BirGün Gazetesi
Biz Millî Eğitim Bakanlığı’nın önünde Urfa’daki saldırıya karşı sesimizi yükseltirken Maraş’tan gelen haber, eğitim düzeninin nasıl bir ihmale teslim edildiğini bir kez daha gösterdi. İki gün arayla iki okulda yaşanan silahlı saldırı, karşımızda tek tek olaylar değil, biriken bir çürümenin sonucu olduğunu ortaya koydu. Şimdi yine aynı savunmaya sığınacaklar: Münferit olay. Hayır, değil. Bir ülkede okullar art arda şiddet haberleriyle anılıyorsa, burada artık istisnalardan değil, çöken bir kamu anlayışından söz edilir. Devletin en temel görevi çocukları korumaktır. Ama görüyoruz ki iktidarın önceliği çocukların güvenliği değil, sermayeyi mutlu edecek bütçe göstergeleridir. Okulların çoğunda yeterli güvenlik personeli yok. Daha da önemlisi, rehberlik ve psikolojik destek mekanizmaları ya hiç yok ya da çok yetersiz. Oysa mesele yalnızca kapıya bir görevli koymak değildir. Asıl mesele, çocukları koruyacak bütünlüklü yapıyı kurmaktır. Bu yapılmadı. Çünkü iktidar yıllardır eğitimi bir hak olarak değil, kısılacak bir harcama kalemi olarak görüyor. Önlem almıyor; her facianın ardından birkaç kınama cümlesiyle sorumluluktan kaçıyor. Yüz binlerce öğretmen atama bekliyor. Binlerce psikolojik danışmanlık ve rehberlik (PDR) uzmanı diplomalarıyla evde oturuyor. Okullardaki şiddeti yalnızca güvenlikçi tedbirlere indirgemeye çalışıyorlar. Oysa bir PDR uzmanı, o tetiğe basılmadan önceki çığlığı duyacak kişidir. Çocuğun yalnızlaşmasını, öfkesini, içine kapanmasını, maruz kaldığı baskıyı ve yaklaşan tehlikeyi fark edecek olan odur. Siz bunu yok saydığınızda sadece bir personel açığı yaratmazsınız; çocukların hayatıyla oynarsınız. Peki neden bu ihtiyaçlar karşılanmıyor? Neden okul güvenliği, rehberlik hizmeti ve çocukların beslenmesi bu kadar kolay gözden çıkarılıyor? Çünkü iktidarın derdi çocuklar değil; dışarıya mali disiplin mesajı vermek, piyasaları memnun edecek bir vitrin hazırlamak. Eğitime, sağlığa ve güvenliğe kaynak ayırmaya gelince hep aynı sözleri duyuyoruz: bütçe dengesi, tasarruf, disiplin. Ama söz konusu faiz ödemesi, rant transferi olunca o disiplinin nasıl esnediğini, kaynağın nasıl bir anda bulunduğunu herkes görüyor. Açık konuşalım: Çocukların güvenliğinden kısmak, beslenmeyi tali görmek, rehberlik hizmetlerini lüks saymak ekonomik zorunluluk değil, siyasal tercihtir. Kaynak var; ama o kaynak çocuklara değil başka önceliklere aktarılıyor. Okul söz konusu olduğunda önümüze hep “bütçe kısıtı” konuyor. Demek ki ortada teknik değil, sınıfsal bir tercih var. Bütçeyi toplumun en temel ihtiyaçları için değil de piyasaların beklentilerine göre kurarsanız, faturayı her zaman emekçiler ve çocuklar öder. Sonra dönüp başarı hikâyesi anlatıyorlar. Hangi başarı? Kantinde veresiye defterine “yarım tost” yazdıran çocukların olduğu yerde hangi başarıdan söz ediyorsunuz? Öğretmenin can güvenliği kaygısıyla görev yaptığı yerde hangi istikrardan bahsediyorsunuz? Grafikler okul koridorlarında biriken sorunları gizleyemez. Yabancı fon yöneticilerine yapılan sunumlarda gösterilen oranlar, çocukların yaşadığı yoksunluğu görünmez kılamaz. Üstelik burada yalnızca bugünün değil, yarının da tahribatı var. Siz okuldan güvenliği, rehberliği ve beslenmeyi çektiğinizde yalnızca bir kamu hizmetini eksiltmiyorsunuz; çocukların geleceğini de buduyorsunuz. Eşitsizliği derinleştiriyor, yoksulluğu kalıcılaştırıyor, umudu zayıflatıyorsunuz. Yapılması gereken bellidir: Her okulda yeterli sayıda kadrolu güvenlik personeli olmalı. Her okulda PDR uzmanı görev yapmalı. Her çocuk devlet okulunda ücretsiz, sağlıklı ve doyurucu en az bir öğün yemeğe erişmeli. Bunlar lütuf değil, devlet olmanın en temel gereğidir. Çocukların canını da karnını da mali disiplin masallarına kurban edenlerin bu ülkeye söyleyebileceği hiçbir gelecek sözü yoktur.
Go to News Site