soL Haber
Macaristan’ı nasıl hatırlayalım gerçekten? “Tek adam rejiminin demokrasi ile aşıldığı” bir ülke olarak mı? Fatih Yaşlı hafta içinde bu konuyu yerinde bir şekilde ele aldı . Yoksa Orta Avrupa Üçlüsüne dâhil turistik bir kent olan Budapeşte ile mi? Muhtemelen 2000 doğumlular Orban’dan başka bir şey hatırlamıyorlar Macaristan denince. Belleğimiz de sınıf mücadeleleri tarafından oluşturulur, egemen sınıf neyi hatırlayıp neyi hatırlamadığımızı belirlemeye çalışır. Çünkü hatırladığımız kadar düşünür ve tavır alırız. Böyle düşününce, tarihimizde önemli bir sahne olan Macaristan’a belleğimizde yer vermeliyiz. Macaristan eşitlik ve özgürlük mücadelesinde çok önemli sınıf mücadelelerine tanıklık etmiş bu mücadeleler boyunca devrimler ve karşı-devrimler arasında salınım yapmıştır. Bu hikâye tarih kitaplarını doldurur hakkı verilirse, ama burada ez azından neleri belleğimize almalı ve düşünce sistematiğimize yerleştirmeliyiz diye bir liste yapacağız. Örneğin, 1848 Devrimlerinin önemli bir sahnesinin Macaristan’da geçtiğini hatırlamak gerekiyor. Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun gerici soylularına karşı hem bağımsızlık hem Cumhuriyet mücadelesidir Budapeşte ayaklanması. Ne yazık ki bu nispeten küçük karasal ülke sınır ötesinden gelen işgallere karşı korunmasızdır. Feodallerin imdadına yetişen Rus Çarlığı’nın askeri birlikleri tarafından ezilir ayaklanma. Ancak Macaristan emekçileri tekrar tekrar ayaklanacaklardır. Tarihimizde çok önemli bir yer tutan, 1919’da kurulan Macaristan Sovyet Cumhuriyeti emekçi sınıfların iradesi ile yaratılacaktır. Bu kısa süren örnek Ekim Devrimi’ne benzeyen yanları ile eşsiz bir tarih laboratuvarıdır, sadece hatırlanmayı değil, incelenmeyi de hak eder. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Almanya ve Osmanlı Devleti ile birlikte girdiği paylaşım savaşını kaybeder ve Macaristan bir ulusal birim olarak ayrılır. Rusya’da esir alınan Macar askerler içinde Bolşevik düşünceler hızla yayılır ve bu süreç Bela Kun gibi bir işçi sınıfı liderinin ortaya çıkışına neden olur. Fotoğrafta hitabet yeteneği güçlü Bela Kun 1919’da konuşma yapıyor. 1918’de Macaristan Komünist Partisi kurulur ve hızla örgütlenir. 1919 yılında Macaristan’da siyasi durum 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi ile benzeşmektedir. Feodalizm yenilmiş, yerine sosyal demokrat bir iktidar kurulmuştur. Ancak sosyal demokratlar ne köylünün toprak talebini karşıyabilmekte ne de Romanya ve Çekoslovakya’dan ilhak talebi ile ilerleyen askeri birlikleri engelleyebilmektedir. Bu boşlukta Macaristan Komünist Partisi’nin öncülüğünde Sosyal Demokrat Partinin sol kanadı ile birleşilir. Macaristan Birleşik İşçi Partisi bu siyasi boşlukta iktidara gelir ve Macaristan Sovyet Cumhuriyeti 21 Mart 1919’da kurulur. Dört ay kadar süren bu sosyalist Cumhuriyet Paris Komünü gibi önemli işler gerçekleştirir. Yirmi işçiden fazla kişi çalıştıran fabrikalar devletleştirilir, büyük topraklara el konur. Eski ordu lağvedilerek yerine Kızıl Ordu kurulur. Sanat, eğitim alanlarında bu kısa süreye rağmen önemli dönüşümler gerçekleştirilir. 21 Mart 1919’da Macaristan Sovyet Cumhuriyeti kurulur. Ancak devrim-karşı-devrim diyalektiği çalışır. Fransız ve İngiliz emperyalizmi özellikle faşizan Romanya ordusunu ileri sürerek Macaristan Sovyeti’ni ezmeyi planlar. Sovyet Rusya’da ise iç savaş bütün hızıyla sürmektedir ve yardıma gelecek durumları yoktur. 