Independent Turkish
Modern devleti tanımlayan en önemli şey “egemen” olmasıdır. Egemenlik, uluslararası hukuka göre devleti oluşturan üç ana unsurdan biridir. Bunlar; bir kara parçasının, bu kara parçası üzerinde bir insan topluluğunun ve bu topluluğu yöneten egemen bir otoritenin var olmasıdır. Otoritenin egemen olması, başka bir güce bağlı olmadan davranışlarında onu sınırlandırabilecek bir üst otoritenin olmaması demektir. 1648 Vestfalya Anlaşması ile temeli atılan ve özünde her devletin eşit olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bu ilke aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in (BM) temelini oluşturmaktadır. BM Anlaşması’nın 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasında “üye devletlerin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur” ifadesi, her devletin eşit olma ilkesinin yüceltilmesini sağlamıştır. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Egemen devletin en önemli özelliklerinden biri "güç" kullanma tekeline sahip olmasıdır. Weberci devlet anlayışı olarak bilinen ve meşru güç kullanma hakkının sadece devlete ait olduğu bir anlayış gelişmiştir. Çünkü devletin uluslararası sistemde güç kullanma hakkına sahip olması, onun doğal hakkından kaynaklanmaktadır. Doğal hak, bir insanın doğuştan sahip olduğu haktır. Anarşi ortamında yani devletin olmadığı durumda bir insan, şiddet kullanma hakkına sahip olabilecektir. Thomas Hobbes’a göre anarşi ortamında bireyi koruyan veya onun şiddet uygulamasını sınırlandıracak bir otorite yoktur. Fakat devletin ortaya çıkmasıyla bireyler, şiddet kullanma hakkını devlete devrederek, onun doğal olarak meşru bir şekilde şiddet kullanma hakkına sahip olmasını sağlamaktadır. Bireyler, bireylerarası şiddeti sonlandırmak için devlet aygıtını oluşturmuştur. Fakat devletlerarası şiddeti sonlandıracak bir üst otorite yaratılmamıştır. Bu durum başka bir sorunu ortaya çıkarmıştır. Bireysel şiddetin yerini kurumsal şiddetin almasını sağlamıştır. Kurumsal şiddet, bireysel şiddetten daha tehlikeli ve daha yıkıcı bir ortam yaratmıştır. Çünkü bireylerden oluşan anarşi ortamında güç sınırlı ve bireysel olduğu için şiddet kullanmak da bireysel ve sınırlıdır. Başka bir deyişle bir bireyin kitlesel ölümlere sebep olacak bir silah üretmesi beklenemez. Fakat kurumsal bir otorite olan devlet, kitle imha silahları üretebilir ve üretmek zorunda kalabilir. Konvansiyonel silahlar, biyolojik silahlar, nükleer silahlar ve bunların sonucunda oluşan katliam, etnik temizlik ve soykırım kurumsal şiddetin sonuçlarıdır. Çünkü Hans Morgenthau’ya göre bir devlet, başka bir devletin niyetinden hiçbir zaman emin olmayabilir. Buna göre John Mearsheimer, devletlerin sürekli olarak kendilerini koruyacak araçlar edindiğini, bu durumun da bir silahlanma yarışına dönüştüğünü söylemiştir. Bu silahlanma yarışı nükleer gibi büyük yıkım oluşturan silahlara sahip olmalarını sağlayacaktır. İki rakip güçten birinin nükleer silaha sahip olması diğer devletin egemenliğini tehdit eden bir durum yaratacaktır. Çünkü uluslararası sistemde caydırıcı bir otoritenin olmaması, nükleer silaha sahip devletin nükleer silaha sahip olmayan devletin egemenliğini ihlal etmesine olanak sağlayacaktır. Bu durumda nükleer silaha sahip olmayan bir devletin tam olarak egemen olduğundan söz edilemez. Doğal olarak gücün başat rol oynadığı uluslararası anarşik sistemde devletlerin egemen eşitliği söz konusu olamaz. Ancak nükleer silaha sahip olan devletlerin egemen eşitliğinden söz edilebilir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. nükleer silah Dr. Serdal İlbaş Dr. Serdal İlbaş Independent Türkçe için yazdı Dr. Serdal İlbaş Çarşamba, Nisan 15, 2026 - 06:15 Main image:
İllüstrasyon: Annelise Capossela/Axios
TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Filistin işgalinde Siyonist terörün etkisi Ortadoğu’da Pax Türkiye dönemine doğru Type: news SEO Title: Nükleer silah ve devletlerin egemenliği copyright Independentturkish: Go to News Site