ve düşüncesinin oluşumuna bakarak yapabiliriz. Tonguç’un 1916 yılı başlarında girdiği, dönemin en iyi öğretmen okulu olan İstanbul Öğretmen Okulu, niteliğini İttihat ve Terakki üyesi Mustafa Satı Bey’in müdürlüğündeki çalışmalara borçluydu. Tonguç, düşüncelerini ilk etkileyen yer olan bu okula girdiğinde Satı Bey artık yoktu ama etkisi sürüyordu. Devrimci çalkantıların içindeki Almanya'ya yolculuk İkinci önemli olgu, 1918’de başarılı 20 öğrenciden biri olarak Almanya’ya Karlsruhe-Ettlingen’deki Öğretmen Okulu’na gönderilmesi ve 7 ay süren eğitimidir. Bu yıllar, tüm dünyanın Almanya’da devrim beklediği dönemdir. Tonguç öğretmen olur olmaz 1921-1922’de tekrar Karlsruhe-Ettlingen’e gönderildi ve eğitim konusundaki düşünceleri daha da olgunlaştı. Oradan aldığı kitaplardan biri Alman Gençlik Enternasyonali tarafından yayımlanan Proleter Eğitimin Temel Sorunları idi. Kitapta altını çizdiği satırlar arasında şunlar vardı: “Klasik eğitimin aşırı otoriter, baskıcı niteliği, teori ve pratiğin birbirinden kopukluğu, yalnız sağlıklı bir yapının gelişmesindeki yetersizlik değil, yüzyıllardır süren bağnaz bir sistemin ve kapitalizmin sonucudur. Yalnız proleter sınıf savaşımının, sosyalizm için savaşım veren işçi kitleleri içinde, yalnız okulun kitle hareketleriyle sıkı ilişkisinin olduğu bir ortamda, sosyalist toplumun gereksinimi olan yeni eğitim sistemleri ve kuralları, yeni eğitkenler ve yeni öğrenciler ortaya çıkarabilir.” Onun üzerinde önemli etki bırakmış olan Blonski, Sovyetler Birliği eğitim sisteminin kurulmasına öncülük edenlerden biriydi. Blonski İş Okulu isimli kitabında iş eğitiminde üretime dönük gerçek işi savunanlardandı. Burada amaç güçlü ve toplumsal insanın eğitilmesiydi. 1924 yazında ülkemize gelen ünlü ABD’li eğitimci John Dewey gezi ve incelemeleri sonrasında kapsamlı raporlar hazırladı. Tonguç ileride, Dewey’in hazırladığı raporların Türkiye eğitim tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturduğunu, bunların uygulanamamasıyla 15 yılın kaybedildiğini yazacaktı. 1925’te Tonguç’a, iki ay sürecek Almanya, Fransa ve İngiltere’deki mesleki eğitim kurumlarını inceleme görevi verildi. Özellikle Almanya’da, Bavyera’nın Schöndorf köyünde, 30 hektarlık araziye kurulmuş olan Kır Eğitim Yurdu ilgisini çekti. Burada öğretmen öğrencinin üstü değil, yardımcısıydı. Daha sonra Almanya’nın önemli kültür merkezlerinden olan Leipzig’e giden Tonguç, burada iş eğitimini uygulayan okullardan etkilendi. Etkilendiği eğitimciler Çok sayıda kitap ile yurda dönen Tonguç, 1933’te yayınlanacak İş ve Meslek Eğitimi kitabında “meslek psikoloğu” olarak Stuttgart Teknik Üniversitesi profesörlerinden F. Giese’nin ve C. Weiss’in “Pedagojik Sosyoloji” fikirlerinden yararlandığını yazacaktı. Bu yazarların kitaplarında şunların altını çizmişti: “İş ahlakını ilk kez Marx ele aldı. İş onun için bir sorundur, ahlaki bir sorun! İş ahlakının kurucusu Marx’tır... Komünist dünya görüşü her şeyden önce proletarya kavramına bağlıdır... Sovyet deneyi tümüyle nasıl yadsınabilir? Onun özgünlüğü, atılganlığı, yürekliliği, zengin programı, üreticiliği olağanüstü bir eylemdir.” 