Collector
Cangül Örnek ile söyleşi: Bozulmanın sözde çaresi olarak gericilik ve tarikatlaşma! | Collector
Cangül Örnek ile söyleşi: Bozulmanın sözde çaresi olarak gericilik ve tarikatlaşma!
BirGün Gazetesi

Cangül Örnek ile söyleşi: Bozulmanın sözde çaresi olarak gericilik ve tarikatlaşma!

Etki Can Bolatcan Cangül Örnek ile Türkiye’de derinleşen toplumsal ve siyasal bozulmayı, bunun arkasındaki ekonomik ve kurumsal dönüşümü konuştuk. Örnek, yaşanan çözülmenin gericilik ve tarikatlaşma üzerinden “çözülmeye” çalışıldığını vurgularken, çıkış için köklü bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu anlattı. Her geçen gün başka bir “felaket” haberine uyanıyoruz. Mevcut rejimin toplumsal ve siyasal alanlarda her geçen gün derinleşen bu yıkımdaki payı tam olarak nedir? Türkiye’nin mevcut ekonomik modeli çok uzun süredir Türkiye’nin dış açığının kaynağı belirsiz bir parayla finanse edilmesine dayanıyor. Yine Türkiye’de servet birikiminin kaynağı son derece şaibeli hale gelmiş durumda. Üretimin hızla daraldığını görüyoruz. Sonuç olarak toplumsal yapıda da bir çözülme görüyoruz. Çeşitli üretim dallarında istihdam edilen bir iş gücü yerine hizmet sektöründe daha güvencesiz bir şekilde çalışan bir emekçi ordusu görüyoruz. Keza kırda tarımın tasfiye edilmesiyle beraber günübirlik ticari ilişkilerle, müteahhitlikle geçimini sağlamaya çalışan geniş bir kitle görüyoruz. Bu sorunlar kentler dışında da çok şiddetli olarak görülüyor. Mafyalaşma, uyuşturucu ticareti, müteahhitlikle çeşitli kara para aklama metotlarının iç içe geçmesi; büyükşehirlerden taşralara sirayet eden problemler. Öte yandan Türkiye’de hukuk özellikle muhaliflere yönelik bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılıyor. Kurumların dağıtıldığını, o kurumların hafızasının ve toplum içerisindeki düzenleyici fonksiyonlarının da dağıtıldığını görüyoruz. Bütün bu oluşan arızalı durumu bir şekilde yönetilebilir hale getirecek ya da bu arızalı durumu düzeltebilecek, toplumsal yansımasını ortadan kaldırabilecek mekanizmaların da devreye sokulmadığını görüyoruz. Bunların başında gençler için spor ve kültür faaliyetlerinin alabildiğine yaygınlaşması ve gençliğin daha sosyal, kendi becerilerini geliştirmeye yönelik olanaklarla beraber farklı alanlarda gelişmesine izin verilen bir ortamdan söz edemiyoruz. Sonucunda mafyalaşmanın, lümpenleşmenin olduğu bir ekonomik modelde gençleri koruyabilecek tek faktör gençlerin gelişimini ailelerin olanaklarıyla sınırlı tutulmadan doğrudan kamu tarafından düzenlenmesi ve mutlaka hayatlarına bilimin, sanatın, sporun sokulması. Ama Türkiye’deki Milli Eğitim politikası bunun tam tersine gidiyor. Özellikle eğitimdeki tarikatlaşma ve ülke genelinde gözlemlenen çeteleşme gibi olguların arkasındaki nasıl bir toplumsal ve siyasal dönüşüm var? Çeteleşme, Türkiye’de üretimin gerilemesiyle doğrudan alakalı. Bu koşullarda informal ilişkiler daha fazla devreye giriyor, insanlar geleceklerini görmekte zorlanıyorlar, disiplinli bir gündelik hayat yaşama zorunluluğunu yitiriyorlar ve bunların hepsi çok ciddi problemler. Yani üretim hayatınızdan çekildiğinde sadece fabrikalar kapanmıyor, bütün toplumsal ilişkiler ve gündelik hayat da bununla beraber dönüşüyor. İşte bu artan informalite, kolay yoldan kendine bir gelecek inşa etmeye çalışma gibi refleksler Türkiye’de ne yazık ki mafyalaşmanın, çeteleşmenin