BirGün Gazetesi
Size de öyle mi geliyor? sorusuyla başlayan yazarlara hep özenirdim, sonunda ben de yazıma bu soruyla başladım. Daha samimi yazarlar, sorunun sonuna bir de ‘kuzum’ eklerler ki, o pazar kahvaltısı da iki kez lezzetli olur! Siz artık bu yazıyla yetinin, kahvaltıda da okumayın! Başlıktan da anlaşılacağı gibi konu pek lezzetli değil, yazı ne kadar lezzet katabilir, onu da bilmiyorum! Sizin de, küresel deyince gözünüzün önüne Herkül, evrensel deyince Spartaküs gelmiyor mu? Benim bu yazıya dek gelmiyordu, fakat yazı üstüne bir-iki gündür düşündüğüm için geliverdi, ayrıca da zaten öyle olması gerekiyormuş gibi geldi ! Küre deyince ne anlıyorsunuz peki, dünyayı değil mi, yuvarlak, top gibi, küre işte, oysa evrensel deyince yalnızca dünyayı mı, hayır, yeryüzünü, evreni de anlamıyor muyuz bundan? En azından yazının küresel-evrensel karşıtlığı üzerine kurulu olduğu böylece anlaşılıyordur umarım! Öyleyse bir adım daha ileriye gidelim ve şöyle diyelim: Küresel sağdır, sağcıdır, evrensel soldur, solcudur! (Bu arada hatırlayalım diye yazıyorum, 80’leri görenlerin, duyanların, okuyanların da iyi bildiği gibi, o yılların en klasik ezberi, ‘artık sağ-sol mu kaldı efendim, geçin bunları’ diyenlerin alayı sağcıdır! Siz hiçbir solcudan böyle bir laf duyamazsınız!) “Küresel iştah kabarıyor”. Bu ya da benzeri cümleleri 50 yıldır giderek artan sıklıkta duyuyoruz. Örnek olsun diye ve aklıma ilk geleni yazdım, herhalde yadırgamadınız değil mi? Öyle ya küresel, iştah ve kabarma, üçü de birbirini tamamlıyor, tamamlamak bir yana, kışkırtıyor, hadi hadi, biz de biz de, biraz daha biraz daha diyerek itekliyor, cümleten öne geçmek gerekiyor çünkü! Küresel iştahın kabarması, evrensel arzunun azaldığını gösterir ne yazık ki! “Büyük Tıkınma” filmini hatırlıyorum hemen. Marco Ferreri’nin 1973’te çektiği, özgün adıyla “La Grande Bouffet” filmi. Öyle bir iştah ki kusmayla eşdeğer! Başkalarını değil yalnızca kendisini de öldüreceğini bilmesine karşın, insanın sonsuz bir varlık olduğu yanılsamasını taşıması ve küresel tıkınmadan pay kapmaya çalışırken parça parça parçalanması, paylaşılması! Evrensel arzunun yokluğunda küresel hazzın büyümesi. Payına hiçbir şey düşmese de, küresel sözcüğünü kullanıyor olmanın getirdiği o büyüklenmenin, kostaklanmanın kolçak duygusu. Küresel iştah kabarıyorsa onun da koltukları kabarmış, çok mu? Olmadığı bir şeyden kendine de pay çıkararak övünme çabası. Küresel dünya, küresel memleket, yapılar zaten küresel. Gökdelenlere, çokkatlılara kızanlar, şehirlerin estetiğinin, mimarisinin bozulduğundan, özgün yapıların bunların gölgesinde kaldığından, kaybolduğundan şikayetçi olanlar, bir yandan da ‘o eski Türkiye yok artık, burası yeni Türkiye, alışacaksınız’ diye racon kesenler, böyle buyuranlar, ezcümle gözleri yüksekte olanlar ey, her şeye küresel gözlerle, gözlüklerle bakanlar, küresel sözcüğünü her yere, her şeye yakıştırmaktan büyük keyif duyanlar, peki neleri yitirdiğinizin de farkında mısınız acaba? Yakınlarda yitirdiğimiz memleketin en özgün aydınlarından Yalçın Küçük’ün kısa bir videosunu gördüm. Bir tv programında, elinde tuttuğu gazetedeki bir yazıdan söz ediyor: ‘Kürede değer yaratma eylemi’, sonra da bir şey anlamadığını belirterek, gazeteyi atıyor. Şarkısı var mı bilmiyorum, her şey, her lafın başı küresel olunca adettendir, şarkısı da yapılır. Belki bundan sonra. Küresel piyasalara ayarlı bir dünyanın efendileri de küresel olacak haliyle. Dünyanın sonunu da bu küresel paranoyalar getirecek! Oysa evrensel olmak, yeryüzünü birlikte iyileştirmek, onarmak, düzeltmek, toplamak, paylaşmak, bu, insan sözcüğüyle yanyana durmayan, ruh taşımayan küresel ihtiraslar peşinde koşmaktan daha yararlı, erdemli, iyi değil mi? Küresel deyince benim aklıma nedense gökdelenler, borsa, para piyasaları, savaşlar filan geliyor, ne insan var ne hayvan ne doğa, tabiatıyla ruh da yok! Evrensel olunca eski dünyadan yana olmak anlaşılıyorsa, ey küreselci kardeşler, durdurun yeni dünyayı inecek var, ben eskisine gidiyorum, evrensel olanın şiirini aramaya!
Go to News Site