Collector
Türkiye ve İsrail İlişkilerinde vizyon ve olasılıklar | Collector
Türkiye ve İsrail İlişkilerinde vizyon ve olasılıklar
Independent Turkish

Türkiye ve İsrail İlişkilerinde vizyon ve olasılıklar

ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik başlattıkları savaş yavaşlamaya başladı, belki kısa bir süre sonra başka bir şekle girecek. Trump, “benim işim bu kadar” der, Netanyahu ise bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen politikalarını sürdürür. Benim bu önemli savaşın başlangıcından itibaren dile getirdiğim husus bu şekildeydi. Şimdi yeni bir söylem gelişti: İsrail ile Türkiye çatışır mı? Her ne kadar böyle bir sürece girilmeyecek olunsa bile, anlaşılan o ki Türkiye ile İsrail rekabeti daha da kızışabilir. Bu durumun iç ve dış politikalara yansımalarının olacağı açıktır. O hâlde ben şimdiden size yakın-orta menzilli, geleceğe dönük politik gelişmeleri bir analizle sunmak isterim. Bu bir olasılık çalışmasıdır. Her bir seçenek için analize uygunluk bakımından belli ifadeler kullanılacaktır. Amaç, hangi durumda ne olabilir sorusunu cevaplamaktır. Önemli gördüğüm üç soruyu soracağım: (1) Ankara: Retorik mi çatışmaya hazırlık mı? (2) Netanyahu: Kalıcı mı, gidici mi? (3) Gelişmelere bağlı (eğer Netanyahu iktidarı düşerse, İsrail bağlamında) Türkiye’nin olası hamleleri. Doğrudan analizin sonuçlarına giriyorum. Ankara: Retorik mi, çatışmaya hazırlık mı? Ankara dengeli ve kontrollü politikasını sürdürmektedir. Buna başlık olarak inceleyelim: İsrail karşıtı retorik artarak geliştirilecek, ama “çatışma riski dahil” tam bir askeri cepheleşme değil; kontrollü, pragmatik bir “soğuk rekabet” stratejisi devam edecektir. Beştepe ve Dışişleri, mevcut iç ve dış dinamiklerde retorik dozunu yükseltirken, pratikte Suriye’deki kazanımları, Gazze garantörlüğünü ve Trump ilişkisini korumaya öncelik veriyor. Nisan 2026 itibarıyla retorik sertleşmiş durumda (Netanyahu’ya “çağın Hitler’i” , İsrail’e “yayılmacı soykırımcı” sıfatları, askeri müdahale ima eden ifadeler), ancak doğrudan çatışma riski düşük tutuluyor. Çünkü NATO üyeliği, ABD/Trump kartı ve Suriye’deki Şara ittifakı önemli rol oynuyor. Retorik neden artıyor ve neye yarıyor? İç politika ihtiyacı: Filistin sempatisi Türk toplumunda çok yüksek. Hamas desteği, Gazze ateşkesi garantörlüğü ve İsrail kınamaları, Cumhur İttifakı tabanını motive ediyor; ekonomik sıkıntıları ve muhalefet eleştirilerini perdeliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son konuşmalarında “Libya ve Karabağ gibi gireriz” tarzı ifadeler, “güçlü lider” imajını pekiştiriyor ve 2028 seçimleri öncesi iç cepheyi tahkim ediyor. Netanyahu’nun Erdoğan’ı hedef alan paylaşımlarına “hiçbir güç Türkiye’ye parmak sallayamaz” yanıtı da bu söylemleri besliyor. Bölgesel güç boşluğu: İran ve vekilleri (proxy) şeklinde ifade bulan Direniş Ekseni’nin zayıflaması ve Rusya’nın Suriye’den çekilmesinden sonra Türkiye, Ahmed eş-Şara hükümetini destekleyerek Suriye’de doğal olarak nüfuz kazandı. İsrail’in Lübnan anlaşması, Suriye’de hukuksuz