soL Haber
Köy enstitüleri hakkındaki gerici söylemler ve bu tür söylemlerin 17 Nisan haftasında tavan yapması da, insanı şaşırtıyor. Oysa bu enstitülerin kuruluş amaçlarına ve uygulamalarına bakıldığında, bu tutumun tam da tersi bekleniyor. Çünkü köy enstitüleri, cumhuriyet öğretmeni yetiştirme sürecine yeni nitelikler kazandıran bir uygulamadır. 1925’te açılmaya başlanan öğretmen okullarından Konya Orta Öğretmen Okulu, Ankara’ya taşınıp, 1930’lu yıllarda edebiyat ve eğitim (pedagoji) gibi yeni bölümler eklenerek Gazi Eğitim Enstitüsü’ne dönüştürülmesi, nitelikli öğretmen yetiştirilmesinin ilk adımı olmuştur. Bu enstitüye, en az üç yıllık ilkokul öğretmenliği yapmış olanların alınmasına başlanması da, öğretmen niteliği açısından olumlu bir gelişmedir. Köylerde çalışacak öğretmen yetiştirmek amacıyla 1926 ve 1927’de iki köy ilköğretmen okulu açılmıştır. 1930’larda, köylerde çalışacak öğretmen yetiştirme arayışları da artmıştır. 1936’da askerlik yaparken okuma yazma öğrenmiş köy çocuklarının, 6 aylık yatılı Köy Eğitmeni kurslarında, köylerde üç yıllık okullarda çalışacak eğitmen olarak yetiştirilmesine başlanmıştır. 1930’larda Türkçeye sahip çıkma çalışmaları başlarken, toplumun kültürel gelişmesine yönelik olarak halkevleri ile 1935’te Dil Tarih Coğrafya Fakültesi açılmıştır. Öğretmen okulları ve köy eğitmeni uygulamalarından alınan dersler ile eğitim bakanı Hasan Ali Yücel ve ilköğretim genel müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un okudukları okullardan, Avrupa’daki ve Türkiye’deki incelemelerinden elde ettikleri birikimlerin bireşimiyle köy enstitüleri modeli geliştirilmiştir. Köylerde çalışacak ve köyü canlandıracak ilkokul öğretmenini yetiştirmek üzere tasarlanmış olan bu model, 17 Nisan 1940’da çıkarılan 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu ile yürürlüğe girmiştir. Bu modelin özgün özellikleri özetle şöyledir: Enstitüler ilkokul sonrası 5 yıllık yatılı ve karma okullardır. Bu okullar, 17 farklı yörede, kentler dışında ve genellikle tarıma elverişli araziler üzerinde kurulmuştur. Bu okullara yalnız köylü çocuklar alınmıştır. Bu okulların yatakhane ve sınıf gibi fiziksel olanaklarının önemli bir bölümü ile okulların günlük hizmetleri öğrencilerle birlikte yapılmıştır. Bu okullar benzeri yatılı okullara göre devlete çok ucuza mal olmuştur. Bu okullarda öğrenciler, iş içinde yaparak ve yaşayarak öğrenmişlerdir. Köy enstitülerinde dönemin tanınmış sanatçıları, edebiyatçıları ve düşünürleri konferanslar vermiştir. Enstitülerde öğrenciler kitap okuma, spor yapma, halk oyunu oynama, bir müzik aleti çalma, dergi çıkarma, topluca eğlenme ve hafta sonları geçmiş olayları irdeleyip gelecek günler için karar alma alışkanlığı kazanmışlardır. Bu okullarda öğrenciler öğretmenlikle ilgili bilgileri yanında, görevlendirildikleri köylerin kalkınmasına yardımcı olacak, tarım, hayvancılık, meyvecilik, inşaat ve marangozluk gibi alanlardan bir ikisinde de beceri kazanmışlardır. Köy enstitüleri, günlük tarımsal ve hayvansal beslenme gereksinimlerinin bir bölümünü karşılayacak birer üretim merkezine dönüşmüştür. Bu okullarda öğrenciler kendi iradesine sahip, Cumhuriyetin aydınlanmacı ilkelerini benimsemiş, kendi hakları yanında köylülerin haklarını da koruyacak nitelikte yetiştirilmiştir. Bir başka deyişle, bu okul mezunları, “fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür” öğrenci yetiştirecek öğretmen niteliği kazanmışlardır. Bu okulu bitirip köylerine öğretmen olarak gidenlere, köylüye örnek olacak üretim yapabileceği araç-gereçler verilmiştir. Köy enstitüsü mezunlarının köylerinde 20 yıl çalışması koşulu getirilmiştir. 