BirGün Gündem
“Kahramanmaraşlı iş insanı Sayın Ali Galip Çalık tarafından yaptırılan okulumuz 14 Temmuz 2004 tarihinde Ali Galip Çalık İlköğretim Okulu adıyla eğitim öğretime başlamıştır. Resmi açılışı 20 Mart 2005'te dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılmıştır. İlk yıllarında normal eğitim yapan okulumuz daha sonra öğrenci mevcudunun artması üzerine ikili eğitime geçmek zorunda kalmıştır. Belediye ve velilerimizin katkılarıyla kamelya, çeşme, bahçeye parke döşenmesi, basketbol ve futbol sahası yapılmıştır. Bina içinde ise duvarlara tabandan 1,20 metre yüksekliğinde fayans döşenmiş olup her sınıfta akıllı tahta bulunmaktadır.” Tüm bu bilgiler katliamın yaşandığı Ayser Çalık Ortaokulu’nun tarihçesinde yer alıyor. İster istemez içi sızlıyor insanın. “Çocukların boyuna yakın fayans ve akıllı tahta bulunması” iyidir belki de ama zaten bu ülkede bina yapmakla ilgili değil sorunumuz. Devasa okullar, kocaman hastaneler, Avrupa’nın en büyüğü olan adliye binaları, en büyük cezaevleri, bilumum yıldızlı oteller, 20 kat 30 kat apartmanlar ve 40 katlı centerlar yapılıyor. Ama o binalar daha yapılırken işçiye mezar oluyor, yangın çıkıyor otelde bir kış günü, 78 çocuk ve ailesi yok oluyor. Deprem oluyor yıkılıyor, binlerce kişinin hayatı oracıkta bitiyor. Adliye denilen binalarda onlarca kişinin hayatı delil bile olmadan karartılıyor. Ve o kocaman cezaevlerine tıkılan binlerce kişinin ömründen günler, aylar ve yıllar çalınıyor. Binanın dışı yapılıyor da içi içten içe çürüyor. Duvarlara işleyen nem tüm binayı sarıyor. BİN ÖĞRENCİ VE İKİLİ ÖĞRETİM Keşke Ayser Çalık Ortaokulu’nda binanın fayansları kadar “çocuklar ve öğretmenlerin öncelikle yaşamları güven altında mı?” sorusuna yanıt verilebilseydi. Binden fazla öğrencisi var okulun, daha az olsaydı, ikili değil de tekli öğretim, iyi donanımlı rehberlik öğretmenleri, liyakate dayalı atamalar, her bir çocuğun beceri ve ilgisine göre yönlendirme ve öğretme modelleri uygulansaydı. Mesela bugüne dek milyonlarca lira ödenen FATİH projesi ve çok daha yeni ÇEDES projeleri yerine gerçekçi ve ihtiyaca uygun projeler uygulansaydı, bireysel başarılar yerine dayanışmanın önemini anlatılsaydı… Liste uzar gider. Ama tüm bunlar olsa bile kutuplaştırmanın hâkimiyetindeki bir ülkede ne kadar faydası olurdu bilmiyorum. Sadece otomobilin, evin, yatın, arabanın ve silahın bu kadar önemsenip sürekli göze sokulduğu bir iklimde hakikaten tek başına bir kurtuluş mümkün mü? ‘Cezasızlık’lığın yol açtığı yeni suçlar nereye kadar gidebilir. ÜÇ EVDEN BİRİNDE SİLAH VAR Umut Vakfı’nın yıllık raporlarına göre ülkede her üç evden birinde silah var. Her yıl 3 binden fazla kişi bireysel silahlarla öldürülüyor. İsteyen istediği anda internetten silah sipariş ediyor. Kolaylıkla alıyor. Erkekliğin tanımı silahla, tespihle, şiddetle çiziliyor. Ekranda bütün erkek ‘makbul’ karakterler, ‘esas kadının’ beğendiği erkekler hep bağırarak konuşuyor, hep öfkeli, eli her an tetikte. “İyiler”in kazandığı filmler de yok artık. Şimdi tüm bunları siyasi iklimden, toplum mühendisliğiyle hazırlanan bu atmosferden bağımsız görebilir miyiz? GÜVENDE HİSSETMEMEK ŞİDDETİ GETİRİYOR Çocuk ve ergen psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan bir soruma şöyle yanıt vermişti: “Sosyal, duygusal gelişim güvenli ortamlarda gerçekleşiyor. Kendimizi ifade etmekten çekinmediğimiz, başkasına kulak verebildiğimiz, başkasının da bize kulak verdiği ve değer verdiği bir ortam için iklim kelimesi kullanılıyor. İklim sizi güvende hissettirmiyorsa duygularımız, davranışlarımız değişiyor. Güvende hissetmememiz şiddet, korku ve terörize olmayı beraberinde getiriyor.” ÇOCUKLAR YAŞASIN DİYE ÖZEL OKULA GÖNDERİLİYOR Ve bir not daha; gazeteye gelirken şehir hatları vapurunda yolcuların kullandığı çalışma alanında oturdum bir süre. Özel okulda idari sorumlu olduğunu düşündüğüm bir kişinin telefondan yaptığı toplantıya şahit oldum. Panik halinde okulda güvenliğin nasıl sağlanacağına ilişkin talimat yağdırıyordu. Okula sadece bir kapıdan giriş olması, hemen herkesten kimlik istenmesi gibi. En çarpıcı cümlesi şu oldu: “Artık velinin özel okul tercihinde ilk neden güvenlikli ortam. Bunu unutmayın arkadaşlar.” Eğitim, öğretim, sosyal imkânlar değil “Çocuğu okul kapısı düşüp altında ezilmesin, lavabo kırılmasıyla hayatından olmasın, eve sağ salim gelsin” diyerek yani. Bir devlet okulunda bunların sağlanmayacağından endişe duyduğu için. Bundan üzücü ne olabilir?
Go to News Site