güvenlik kuşağı ve Batı Şeria ilhakı (34 yeni yerleşim onayı), Türkiye’yi “yeni rakip” konumuna itti. Retorik, bu rekabeti meşrulaştırıyor ve Arap dünyasında / İslam dünyasında liderlik iddiasını koruyor. Çatışma riski dahil mi, yoksa retorik mi kalacak? Kısa vadede (2026 sonu): Retorik daha da sertleşebilir (özellikle İsrail Gazze ateşkesini sabote ederse veya Batı Şeria’da yeni adımlar atarsa). Dışişleri Bakanı Fidan’ın “İsrail sabotaj hamlelerine karşı dünya hazır olmalı” ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hitler karşılaştırmaları zaten bu çizgide. Ancak askeri çatışma riski düşük, hatta yok denecek kadar azdır: Trump “Erdoğan mükemmel lider, Gazze’de Türkiye rolü iyi olur” diyor; Gazze Barış Kurulu’nda Türkiye yer alıyor. Suriye’de dolaylı gerilim (İsrail’in Şara karşıtı uyarıları) var ama doğrudan vuruş yok. Hükümet “söz düellosu” nu iç siyasette seslendiriyor, gerçek angajmanı sınırlı tutuyor. Orta vadede (2027-2030): Retorik bir tür “soğuk savaş” seviyesinde kalabilir. Suriye’de Şara’yı konsolide etmek Türkiye’nin önceliği; bölgesel dengeler için Suriye’nin istikrara kavuşması gerekiyor. İsrail’le burada rekabet artsa da ABD arabuluculuğu devreye girebilir. Gazze yeniden inşasında rol sınırlı kalırsa (İsrail vetosu) retorik dozajı artar, ama ticaret/enerji kanalları tamamen kesilmez. Çatışma riski ancak Suriye’de bir Şara karşıtlığı gerilimi veya Gazze’de tam ateşkesin çöküşüyle yükselir; ki hükümet bunu göze almayabilir. Uzun vadede: Retorik “stratejik rakip” anlatısını kalıcılaştırır. Kazanım: İçeride milliyetçi-Müslüman miras, dışarıda Filistin/Hamas üzerinden nüfuz. Kayıp: Ekonomik maliyet (ABD lobisi baskısı, olası yaptırımlar), Batı Şeria-Doğu Kudüs’te Filistin kayıplarının hızlanması (Türkiye durduramıyor) ve NATO içinde “sorunlu ortak” algısının derinleşmesi. Eğer Şara Suriye’si istikrarlı kalırsa ve mülteci dönüşü gerçekleşirse, retorik “bedeli ödenmiş zafer” olur. İnceleme sonucu Retorik artarak geliştirilecek gibi duruyor, çünkü iç siyaset ve bölgesel rekabet bunu gerektiriyor. Ama “çatışma riski” iddiaları abartılı; Ankara pragmatik çizgide kalacak, Hamas’ı siyasi olarak korurken Gazze’de garantör rolünü, Suriye’de nüfuzu ve Trump’la ilişkiyi riske atmayacak. Bu, “pragmatik realizm ve direniş retoriği” karışımının devamıdır. Netanyahu: Kalıcı mı, gidici mi? Netanyahu’nun kısa sürede (haftalar/aylar içinde) ani bir şekilde görevden ayrılması (istifa, koalisyon çöküşü, bütçe kriziyle erken seçim veya skandal baskısı sonucu) şu an için gerçekçi bir ihtimal değil, ama hipotetik olarak gerçekleşirse Ortadoğu dinamiklerini ve Türkiye’nin kazanımlarını kısmen lehte yapar, kısmen belirsizleştirir. Nisan 2026 itibarıyla Netanyahu hâlâ aktif (İran savaşı sonrası açıklamalar, Lübnan görüşmeleri, Gazze ateşkesi yönetimi) ve erken seçimleri ertelemeye çalışıyor; seçimler en geç Ekim 2026’da. Ancak bütçe krizi, 7 Ekim soruşturması, yolsuzluk davası ve savaş yorgunluğu baskısı devam ediyor. Ani ayrılık durumunda yerine muhtemel isimler: