BirGün Kültür ve Yaşam
Türkiye'de orman köylülüğü uzun süredir sistemli bir mülksüzleştirme kıskacında. Bir yanda maden sahalarına veya endüstriyel üretim alanlarına dönüştürülen yaşam alanlarını korumaya çalışan köylülerin iş makineleriyle, kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya gelmesi -ve Akbelen örneğinde olduğunu gibi artık tutuklanmaya varan bir baskı rejimiyle disipline edilmek istenmesi- diğer yanda ise gündelik hayatın en temel haklarının bürokratik süreçlerle yokuşa sürülmesi söz konusu. Bu mekanizma köylüyü ormandan fiziksel olarak koparamazsa bile onu orman içinde yaşayamaz, üretemez, geçinemez hale getiriyor. Ve hepimiz biliyoruz ki burada asıl amaç ormanları köylüden arındırıp sermayenin önüne altın tepside sunmak ve kırsalı bir kazanç kapısına dönüştürmek. Devrek’in Adatepe köyü muhtarı Dursun Doruköz’ün geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım, bu kuşatmanın somut bir örneğini sunuyor. Doruköz, zati kereste hakkından yararlanmak isteyen köylülerden artık sadece ikametgah belgesi değil, ev tapusu ve tüm hissadarlardan imzalı taahhütname talep edildiğini, bunun kazanılmış hakların ellerinden alınması anlamına geldiğini yazdı. Doruköz, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürü'nden bu uygulamanın iptalini talep ediyor. Son kuşağın sesi: “63 yaşındayım, köyün en genciyim” ∗∗∗ Doruköz ile yaptığım görüşmede dile getirdiği serzenişler köylerin karşı karşıya olduğu tehdidi özetler nitelikte. "Bakanlık köylerde mükellefiyet türü mağduriyetleri çözmemiş ki bunu istiyor" diyor Doruköz, "1980'e kadar köylü kendi ihtiyacını yetiştiriyordu, şu an köyde süt yok, yumurta yok, yoğurt yok. Yiyeceğimiz içeceğimiz şirketlerin elinde. Savaş çıksa, marketler olmasa köylünün yiyeceği yok." Sonra ekliyor: "63 yaşındayım, köyün en genciyim." Hukuki tanımıyla orman köylüsü, mülki sınırları içerisinde devlet ormanı bulunan köylerde ikamet eden halkı ifade eder. Geleneksel olarak orman köylüsü ormandan hem geçimini sağlar hem de onu korur. Kestane, ıhlamur, mantar, defne, bal gibi odun dışı ürünler köylüler için bölgeden bölgeye değişen bir geçim ekonomisi oluşturur. Keza kanuna göre ağaçlandırma, bakım, kesme, taşıma gibi bütün orman işlerinin öncelikle o bölgedeki köylülere ve kooperatiflerine yaptırılması öngörülür. Yani orman köylüsü ormancılık faaliyetlerinin hem iş gücü hem de gözü kulağıdır. Fakat zamanla koşullar değişiyor. 2003 yılında orman muhafaza memuru olmak için aranan orman köylüsü olma şartı kaldırılıyor. Bu karar köylünün ormanla ilişkisi yavaş yavaş zayıflatıyor. 2012'de tüzel kişiliğini ortadan kaldırılan 16 bin köyün önemli bir kısmı orman köyüydü. Köyler mahalleye dönüştü, mera, su kaynağı, orman çevresi gibi ortak mallar büyükşehir belediyesine devredildi. Kırın yönetimi, kent politikasından yürütülür hale geldi. 2018'de de orman köylülerinin yangın söndürme mükellefiyeti kaldırıldı. Türkiye Ormancılar Derneği Genel Başkanı Ahmet Hüsrev Özkara bu son adımı şöyle değerlendiriyordu: "Orman köylüsü önceden çevresindeki ormanları koruyordu. Daha teşkilattan insanlar yangın yerine ulaşmadan gider o yangını söndürürdü. Şimdiyse oturduğu kahveden çıkmamaya başladı." (Ayşegül Karagöz, medyascope, 26.08.2023). ∗∗∗ Sonuçta orman köylüsü ormanla bağı koparılmış, yaşam alanı üzerindeki tasarrufu elinden alınmış, geçim araçları daraltılmış bir özneye dönüştürüldü. Bütün bu süreç, orman alanları üzerindeki sermaye baskısıyla eş zamanlı ilerledi. Yıllar içinde on binlerce hektar ormanlık alan ormancılık dışı kullanıma, binlercesi madenciliğe tahsis edildi. Maden şirketleri, enerji tesisleri, turistik yapılar orman köylüsünün çekildiği alanlara yerleşti. Köyler yaşlandı, yumurtasız, sütsüz, yoğurtsuz köylerin sayısı arttı. Bu sermaye baskısı, kendisini meşrulaştıracak araçları da beraberinde getirdi. Son dönemde 'tarım arazilerini koruma' adı altında hobi bahçelerine ve köylünün üretim için kullandığı küçük bağ evlerine (dam) yönelik başlatılan yıkım kararları, maden sahalarının yarattığı devasa tahribatı gizleyen birer paravan işlevi görüyor. Burada asıl trajedi, kentlinin lüks yapılaşması ile köylünün geçimlik üretimi için hayati olan ihtiyacının aynı kefeye konulması. Oysa geçimlik tarım yapan köylünün bağ evleri üretimin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu yapıların hobi bahçelerinden ayrıştırılması ve üretim odaklı ayrı bir statüye kavuşturulması gerekir. Köylü yaşamasın diye her gün yeni genelge" diyor Doruköz. "Yasayı çıkaranlara değil, sessiz kalanlara kızıyorum." Bu kararların dayanağı nedir, açıklanmaya muhtaç bir soru. On binlerce köy ve mahallede, büyük bölümü ülkenin en yoksul bölgelerinde yaşayan milyonlarca kişiden söz ediyoruz. Orman politikasının bu nüfusa verdiği zararı ve bunun kimlere yarar sağladığını daha sık hatırlamak gerekiyor.
Go to News Site