BirGün Gazetesi
Selim SEZER* Son yıllarda bölgede gördüğümüz bütün ateşkesler için benzer bir durum var. Teknik olarak adı ateşkes olarak geçiyor ama fiili durum itibarıyla aslında çatışma düzeyinin azalması anlamına geliyor. Ekim ayından beri Gazze’de bir ateşkes var ama o zamandan bu yana yüzlerce defa ateşkes ihlali gerçekleşti. Keza Gazze ateşkesinden yaklaşık bir yıl önce de Lübnan’da aslında yine bir ateşkese varılmıştı ama tüm bu süre zarfı boyunca İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları da güneydeki askeri varlığı da devam etti. FİİLİYATA UYDURULDU Son ateşkeste de ilk saatlerden itibaren çok sayıda ihlal gerçekleşti. Hatta İsrail “Kendi güvenliğini tehdit eden durumlara müdahale etme hakkını saklı tutmaktadır” şeklinde bir madde eklettirmiş. Yani fiilen zaten yapılan durumu bu sefer anlaşma metnine de dâhil etmişler. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte hava saldırılarının da güney bölgesindeki birtakım başka ihlallerin de devam etmesi muhtemel. Trump’ın şu anda yapmaya çalıştığı şey İran’la olan çatışmayı sonlandırmak. Bu, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının dünya ekonomisine ve dolaylı ya da doğrudan bir şekilde Amerika’ya verdiği bir zararın sonucu. İran tarafının da en başından beri bastırdığı bir husus vardı: "Biz sadece Lübnan’ın da dâhil edildiği bir ateşkesi kabul ederiz" diyordu. Lübnan ateşkesi de bununla bağlantılı. KESİŞEN SÜREÇLER Meselenin bir de şu boyutu var; birbirinden farklı iki süreç birbiriyle bazı bakımlardan temas halinde ilerliyor. Birisi bu İran süreci, diğer tarafta da Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına doğru götürülmek istenen bir süreç. Bildiğiniz üzere şu anda Lübnan hükümeti düzeyinde temsilciler Washington’da bulunuyor ve İsrail’le 1983 senesinden beri ilk defa doğrudan görüşme süreçleri başlatıldı. 10 günlük ateşkes aynı zamanda bu görüşmelerin de yürütülebilmesinin de bir zemini olarak öngörülüyor. Bu görüşmelerden çıkacak sonuçlar Lübnan için, bölge için ne kadar hayırlı olur bunu kestirmek güç. Çünkü buradan sadece iki ülke arasındaki birtakım ihtilafların giderilmesi ya da çatışmaların sonlandırılması değil, aynı zamanda ve belki esas olarak aslında Hizbullah’ın silahsızlandırılması hedefi çıkacak gibi görünüyor. ABD’nin bu yöndeki baskısının yanında Lübnan hükümeti de bu konuda gayet istekli görünüyor. Geçtiğimiz yıldan beri Lübnan’da ordu dışındaki tüm grupların silahsızlandırılması doğrultusunda birtakım girişimlerde bulunuldu. Bu doğrultuda ilk olarak Filistin mülteci kamplarından silahlar toplandı. Bunun güneye doğru genişletilmesi çok kolay ilerleyecek bir süreç değildi, ancak hep gündemdeydi. Şu anki sürdürülen müzakerelerin de temelinde bu olacak gibi görünüyor. Lübnan hükümeti belki orta vadede İsrail’le bir kalıcı bir barış anlaşmasını bile düşünebilir. Ancak bunun en temel ve en kritik unsurları; birincisi güney dâhil tüm ülkede sorumluluğun ve kontrolün sadece Lübnan ordusuna geçmesi, ikincisi de Hizbullah’ın silahsızlandırılması olacak. Hizbullah şu anda ilan edilen ateşkese dair memnuniyetini ifade etti. Ancak uzun zamandan beri de Selam hükümetine böyle bir eksende yürütülecek bir İsrail’le müzakere sürecine katılmama doğrultusunda çağrıları vardı. Hizbullah'ın dolaylı bile olsa dâhil edilmediği bir müzakere süreci, meselenin en sorunlu tarafı. İÇ SAVAŞ İHTİMALİ Böyle bir anlaşmaya varılması durumunda ülke içinde çok ciddi bir gerilim artışının beklenebilir. Beyrut hükümeti bu doğrultuda bir anlaşmaya imza atar ve silahsızlanma programını güç kullanarak uygulamaya çalışırsa kaçınılmaz olarak ülke içi bir şiddet ve belki de bir iç savaş sürecine doğru da gidilmesi olasılık dâhilinde. Ancak Hizbullah’ın savaş tecrübesi ve askeri kapasitesi göz önünde alındığında oldukça zayıf bir Lübnan ordusu mağlup olacaktır. Bu, hiç kimsenin göze alabileceği bir durum değil. En olası senaryo, hükümetin İsrail’le bu yönde bir anlaşmaya varması ancak bunun sahada uygulanamaması. Adı ateşkes olan bir süreç olur ama mevcut statükoda belirgin bir değişiklik olmaz, İsrail saldırılarını sürdürür. İran’ın doğrudan Lübnan içindeki denkleme doğrudan dâhil olacağını düşünmüyorum. Yani ABD ile yürütülen müzakere süreçlerinde Lübnan’ın anlaşmaya dâhil edilmesi ve orada da ateşkesin tesis edilmesi konusunda ısrarcı olmaya ve belki de baskı yapmaya devam edecektir. Aynı zamanda da Hizbullah’a olan askeri destekleri, lojistik, mali diğer destekleri devam edecektir. İstanbul Gedik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi
Go to News Site