BirGün Gazetesi
Gökhan Bulut - Akademisyen Türkiye’de ana akım medya, uzunca bir süredir toplumsal krizleri anlama ve anlamlandırma yetisini kaybederek krizlerden “reyting ve etkileşim devşirme” stratejisine hapsoldu. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki katliamlar, bu çürümenin en çıplak haliyle sergilendiği sahnelere dönüştü. Gazetecilik, kamu hizmeti kimliğinden bir kez daha sıyrıldı ve iktidarı görünmez kılan bir aparata dönüştü. Karşımızda artık haber yapan değil, haberi “tüketen” ve bu süreçte kamusal sorumluluğunu tamamen tasfiye eden bir mekanizma var. ŞİDDETİN ESTETİZE EDİLMESİ VE OPERASYONEL GAZETECİLİK Haber kanallarının olaydan hemen sonra dolaşıma soktuğu infografikler, meselenin özünden ne kadar kopulduğunun ilk kanıtıydı. Okul koridorlarını, sınıfları ve kaçış rotalarını bir bilgisayar oyunu haritası gibi 3D grafiklerle sunma gayreti, yaşanan acıyı estetize ediyordu. Bu haberlerde izleyiciye sunulan şey bir trajedi değil, bir aksiyon filmi sahnesiydi. Bu yaklaşım, şiddeti engellemekten ziyade onu bir “seyirlik nesne” haline getirerek teşvik eder. Böylesi bir gazetecilik, olay yerini bir laboratuvar, öldürülen çocukları ve öğretmenleri ise istatistiksel veriler olarak kodlayarak şiddetin toplumsal ve politik kökenlerini kasten gizler. İzleyiciyi de kamusal bir özne olmaktan çıkarıp şiddeti dikizleyen edilgen bir seyirciye indirger. FAİLİN KİMLİĞİ: BİREYSELLEŞTİRİLEN CİNNET VE GİZLENEN AYRICALIK Failin “eski bir emniyet müdürünün oğlu” olması, ana akım medyada bir “ayrıcalık” zırhıyla örtülüyor. Fail başka bir sınıfsal yapıdan gelseydi, medya onun geçmişini bir “suç potansiyeli” üzerinden inşa ederdi. Ancak burada suç, “bilgisayar oyunlarına”, “İngilizce bilmesine”, “yalnızlığına” veya “psikolojik sorunlarına” havale edilerek bireyselleştirildi. Medya, AKP’nin eğitim politikalarını, denetim mekanizmalarının yokluğunu ve cezasızlık kültürünü sorgulamak yerine faili bir “vaka” olarak sundu ve böylece iktidarın ve kurumların sorumluluğunu gözlerden uzak tuttu. EMEK VE SINIF KÖRLÜĞÜ: ÖĞRETMEN KİMİN ÖZNESİ? Haberlerin hiçbirinde, o okulda canı pahasına çocukları korumaya çalışan veya saldırıya uğrayan öğretmenlerin çalışma koşulları tartışılmadı. Medyanın büyük çoğunluğu için öğretmenler sadece “özverili insanlar” ya da “kurban listesindeki isimlerdi.” Gazeteciliğin kamu hizmetinden piyasa aparatına dönüşümü tam da burada kristalleşiyor. Öğretmenin okulda güvenliksiz, güvencesiz ve her türlü şiddete açık şekilde çalıştırılması, medyanın gündemine “magazinel bir hüzün” dışında girmiyor. Eğitimin piyasalaşması ve okulların AKP’nin “nesil laboratuvarı” haline getirilmiş olması gerçeği ise tartışılmıyor. Medya, meseleyi “güvenlik zafiyeti” parantezine sıkıştırarak asıl sorunu görünmez kılıyor. ETİK İHLALLERİN “TIK” ODAKLI EKONOMİSİ Medya kuruluşlarının internet sitelerini kuşatan “dehşet anları” ve “kan donduran detaylar” gibi klişeler, gazetecilik etiğinin “tık” odaklı ekonomi tarafından nasıl sömürüldüğünü açıkça sergiliyor. Bu yaklaşım, okuyucunun korkusunu ve merakını istismar etmekle kalmıyor, çocuk mağdurların ve failin kişilik haklarını da doğrudan çiğniyor. Haberlerde 18 yaşından küçük çocukların kimliğinin ve görüntüsünün paylaşılması, hukuki bir ihlal olmanın ötesinde, toplumsal şiddeti besleyen bir provokasyona dönüşüyor. Medya, bu süreçte bilgilendirme görevini tamamen terk ederek, travmayı derinleştiren ve şiddeti yeniden üreten bir teşhir aygıtı haline geliyor. İHTİYAÇ: GAZETECİLİĞİ YENİDEN İNŞA ETMEK Sonuç olarak medya, bu olayda sadece haberi tahrif etmekle kalmadı, şiddetin yapısal nedenlerini gizleyerek yeni trajediler için örnekler ve toplumsal “alışmışlık” üretti. Bugün asıl ihtiyaç, çocukların kanlı çantalarından reyting devşiren bir medya değil, o çantaların neden kanlı olduğunu, devletin koruma yükümlülüğünü neden ihmal ettiğini ve eğitimin nasıl bir şiddet sarmalına hapsolduğunu sorgulayan bir haberciliktir. Gazetecilik, emeğin, çocuğun ve görünenin arkasındaki gerçeğin tarafında durarak kendini yeniden inşa etmeye mecburdur. Aksi takdirde medyanın büyük çoğunluğu, her gün kendi celladının reklamını yapan bir propaganda aygıtı olarak kalmaya mahkûmdur. Sistem krizi derinleşirken: Eğitimdeki şiddet rejimin aynası
Go to News Site