Collector
Eğitimci Nejla Doğan ile söyleşi: Çözüm güvenlikçi politikalarda değil kamuculukta! | Collector
Eğitimci Nejla Doğan ile söyleşi: Çözüm güvenlikçi politikalarda değil kamuculukta!
BirGün Gazetesi

Eğitimci Nejla Doğan ile söyleşi: Çözüm güvenlikçi politikalarda değil kamuculukta!

Etki Can Bolatcan Nejla Doğan ile okullarda artan şiddet olaylarını, bunun arkasındaki toplumsal ve siyasal nedenleri konuştuk. Doğan, yaşananların münferit olmadığını vurgulayarak, eğitim politikalarından ekonomik krize uzanan yapısal sorunların şiddeti beslediğine dikkat çekti. Geçtiğimiz aylarda bir öğretmen okulda bıçaklanarak öldürülmüştü. Son günlerde de okullardaki silahlı saldırılarda pek çok can kaybı yaşandı. Okullarda giderek artan bu saldırıların sebebi nedir? Bu saldırıların nedeni, AKP iktidarının son 24 yılda yarattığı politik iklim elbette. Okul toplumdan bağımsız bir organizma değil, toplumsal dokuyu çürüten her sorun okulda da aynı düzeyde yansımasını buluyor ve giderek yaygınlaşıp kanıksanıyor. Dolayısıyla öncelikle şunu netleştirmek gerekiyor; bu saldırıları münferit cinnet vakaları gibi değerlendirmek ya da salt güvenlik zafiyetine indirgemek sorunu en baştan yanlış tanımlamak olur. Uzunca bir zamandır hukuksuzluğun norm haline geldiği, ekonomik krizin her an derinleştiği, bir yandan da toplumun İslamcı politikalarla baskılanmaya çalışıldığı süreklileşmiş bir kriz ortamında yaşıyoruz. Burada artık yurttaşlık haklarından, sosyal adaletten, kamucu ortak yarardan bahsedemiyoruz. Toplumu bir arada tutabilecek ilerici, aydınlanmacı, dayanışmacı değerlerden bahsedemiyoruz. Tam bir toplumsal çöküş tablosu ve bu tablo genç kuşaklar için umutsuzluk, geleceksizlik, yoksulluk, bireysel kurtuluş arayışları dışında bir seçenek üretmiyor. Bu seçeneksizlik, gençlik için en önemli politik örgütlenme başlığı olabilecekken, iktidar tam da bu nedenle genç kuşakları siyasetin dışına itmek için onları tarikat-mafya-uyuşturucu üçgenine sıkıştırıyor. Televizyon dizileri adeta bunun propagandasını yaparken, gündelik hayatın her alanında şiddet normalleştiriliyor. Emeğiyle geçinip hakkını arayan bir sendikacı, bir öğrenci anayasal haklarını kullandığı için tutuklanırken, mafyatik suçlara yönelik uygulanan cezasızlık politikaları çeteleşmeyi teşvik eden bir düzen inşa ediyor. Bakın sadece şu birkaç veri bile bize çok şey anlatıyor: Bugün ülkemizdeki çocukların yaklaşık %37’si yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında. Yarım milyon öğrenci “eğitim” adı altında hafta sonları da dahil olmak üzere, günde 10-12 saat kölelik ücretine MESEM’lerde çalıştırılıyor. Kayıt dışı istihdamla birlikte toplam çocuk işçi sayısı 3,5 milyonu geçmiş durumda. 2025 yılında suça sürüklenen çocuk sayısı 330 binlerde. Cebinde parası olmadığı için otobüse binip okuluna gidemeyen, her gün öğün atlamak zorunda kalan, günlük sebze meyve tüketemeyen, haftada bir kez bile proteinli gıdaya ulaşamayan çocuk sayısı milyonları aşmış durumda. Yine milyonlarca çocuk, eğitimdeki laiklik ve kamuculuk karşıtı politikalar nedeniyle okulun çocuğa sağlaması gereken bilimsel eğitim hakkından, spordan, sanattan, sosyal ve psikolojik destekten yoksun bırakılmış halde. Yani toplumun