önünü açan gelişmeler. Toplumsal bozulmanın, toplumsal dejenerasyonun yarattığı güvensizliğin, yarattığı rahatsızlığın birtakım dinsel yapılar eliyle yönetilmesi sağlanmaya çalışılıyor. Toplumun da aslında korku, güvensizlik ve geleceksizlik duygusuyla bu yapıları daha kolay kabulleneceği varsayılıyor. Bunlar da eğitimdeki gericileşmeyi pekiştirirken dini yapıların devlet içerisinde örgütlenmesi, liyakat dışı kadrolaşma gibi çok ciddi problemlere yol açıyor. Baktığımızda gördüğümüz tablonun tamamı; Türkiye’deki bütün kurumsal dejenerasyonun bir sonucu olarak ortaya çıkan bozulma ve buna çare olarak geliştirilen gericileşme ve tarikatlaşma. Artan toplumsal ve siyasal yozlaşma karşısında nasıl bir siyasal dönüşümle bir çıkış yolu bulunabilir? Bunun için çok köklü bir dönüşüme ihtiyaç var. Güvenlik kaygısıyla alınan gündelik tedbirlerin sonuçlar üzerinde kısmen etkisi olabileceğini düşünüyorum ama nedenleri ortadan kaldırmadığı sürece bu sonuçları, belki de daha korkunç şeyleri görmeye devam edeceğiz.   Yozlaşma kendiliğinden oluşmuyor, yozlaşma tam da ekonomik yapının informalleşmesiyle, hukuk dışına çıkmasıyla oluyor. Toplumsal doku da birlikte bozuluyor. Dolayısıyla bu durumu tersine çevirmeden, Türkiye’yi yeniden bir üretim ekonomisine dönüştürmeden, kamuyu bu yönde seferber etmeden problemlerimizi çözmemiz söz konusu değil. Bununla beraber kültür, spor, sanat alanının çok ciddi bir kamusal bir perspektifle düşünülmesi ve buradaki çalışmaların desteklenmesi gerekiyor. Kültürel politikaların, sanat politikalarının, spor politikalarının ve eğitim politikalarının gençliği en iyi şekilde yetiştirmeye yönelik olarak hızla gözden geçirilmesi gerekir. Dikkat ederseniz psikolojik olarak tartışılan dışlanma, yabancılaşma, kendisini boşlukta hissetme gibi duygular aslında giderilebilecek duygular. Psikolojik desteğin yanı sıra kolektif yaşamı güçlendirerek, dayanışma duygusunu güçlendirerek, kişinin yeteneklerini geliştireceği ortamları sunarak; herkesin yeteneğine göre, yeteneği doğrultusunda eğitim aldığı, yeteneği doğrultusunda kendisini geliştirebildiği olanaklar yaratarak bütün bu sorunların üstesinden gelmek mümkün. Yozlaşma tam da böyle bir ortamda ortadan kaldırılabilir. Kültürün, sanatın, sporun kamusallaştığı, nitelikli hale geldiği, başarıya değil paylaşmaya dayalı bir sosyal yaşamda biz bu problemleri ortadan kaldırabiliriz. Bu dönüşüm zor ve kapsamlı görülse de devletin sorumlulukları, kamusal sorumluluklar ve toplumun toplum olma, birlikte hareket etme, dayanışma duyguları hatırlanacak olursa zaten çözümler de bu anlayışla beraber kendiliğinden planlanabilir. Devletin belli bir çıkar çevresinin değil, belli bir grubun değil toplumun ihtiyaçları doğrultusunda düşünen, kafa yoran, politika geliştiren bir anlayışla yönetilmesi gerekir. Böyle bir anlayışla her alandaki sorunları çözebilme yoluna gidebiliriz. Türkiye toplumunun gittikçe informalleşen, eşitsizlikleri büyüten, üretimden uzaklaşan bu yapıdan hızla uzaklaşması lazım. Bunu yapabildiğimiz oranda farklı alanlardaki sorunlarımız çözülebilir. Türkiye bu ekonomik yapıyla, bu siyasi anlayışla yönetilmeye devam ederse biz her problemimizi sürekli olarak yeniden tartışırız ama bunların hiçbirine kalıcı ve arzu ettiğimiz çözümleri getiremeyiz. Sistem krizi derinleşirken: Eğitimdeki şiddet rejimin aynası

Go to News Site