BirGün Gazetesi
Geçen Cuma 17 Nisan, benim “ doğum günüm” dediğim, Köy Enstitülerinin kuruluş günüydü. Cumhuriyet çağdaşlaşmasının bir büyük ürünü olarak, 1940’ta kurulan, bundan çok değil, yalnızca beş yıl sonra, 1946 dan başlayan, giderek yoğunlaşan bir süreçle temel özelliklerini yitiren ve 1954’de de tümüyle kapatılan bu eğitim kurumları, o tarihten sonra her gün artan bir özlemle aranıyor ve isteniyor. Bu nedenle Enstitülerin önce temel özelliklerinin özetlenmesi, sonra da günümüzde bu konuda neler yapılabileceğine açıklık kazandırılması büyük önem taşıyor. BİZ YAPARIZ! Köy Enstitüleri, egemenliğin gökten yere indirilmesiyle başlayan, ülkenin hukuk ve eğitimini laiklik temelinde birleştiren, bunları Harf Devrimi ve okuma yazma seferberliğini ile tüm topluma kazandırma kurumlardır. Aynı yıllar, ekonomik bağımsızlık yerli üretimle, özellikle de sanayi üretimiyle güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu çerçevede, Kurucunun 23 Nisan’ı Çocuk Bayramı armağanı; üniversitenin “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir, Fendir” özdeyişiyle yeniden yapılandırılması; Halkevleri ve Halkodaları ile kültür ve sanatın toplumsallaştırılması, Köy Enstitülerinin kurucusu Hasan Âli Yücel’in yazdığı Önsözde vurguladığı gibi, Doğu-Batı ayırımı yapmadan,” …insana değer veren, insan aklının dogmalardan kurtulasını esas alan” 494 Dünya Klasiğinin Çeviri Seferberliği ile dilimize kazandırılması ya da “kitap sevgisi” Enstitü olgusunu tamamlayan çabalardır. Kapanışlarından önceki üç yılı yaşayan bir kişi olarak tanığım, Köy Enstitüleri, toplamda 21, hiçbir ili dışarıda bırakmaz; eşitlikçi bir yaklaşımla, sayıları 40 bin dolayında olan ve nüfusun yüzde 80’inin yaşamakta olduğu tüm köyleri kapsar. İlkokulu bitiren köy çocuklarını, II Dünya Savaşının ağır koşullarında, beş yıl süresince parasız-yatılı olarak; yaparak öğrenme yöntemi ile özgün eğitim vererek köy öğretmeni yapar. Enstitüler, en kısa tanımıyla, bilgiyi üretime “imece” yöntemiyle ya da birlikte uyarlama ve bunu çok güçlü bir biçimde kültürle harmanlama kuruluşlarıdır. Her türlü iş, bitkisel üretimden demirciliğe, kesinlikle, bilimsel olmalıdır. İlgili yörenin değişik dil, lehçe ve söylemlerini Türkçede birleştirmek başta olmak üzere, tüm dersler, kuramsal bilgiyi uygulamayla tamamlar, böylece yabancılaşma söz konusu olamaz; üretilen üretenindir; tüm yapılanlar, çocukluktan gençliğe geçmekte olan bireyin, beden ve ruh sağlığı içinde “yaratıcı yeteneğini” geliştirme amacıyladır. Gençliğe geçerken üstlenilen sorumluluklar ve onlarla kazanılan özgüven, bireyde, özgür kişilik ve toplumsal sorumluluk oluşturur. Yetişen öğretmen köye sağlıktan tarıma, yapı bakım ve onarımından ürün işleme yöntemlerine dek çok donanımlı gitmeli ve gittiği köyü aynı yöntemle “canlandırmalı”, “bizim köy” yapmalıydı. Burada kazanılan, yalnız “ben yaparım” değil, bununla birlikte “biz yaparız” kararlılığıdır. Bu süreçte yerel ve yöresel kültürü ulusal ve evrensel kültürle birlikte yaşama, halaydan horona, Veysel’den Çaykovski’ye uzanan bir canlılığın yuvalarıdır o okullar. Eğitimi karma olan ya da kız çocuklarını da içeren Köy Enstitüleri ile binlerce yıllık kapalı köy ekonomisinin “kendi içinden ve çocukları eliyle “ , üretime ya da emeğe dayalı “eşitlikçi” anlayışla kökten değişimi amaçlanmaktaydı. Ancak, 1945 sonrasında, ABD dayatması Soğuk Savaş ortamını da yanına alan başta toprak ağaları ve Siyasal İslamcı ülke içi tutucu güçler, birlikte, Köy Enstitüleri’nin önce ilklerinin aşındırılmasını sonra da 1954’te tamamıyla kapatılmaları amacına ulaştı. HER YERDE! Bu toplum Cumhuriyet’in, bilimin ve üretimin toplumsallaşmasının en etkili ve özgün kurumsal yapısı olan Köy Enstitülerinin eğitim ilkelerini günümüz koşullarında yeniden üretecek gizilgüce sahip olduğunu 86 yıl önce kanıtladı. Sonrasında ülke eğitiminin bir bütün olarak bilimsellikten uzaklaştırılması; kamusal olması gereken eğitimin zengin olanların yararlandığı, eşitlikten uzak “özel okul” uygulaması ve çok daha yıkıcısı tarikat ve cemaat yapılarının kıskacına sokulması ve hele de bugünlerde okulların içine sürüklendiği kitlesel öldürmeler, doğal olarak toplumu bir arayışa taşıyor; yurdun her tarafında düzenlenen anma toplantılarının da kanıtladığı gibi, Köy Enstitüsü bilincini güçlendiriyor. Köy Enstitüsü eğitim yönteminin, günümüzün ekonomik ve toplumsal koşullarına ve Yapay Zekâya uzanan evrensel gelişmelerine göre yeniden “tüm ülkede” yaşama geçirilmesi gerekiyor. Ancak, böyle bir uygulama ülke düzeyinde gerçekleşmeden önce de, her anne ve babadan başlayarak aile, okul ya da eğitim birimi, giderek köy ve belediye yönetimleri Köy Enstitüsü uygulamasının ana ilkelerini yaşama geçirebilir. Bunun için her çocuğun ve gencin yaratıcı yeteneklerini, bireysel olarak ya da arkadaşlarıyla birlikte özgürlük içinde geliştirmeleri olanakları sağlanmalıdır. Çocuk ve genç, önce güçlü bir okuma ve araştırma yaklaşımıyla yetiştirilmeli; müzikten yontuya, şiirden gülmeceye yetenekli olduğu sanat dallarında yeteneklerini geliştirme olanağı bulmalıdır. İnsanın doğal evrimini ve insanlığın gelişmesinin ana doğrultusunu da yakalamaya çalışacak, doğa dostu çocuk ve genç için her türlü bilginin “doğruluğu ve yanlışlığı” tartışılabilir, daha doğrusu, Yücel’in belirttiği gibi, dogma değil, bilimsel bilgi olmalıdır. Yarınlarında, bu toplum, hiç kuşkusuz, insan aklının özgürleşmesini çok daha güçlü biçimde yaşama geçirecektir.
Go to News Site