1926 sonbaharında Müsteşar Nafi Atuf Kansu kalabalık bir heyetle birlikte Sovyetler Birliği’ne gitti. Orada “Türk Eğitim Bakanlığı yeni reformlara girişmek için diğer ülkelerin deneyimlerini bilmeyi zorunlu bulmaktadır. Sovyetler Birliği’nin halk eğitimi örgütü Türk eğitimcilerinin özel ilgisini çekmektedir” diyecekti. Heyetin gözlemlerinden oluşan raporlardan birçok konuda yararlanıldı. Tonguç 1927’de Kansu’nun baldızı öğretmen Nafia Hanım’la evlendi ve iki aile Etlik’te bağ evleri komşusu oldu. Kansu, Tonguç’un bürokraside önünü açan, saygı duyduğu, güvendiği, çok yakın bir dostuydu artık. Cumhuriyetimizin eğitim hamlesi çeşitli nedenlerle 1929-1934 tarihleri arasında bir duraklama yaşadı. Bu dönemde birçok okulda öğretmenliğin yanı sıra yöneticilik de yapan Tonguç, çok yönlü ve yoğun okumalarla düşüncesini olgunlaştırıp, geliştirme fırsatı buldu. Pestalozzi, Kerschensteiner, Dewey gibi iyi tanıdığı iş eğitimi öncüleri yanında, çağdaş sosyal pedagogların sosyalist ve Marksist eğilimli olanlarına da ilgi duyuyordu. Alman iş öğretmeni G. Zwiener’in İş Eğitiminin Esasları kitabından yaptığı alıntılarda şunları ifade etti: “Toplum içindeki yaşam; insanı, okuldaki öğrenciyi eğitir, belirler, oluşturur... Bireyci iş dersi anlayışından sosyal pedagoglar hoşlanmazlar... Teknik iş evrelerini kapsayan kolektif çalışmadan eğitimsel kazanç olarak toplumsal erdemler ve özellikler kazanılır... Bir mesleğin zamanla insanda neden olduğu değişiklikler dikkat çekicidir. Bu gerçek, iş dersinde uygulanacak tekniklerin seçiminde yardımcı olmalıdır... Üretici iş okulunun Almanya’da çok istenmesine karşın az denenmiş olması ilginçtir. Öyle görülüyor ki, Sovyetler’de kurbanlar da verilerek yapılan denemeler eğer sürdürülebilirse bize de yararlı olacaktır.” İsmail Hakkı Tonguç Tonguç, ilgisini çeken bir başka kitap olan Alman F. Zierdorf’un birçok yazardan derlediği Akımlar ve Sorunlar ’da şu satırların altını çizmişti: “İnsanlığın kültürel gelişimi her şeyden önce, her zaman materyalist ilişkilere bağlı olmuş, üretim koşullarıyla saptanmıştır.. Marx şöyle der: Materyalist yaşamın üretim şekli sosyal, politik ve manevi yaşam işlevlerini saptar.” Tonguç bu kitapta Pestalozzi’nin birçok saptamasının da altını kalınca çizmiştir. Sosyal idealist Pestalozzi iyi bir iş eğitiminin sonucu olarak üretimin yükselmesinde ve üreticiler arasında sömürüsüz bir işbirliğinde geniş kitlelerin mutluluğunu görmektedir. Birçok şehirde öğretmenlik yaptıktan sonra, kendi kurduğu Okul Müzesi’nin Müdürlüğü, Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü ve Gazi Lisesi Müdür vekilliği yapan Tonguç, Kültür Bakanı Saffet Arıkan tarafından İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirildi. Tonguç’un bitmez tükenmez Anadolu inceleme gezileri de böylece başlayacaktı. Eğitmen kursları Köy Enstitüleri’nin hazırlık dönemi diyebileceğimiz işlerden önce Atatürk’ün kaynaklık ettiği Eğitmen Kursları’nın hayata geçirilmesi var. 1936’da merkezinde Tonguç’un yer aldığı bu kurslarda, askerde onbaşı ve çavuş olanlar arasından seçilenler 6 aylık bir kurstan geçirilip kendi köylerindeki okullara gönderilecekti. Böylesi 16 bin köy vardı. Bunun için Tonguç önce komisyonla Ankara yöresi köylerine, daha sonra da Kayseri, Yozgat ve Çorum köylerine inceleme gezilerine çıkacaktı. Bu kursların eğitim programları da Tonguç tarafından hazırlanacak ve kurslardaki gelişmeler 15 günde bir gönderilen raporlarla izlenecekti. 