BirGün Gazetesi
Bu ülkede erkeklerin çoğunluğuna ‘sen futbolu bilmiyorsun’ veya ‘sen siyaseti bilmiyorsun’ diyemezsiniz. Kavga çıkar… Hani haklı olmak yetmez! Dilbilim araştırmalarına göre Türkiye'de vatandaşların günlük konuşma dilinde ortalama 1.500 ila 2.500 farklı kelime kullandığı belirtiliyor. Kelime dağarcığı eğitim ve çevreye göre değişse de, aktif söz varlığı 6.000-8.000 civarında olup, ortalama bir Türk vatandaşı gün içinde çok iyimser olarak yaklaşık 400 ila 2.500 kelimeyle iletişim kurar ki ben bunu 200’de sınırlı tutmak gerektiğine inanıyorum. Son 25 yıldaki eğitim sistemine göre çok da cömert olmamak lazım. Çünkü ahlaki deformasyonun arttığı ve gerçek eğitimin sesinin kısıldığı yerde biraz da düşünmeye başlarsak, karşımıza çıkan şey yeni bir durum değil, aksine, onlarca yıldır var olan bir siyasi retoriğin çıplak bir ifadesidir. Hele o X’in 140 veya 240 karakter özelliği yok mu? Her şeyi bilinir ve konuşulabilir hale getirerek ultra ‘cahil cesareti’ni kurumsallaştırarak pazarlayıp para kazanmanın yanında bizim de canımıza okudu. Bunun nedeni her pazarlama olgusu içinde kapitalizmin beceriksizliği değil, sistemin kendi gelişimi içinde kendi kontrol mekanizmasını oluşturması. Buna rağmen, sistem kaçınılmaz olarak çıkış yolları arar: spekülasyon, algı manipülasyonu, yalan, şiddet ve yoğun baskı altında kendi bekasını korumaya çalışır. İşte o beka da otoriter bir kurguyu geçerli kılar. 200 karakterli bir konuşma içeriğindeki düşünceyi ifade edememe kısırlığı, haliyle düşüncede kayıplara neden olduğu gibi, ifadeyi bedensel eyleme dönüştürmede de cesaret alır. Bu yetersizlik güce bağımlı kılarak, körü körüne sadakati çıkış yolu olarak kullanır. Sadakatin ve arkadaki bilinen gücün etkisiyle eller kollar havada ve ağız dolusu hakaretle süreç hâliyle düşüncenin kayıplarından şiddete kayar. Ve bu pazarlanır… Hem de karşılık bulur! Sonra her ortamda kendi işleyişine bağlı olarak insan modelleri ortaya çıkarken, futbolda da aynı tip antrenörler, aynı tip yorumcular, aynı tip menajerler, aynı tip başkanlar diye silsile devam eder. Konumuzun dışında ama aynı tip siyasetçiye kadar devam eder süreç. En yaygın kültürel zaafların bu şekilde biçimlenmesi ve küresel ölçekte ahlaki inceliğin bir göstergesi olarak pazarlanan bu eğilim, bir sistemin tüm kusurlarını eninde sonunda tek bir kişinin üzerine yıkma alışkanlığına sahiptir. Ya bu noktaya kadar gelen süreç… Hiç mi tartışılmayacak bunun ayrıntıları? Kemal Kılıçdaroğlu gibi Okan Buruk ilk defa başarısız olmuyor. Ama ikisi de sistemin devamını sağlamada son derece başarılılar. Bu sisteme biri 13, diğeri 4 kazanım sağladı. Bay butlanı başka bir zamana bırakıp futbol ile devam edelim. İlk seneki dört transferin yarattığı sinerji ile Icardi faktörü iki seneyi bağladı. Osimhen ile üçüncü seneyi, Uğurcan ve Osimhen ile bu sene buraya kadar geldi. Osimhen’siz ise bir yere gelemedi çünkü Icardi artık pop star olarak sahada. Ve Okan Buruk yönetemiyor. Avrupa’da sürekli başarısız olan ama her seferinde bahaneler üzerinden yorum yapmaya çalışan Okan Buruk, ne bir özeleştiri yapabildi ne de çözüm üretebildi. Hep oyuncular üzerinden sonuç almaya çalışıp süreci yönetti. Bunda da başarılıydı, hakkını yememek lazım. Sistem diye bir kavramı tartışmak ise abesle iştigal bir durumdur. Taktiksel yetersizlik öyle bir noktaya ulaştı ki artık taraftarı etkilemek yetmez hale geldi, doğrudan yönetime yansımaya başladı. Başka bir deyişle, yönetsel ve ekonomik zafiyetten dolayı, sürekli siyasete bağımlı hale gelen ve bunu algı olarak normalleştiren bu sistemde, kriz anlarında, kamuoyunda daha sert ve daha yüksek tepkilerin ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Yetersizlik konusu Tedesco ile Fenerbahçe arasında geçerliyken, taktiksel donanımına rağmen her zaman başkan odaklı tavır alan Sergen Yalçın ile Beşiktaş arasındaki çelişkiler farklı da olsa geçerliliğini koruyor. Sistemdeki mutlu azınlık zeminin kaydığını hissettiğinde, marjlarının eskisi kadar kolay birikmediğini gördüğünde, korku, güvensizlik ve kendi yarattıkları öfkeyle dolduğunda, artık sakin kalmak zorlaşır. Bu anlarda dosyalar açılır ve sahneye sahte kurtarıcılar, kendilerini ilah ilan edenler, ‘kutsal değerlerin’ çılgın savunucuları çıkar. Yetersizlikler çözülmeye başladığında gerçekler daha karanlık, daha saldırgan ve daha mutlak hale gelir. Asgari ücretli taraftar da bir şeyler oluyormuşçasına uçak kovalar. Kendine değil, inen aracıya güvenmek ister. İşte futbolun böyle bir gücü vardır. Bu kadar büyük finans oyunları ve borçlanma boşuna yapılmadı.
Go to News Site