Collector
Okulda güvenlik yoksa eğitimden ne bekliyoruz? | Collector
Okulda güvenlik yoksa eğitimden ne bekliyoruz?
BirGün Gazetesi

Okulda güvenlik yoksa eğitimden ne bekliyoruz?

Eğitim emekçilerinin “can güvenliğimiz yok” diyerek iş bırakması ve ardından Milli Eğitim Bakanlığı’na yürümek istemelerinin engellenmesi, aslında buzdağının sadece görünen kısmı. Bu eylemler, bir hak arama mücadelesi olmanın ötesinde, okulların geldiği noktaya dair çok daha derin bir sorunu açığa çıkarıyor: Türkiye’de artık okullar yalnızca eğitim verilen yerler değil, aynı zamanda güvenlik kaygısının giderek arttığı alanlar haline geliyor. OKUL BİR İŞYERİDİR Unutulmamalıdır ki okul; öğrenci için bir yuva, toplum için gelecekse de eğitim emekçisi için bir işyeridir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca işveren konumundaki devlet, çalışanların can güvenliğini sağlamakla sadece ahlaken değil, hukuken de yükümlüdür. Bir çalışan, sabah girdiği işyeri kapısından akşam sağ çıkacağından emin değilse, orada ne emekten ne de eğitimden söz edilebilir. KÜRESEL TEHDİT KAPIMIZDA Son yıllarda eğitim ortamlarında şiddetin niteliği değişiyor. Eskiden münferit değerlendirilen olaylar, artık sistematik bir hal alıyor. Akran zorbalığı ve fiziksel şiddet, sosyal medya aracılığıyla normalleşiyor. Daha da çarpıcı olanı, bu şiddet biçimlerinin küresel “okul basma vakalarıyla benzerlik göstermeye başlamasıdır. Nitekim son günlerde tanık olduğumuz iki ayrı okul saldırısında 9 kişinin hayatını kaybetmesi, meselenin artık bir “güvenlik krizi” olduğunu kanıtlıyor. KÜLTÜREL ŞİDDET Bu noktada şiddetin kültürel üretimle yaygınlaşması göz ardı edilemez. Gerçeklik algısını bozan bilgisayar oyunları ve televizyon kanallarını saran suç eksenli diziler, şiddeti bir çözüm yöntemi olarak sunuyor. Bu noktada RTÜK gibi denetleyici kurumların pasifliği, şiddetin toplumsal dokuya sızmasına davetiye çıkarmaktadır. Bu içeriklerin kamu politikası gereği ciddi bir denetim altına alınması artık bir zorunluluktur. 'TASARRUF' ADINA GÜVENCESİZLEŞTİRME Öte yandan okullardaki sorunlar sadece şiddetle sınırlı değil. Temizlik ve hijyen gibi temel ihtiyaçlar bile çözülebilmiş değil. “Kamuda tasarruf” adı altında personel eksikliği nedeniyle öğretmenlerin temizlik işlerine dahil olması, kamusal sorumluluğun nasıl geri çekildiğini gösteriyor. Üstelik bu personel açığı, İşgücü Uyum Programı gibi güvencesiz ve düşük ücretli modellerle kapatılmaya çalışılıyor. Okulun güvenliğini ve hijyenini “tasarruf” adı altında tesadüflere bırakmak, en büyük yönetimsel hatalardandır. BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜM ŞART Burada sormamız gereken temel soru şu: Güvenli olmayan, temizlikten yoksun ve psikolojik destekten mahrum bir ortamda verilen eğitimin niteliğinden nasıl söz edebiliriz? Siyasi rekabet uğruna muhalefetin sunduğu çözüm önerilerinin reddedilmesi, sadece çözümü geciktirmektedir. • Kadrolu güvenlik personeli ve psikolojik danışman (rehber öğretmen) sayısı artırılmalı, • İSG mevzuatı okullarda tavizsiz uygulanmalı, • Akran zorbalığına karşı sistematik müdahale mekanizmaları kurulmalı, • Dijital ve görsel mecralardaki şiddet içeriğine karşı somut koruma politikaları geliştirilmelidir. GÜVENLİ OKUL GÜVENLİ TOPLUM Eğitim emekçilerinin yükselttiği “can güvenliği” çığlığı, aslında toplumun geleceğine dair yapılmış son ve en hayati uyarıdır. Okul sadece dört duvar ve bir çatıdan ibaret değildir; orası toplumsal barışın inşa edildiği, şiddetin yerini aklın ve bilimin aldığı en kutsal sığınaktır. Eğer biz bu sığınağı koruyamaz, okulları her türlü şiddetin ve ihmalin kol gezdiği sahipsiz alanlar haline getirirsek, sadece bir eğitim dönemini değil, topyekûn bir kuşağı şiddetin pençesine terk etmiş oluruz. Bugün öğretmenini koruyamayan bir sistemin, yarın o sınıflarda yetişen çocukların ruhsal bütünlüğünü ve toplumsal aidiyetini koruması mümkün değildir. Güvenli okul, sadece bir polis memuru ya da bir kamera sistemi demek değildir; güvenli okul, devletin kamusal sorumluluğunu tam kapasiteyle sahaya sürdüğü, eğitimcinin onurunun korunduğu ve her çocuğun korkusuzca sırasına oturduğu bir ekosistemdir. Sonuç olarak; eğitimde şiddeti durdurmak bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur. Bu sese kulak tıkamak, gelecekteki daha büyük toplumsal trajedilere davetiye çıkarmaktır. Eğer bugün okulları yeniden "güvenli alanlar" haline getirecek iradeyi sergileyemezsek, yalnızca bugünün huzurunu değil, yarının aydınlık Türkiye’sini de kaybederiz.

Go to News Site