1936 yılında Kültür Bakanı Saffet Arıkan’ın kararıyla bir öğretmenler heyeti, incelemeler yapmak üzere Sovyetler Birliği’ne gönderildi. Heyetin inceleme raporları Tonguç’a verildi. Önemli bulduğu bu raporları ekibiyle birlikte değerlendirdi ve bunlardan yararlandı. Köy Enstitüleri’ne varacak gelişmenin ilk önemli adımı Tonguç’un Arıkan’a verdiği 22.06.1937 tarihli raporla atıldı. Şöyle diyordu: “Yıllarca işletilmiş... her noktası yalnız kent yaşamı göz önünde tutularak kurulmuş, ...birçok yanlışları, çürüklükleri görüldükçe destekler vurularak yıkılmaktan kurtarılmış klasik kültür kurumları örneğinde ya da benzerinde bir okul köye yararlı elemanı yetiştiremez... Alınacak önlemlerin temel ilkelerini, ilköğretimi sağlamak ve tüm köylü vatandaşları yaşamın koşullarına göre forme etmek için, teorilerden değil, gerçeklerden çıkarmamız gereklidir.” 1939 yılı başlarında Milli Eğitim Bakanlığı’na Hasan Âli Yücel getirildi. Zamanla Yücel ve Tonguç tam uyum içinde bir çalışma birlikteliği oluşturacaktı. Hasan Ali Yücel Köy Enstitülü öğrencilerle birlikte Öğretmen okulları enstitülere dönüşüyor Köy Enstitüleri’nden önce 4 Köy Öğretmen Okulu açıldı. 1940 yılına girerken Köy Öğretmen Okulları Köy Enstitüleri’ne dönüştürülecek ve sayıları 21’e çıkacaktı. Hatta bu okulları defalarca inceleyen İsmet İnönü sayının kısa zamanda 60 enstitüye çıkarılmasını isteyecekti. Tonguç, Köy Enstitüleri’nin birçok kişinin olağanüstü çaba ve çalışmalarıyla gerçekleştirildiğini; bir kişiye bağlanamayacağını hep vurguladı. Köy Enstitüleri’nde uygulanan ilke ve yöntemler, dünya ve ülke eğitim tarihi içerisinde birçok büyük eğitmenin çalışmaları, görüşleri sonucunda ortaya çıkmış doğrulardı. Hiç kimse bunları kendine mal etmemeliydi. Sayısız imkânsızlık ve engellemeye rağmen hayata geçirilen ve yine çok sayıda nedenle uzun erimli olamayan bu hamlenin başarısı, günümüzde sadece dostları değil düşmanları tarafından bile kabul edilmektedir. Bilimden, insandan, emekten yana bir konumlanışı olan Tonguç’un metodu bilimseldi. Kalıplara bağlı değildi; sürekli geliştirilmeye uygun, önü açık bir çalışma öngörmekteydi. Amacını, yüzyıllardır cahil, yoksul ve koyu karanlıkta bırakılmış köylü çocuklarını çağdaş eğitim bilimiyle silahlandırıp, araştıran, sorgulayan, çalışkan ve kararlı kişiliklerle donatmak; öğretmen ordusuyla köyleri içten dönüştürmeye, aydınlatmaya çalışmak şeklinde özetlememiz mümkün. Ortaçağ karanlığıyla, aydınlanma yanlıları arasındaki kıyasıya mücadele devam ediyordu, devam edecek. Böylesi bir ileri adımın; emperyalizmin, yerli işbirlikçilerinin, egemen kesimlerin, aşiret ağalarının, tarikat şeyhlerinin çıkarına temelden karşı olduğunun bilinmemesi mümkün mü? Bütün güçleriyle engellemeye çalışmışlar ve başarılı olmuşlardır. Bu planlanan hamle devam ettirilebilseydi neler olurdu? Ülkemiz bağımsızlığını yine de yitirir miydi? Doğası, insanı böylesine acımasızca talan edilebilir miydi? Yaşlıları, emekçileri, çocukları bu kadar mutsuz olur muydu? Sonuç olarak; Köy Enstitüleri Eğitim Sistemi’nin, bir “Sosyalist Cumhuriyet Eğitim Sistemi” için, son derece zengin düşünceler, denemeler ve uygulamalar bütünü oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz... (Bu makalenin yazımında Engin Tonguç’un Bir Eğitim Devrimcisi: İsmail Hakkı Tonguç ve İ. Hakkı Tonguç’un Canlandırılacak Köy isimli eserlerinden yararlanılmıştır.) Çarpıcı bir örnek; ilk açılanlardan biri olan İzmir’deki Kızılçullu Köy Enstitüsü’nün faaliyetlerine, binaları 1952’de NATO'nun Güney-Doğu Avrupa Bölgesi Kara Kuvvetleri Karargâhı'na devredilerek son verilmesidir. Emperyalizme teslim olmanın belgesi olan utanç verici görüntüler şu videodan izlenebilir
Go to News Site