1943’te köy enstitülerine öğretmen yetiştirmek üzere Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuştur. Köy enstitülü öğretmenlerin yaptıkları da şöyle özetlenebilir: Çalıştıkları köyün üretim kapasitesini çeşitlendirip artırmışlardır. İmece yöntemiyle binlerce köye okul, yol ve su şebekesi gibi önemli altyapı kazandırmışlardır. Cumhuriyetin aydınlanmacı değerlerine sahip çıkmışlardır. Haksızlıklara karşı çıkıp öğretmen örgütlenmesine öncülük etmişlerdir. Çalıştıkları köyü ağanın tahakkümünden kurtarmışlardır. Yukarıda değinilen özelliklerin bazılarını eleştirenler çıksa da, genellikle köy çocuğunu köyünü canlandıracak özgür bir yurtsevere dönüştüren ve toplum yararına olan özelliklerdir. Bu uygulamayla binlerce köy çocuğu öğretmen olma ve yüzlercesi de yükseköğretim görme olanağı bulmuştur. Görüldüğü gibi, enstitülü öğretmenlerin yaptıkları da, art niyetli olmayanları memnun edecek uygulamalardır. Köy enstitüleri, bir bakıma, “Köylü milletin efendisidir” söylemine işlerlik kazandıracak bir uygulamadır. Bu enstitüler, genelde ağanın ya da muhtarın eğilimi doğrultusunda hareket eden köylünün özgürleşip kendi egemenlikleri ile halk egemenliğine sahip çıkması girişimidir. Toprak ağaları, başından beri bu okullara karşı çıkmıştır; korktukları başlarına gelmiş, enstitülü öğretmenler nedeniyle ağalık ayrıcalığını yitirmekten tedirgin olmuşlardır. 1945’te mecliste toprak reformu yasasının kabul edilmesi üzerine CHP’den istifa edip DP’yi kuranlar, karma eğitime ve özellikle köylünün özgürleşmesine karşı olanlar, ağalıklarını kaybetmek istemeyenler, gerçek dışı suçlamalarla bu enstitüleri karalamaya başlamışladır. 1946 seçimlerinden sonra CHP gerici bir hükümet kurmuş, Hasan Ali Yücel yerine gerici Reşat Şemsettin Sirer’i eğitim bakanı yapmıştır. Bu bakan, İsmail Hakkı Tonguç’u görevden almış, derslerde değişiklik yaparak, köylü olmayanları da okula alarak ve köye gidecek öğretmene araç-gereç verilmesinden vazgeçerek enstitülerin köyle ilişkilerini engellemiştir. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü kapatmıştır. Enstitüleri açan CHP’nin bu gerici tutumunda, ABD ile yakın ilişkiler kurmaya çalışmasının, DP’nin ve Cumhuriyet karşıtlarının gerici propagandalarının etkisi vardır. CHP 1946’da çok partili demokratik düzene geçtiğinde kurulan tüm sol partileri kapatmıştır. Gericiler/faşistler, Tan Matbaasını ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesini basmış, Sabahattin Ali’yi öldürmüş, Hasan Ali Yücel’i suçlamışlardır. Bakan R. N. Sirer ve başbakan Hasan Saka, Behice Boran, Niyazi Berkes ve P. N. Boratav gibi ilerici akademisyenlerin üniversiteden atılmaları için çok çaba göstermiştir. Ancak, Hasan Ali Yücel’in 1946 seçimlerinden birkaç gün önce çıkarılmasını sağladığı Üniversiteler Kanunu ile oluşturulan Üniversitelerarası Kurul, bu akademisyenlerin çıkarılmasıyla ilgili Ankara Üniversitesi Senatosu kararını iptal etmiştir. Bunun üzerine CHP, çıkardıkları bir yasayla bu akademisyenlerin kadrolarını iptal edip onları üniversiteden uzaklaştırmıştır. Köy enstitüsü mezunlarının köylerinde 20 yıl çalışması koşulunun kaldırılması, köy çocuğunun yararına olan bir değişiklik olduğu için gericilik değildir. Ancak enstitülerinin köy çocuklarının, köylünün ve genelde toplumun lehine olan uygulamalara son verilmesi ve bu okulların kapatılması gericiliktir. okcabolr@gmail.com
Go to News Site