1 Ağustos 1919’da Sovyet düşer, beyaz terör adı altında devrimcilere yönelik katliamlar başlar. Tarih ise devam eder. Karşı-devrimin galebe çaldığı Macaristan 2. Dünya Savaşına Nazilerin yanında savaşa katılır, Sovyetler Birliği’nin işgaline dâhil olurlar. Bu sefer Macaristan tarihinin en büyük askeri felaketine yol açacaktır. Sosyalizm ülkesini işgale kalkanların on binlercesi ölür veya esir alınır. İkinci Dünya Savaşı boyunca her ülke içinde faşizme karşı direniş vardır. Nazilerin yenilmesiyle Avrupa’nın birçok ülkesinde bu direnişin öncüsü Komünist Partilerin yönetime gelmesi beklenirdi. Ancak ABD ve İngiltere’nin işgalinde kalan ülkelerde yaşanan iç savaşlara rağmen karşı-devrim kazandı. Macaristan’ın şansı ABD ve İngiliz birliklerinin Macaristan’a girmemesiydi ve 1949’da Macaristan Halk Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Bu dönemde Macaristan hızla sanayileşti, bir tarım ülkesi görüntüsünden uzaklaştı. COMECOM üyesi olarak sosyalist ve halk cumhuriyetleri arasındaki henüz olgunlaşmamış da olsa dünyanın ilk uluslararası merkezi planlamasına ortak oldu. Karşı-devrim ise pusudaydı, adı değişmişti sadece, NATO olmuştu. NATO’ya sıklıkla terör örgütü diyoruz ya, gerçekten savaşmak için değil, sosyalist ülkelerde karşı-devrimi örgütlemek üzere kurulmuştu. Sermaye gücüyle kazanılan propaganda araçları “Demirperde”, “”Özgür Dünya”, Otoriter rejimler” yalanını sabah akşam tekrarlıyor, ajan yetiştiriyor, en küçük fırsattı karşı-devrim için kullanıyorlardı. Macaristan’da da hatalar yapılmıştır muhakkak ama toplumun bunu doğal seyrinde düzeltmesine izin vermiyorlardı. 1956’daki Macaristan’daki karşı-devrimci ayaklanma Sovyetler Birliği’nin yardımıyla bastırıldı. 1989 Karşı-Devrim dalgasına kadar Macaristan Halk Cumhuriyeti varlığını korudu. Sonrasını biliyorsunuz, her yerde olduğu gibi büyük bir yağma gerçekleştirildi. Halka ait ne varsa özelleştirildi. Başta Alman emperyalizmi ile olmak üzere ara ürünler ve sermaye yatırımları üzerinden bir bütünleşme sağlandı. Emekçilerin örgütsüzleştirilmesi, NATO ve AB üyeliği bir paketti adeta. Eğer emekçilere ait hiçbir üretim aracı kalmamışsa bir toplumda orada ne özgür ne eşit ne demokratik bir toplum olur. Günümüze kalan sadece sermaye diktatörlüğü rejimidir. Orban gibi sağcı popülist siyasetçiler ancak bu ortamda belirebilirlerdi. Macar tekellerinin çıkarları, yabancı düşmanlığı, emperyalist hegemonya krizinde dengelere oynama. Aralıklı olarak 20 yıl böyle bir kişinin iktidarı ancak karşı-devrim döneminde gerçekleşebilir. 2018’de çıkan “Kölelik Yasası” ile yıllık fazla mesai saati 250 saatten 400 saate çıkarılabilir, asgari ücret 800 Avro civarına çekilebilir, kıdem tazminatının kaldırılması söz konusu olabilir, koşulsuz işten atmaların önü açılabilir. Yerine seçilen ve Türkiye’de model olarak önerilen Peter Magyar’a bakın bir. İki sene önceye kadar Orban’ın Partisine kayıtlıymış ve başucunda Orban’ın fotoğrafı ile uyurmuş. Sağcı, emek düşmanı vb. olmasının yanında Batı emperyalizminin Rusya savaşına yeşil ışık yakacak bir muhtemel satılmışlığa sahip. Ve yeni seçilen parlamentoya üç parti girebilmiş, hepsi sağcı, hiçbir sol partinin olmadığı bir parlamento kurulmuş. Çok ibret verici ve gerçekten önemli bir örnek: Karşı devrimi bir devrimle yenmeden sermaye diktatörlüğü rejiminden kurtulamazsınız.
Go to News Site