geneline yayılmış olan güvende hissetmeme, kenara itilme, yalnızlaşma hali en kırılgan grup olan çocuk ve ergenlerde çok daha katmanlı bir biçimde yaşanıyor. Bu nedenle, tüm bunları görmeden ve bunlara çözüm üretmeden güvenlikçi önlemlerden söz etmek, tam da iktidarın bizi çekmeye çalıştığı tartışma alanıdır. Çünkü bu söylem, bir yandan saldırıların ardındaki ekonomi-politiği görünmez kılıp asli faili gizlerken, bir yandan da iktidarın kolluk kuvvetleri aracılığıyla okula girip, öğrenci ve öğretmen üzerinde yeni bir baskı mekanizması elde etmesine zemin hazırlamaktır. Öğretmenler bu saldırılar karşısında ne düşünüyorlar? Eğitimi, öğrenmeyi değersizleştirdiğinizde, okulu saygın bir kamusal alan olmaktan çıkardığınızda nasıl ki öğrenci ile okul arasındaki bağ giderek zayıflıyorsa, öğretmenle okul, öğretmenle öğrenci arasındaki bağ da zayıflıyor ve bu yabancılaşma güven ortamını da zedeliyor. Bugün buna can güvenliği sorunu da eklenmiş durumda. Kuşkusuz bu tablonun nedeni, neoliberal İslamcı iktidarın öğretmenlere yönelik uyguladığı sistematik itibarsızlaştırma politikası. Çünkü kamu okulunu yıkıma uğratmanın bir yolu da öğretmeni itibarsızlaştırmaktan, mesleki tanımını ve haklarını bulanıklaştırmaktan geçiyordu. Bu nedenle bir yandan öğretmenler kamuya yük olmakla, verimsizlikle suçlanıp eğitimdeki tüm problemlerin sorumlusu ilan edildi. Bir yandan yaptıkları iş müfredatın aktarılması ve sınava hazırlıkla sınırlanıp, ilerici, dayanışmacı, topluma rehberlik eden yönleri toplumsal belleğimizden silinmeye çalışıldı. Bir yandan da yüzbinlerce atanmayan öğretmen üzerinden ucuz işgücü olmaya, güvencesizliğe, başka iş kollarında çalışmaya mahkum edilip, toplumdaki saygınlığı sürekli düşürüldü. Bugün öğretmene bu kadar kolay saldırılması bu politikalardan azade değil. Çünkü bunların her biri öğretmeni toplum nezdinde hedef haline getirdiği gibi, öğrenci nezdinde de okuldaki her sorunda ilk suçlanacak özne haline getirdi. Bu saldırılara karşı nasıl bir mücadele hattı geliştirilebilir? Okullar kendiliğinden suç mahalline dönüşmüyor, şiddet iktidarın neoliberal politik tercihlerinden besleniyor. Bu nedenle öncelikle kamusal olanın ve kolektif yararın ekonomiden hukuka, çevreden sosyal politikalara her alanda yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Böylesi bir politik hat, eğitim politikalarını da laik ve kamucu düzlemde şekillendirecektir. Okulun tekrar güvenli, saygın bir alana dönüşmesi, bu tablonun tersine çevrilmesine, yani piyasacı mantığın eğitim süreçlerinden çıkarılmasına bağlı. Tüm çocuklar için eşit bilimsel eğitimin vazgeçilmez bir hak olarak tanımlandığı, çocuk işçiliğinin tümüyle yasaklandığı, tüm öğrencilere en az bir öğün ücretsiz sağlıklı beslenme desteğinin verildiği, her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanının istihdam edildiği, yoksul çocuklara iş değil burs verildiği koşullar, sadece okullar için değil toplumun geneli için de güvenlikten öte bir varoluş meselesi artık. Bu nedenle öfkemizi düzenin “kurbanlaştırdığı” çocuklara değil düzenin kendisine yöneltmeliyiz ve bu konuda en geniş birleşik mücadele zeminini kurmalıyız. Sistem krizi derinleşirken: Eğitimdeki şiddet rejimin aynası

Go to News Site