Naftali Bennett (Bennett 2026 partisi, anketlerde güçlü), Gadi Eisenkot (Yashar), Yair Lapid veya Benny Gantz (merkez-sağ/orta); Likud içi ise Israel Katz gibi isimler. Ama yine de Ekim 2026 sonrasında Netanyahu’nun tekrar hükümet kurması çok düşük olasılıktır. Bir gösterge: Bugün ABD Senatosu’nda Demokratlar net tavır gösterdi: Netanyahu İsrail’ine daha fazla silah yardımı yok. Ortadoğu politikalarında sonuçlar Gazze ve Filistin: Trump planı ile ateşkes (Ekim 2025) ve yeniden inşa süreci devam eder. Netanyahu’nun sert çizgisi (Hamas’ı ezme, Türk rolüne veto) yumuşayabilir; yeni bir merkezci başbakan Gazze’de “kontrollü istikrar” ı tercih edebilir. Bu, Türkiye’nin garantörlük ve yeniden inşa rolünü güçlendirir (İsrail vetosu kalkabilir). Ama Batı Şeria ilhakı yavaşlamaz; yerleşim politikası koalisyona göre devam eder. Lübnan ve Suriye: Lübnan anlaşması (Hizbullah silahsızlanması) hızlanabilir. Suriye’de İsrail’in hukuksuz güvenlik kuşağı ve bölücü/ayrılıkçı operasyon baskısı azalabilir. Ancak Bennett veya Eisenkot gibi isimler Türkiye’yi “yeni İran tehdidi” olarak gördükleri için Suriye rekabeti sürebilir. Genel bölgesel etki: İran sonrası “zafer” söylemi zayıflar; yeni yönetim daha az yayılmacı olabilir. ABD ile koordinasyon devam eder, ama Netanyahu’nun kişisel “düşman arayışı” azalır. Ortadoğu’da kısa vadeli “çatışmasızlık” olasılığı gelişir, ancak “kalıcı barış” değil. Türkiye’nin kazanımları açısından sonuçlar Kısa vadede net kazanım: Türkiye’nin mevcut politikası “doğru zamanlama” olarak görülür. Suriye’de nüfuz ve Gazze’de rol artar. Orta-uzun vadede karışık tablo vardır. İnceleme sonucu Türkiye’nin kazanımları büyük ölçüde korunur, hatta hafif artar; çünkü Netanyahu’nun kişisel Türkiye karşıtlığı zayıflar. Ancak stratejik rekabet algısı devam eder. Gelişmelere bağlı Türkiye’nin olası hamleleri İsrail’de politik atmosfer zayıflarsa veya bir geçiş dönemi yaşanırsa Türkiye şu adımları atabilir: Diplomatik vuruş: Yeni İsrail yönetimine ve Trump yönetimine mesaj; Gazze ve Suriye vurgusu. Gazze’yi kilitlemek: Barış Kurulu’nda Türk rolünü güçlendirmek. Suriye’de hızlanma: Şara hükümetiyle iş birliğini derinleştirmek. İç siyaset ve retorik ayarı: Söylemi “zafer” eksenine oturtmak. Yedek plan: Arap Ligi/OIC üzerinden diplomasi. İnceleme sonucu Netanyahu’nun olası gidişi Türkiye için bir fırsat penceresi açar. Ankara’nın pragmatik çizgisi burada avantaj sağlar. Değerlendirme Bölgesel güç boşluğu Türkiye lehine sonuçlar üretmiştir. Türkiye ile İsrail arasında stratejik rekabet “soğuk rekabet” olarak sürecektir. Bölge istikrarı için Suriye kilit coğrafyadır. Türkiye’nin politikası: dengeli, çok boyutlu, realist ve pragmatik bir çizgidedir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Türkiye İsrail Türkiye-İsrail Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı Gürsel Tokmakoğlu Cuma, Nisan 17, 2026 - 06:30 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Türkiye ve İsrail İlişkilerinde vizyon ve olasılıklar copyright Independentturkish:

Go to News Site