soL Haber
Biliyorsunuz bizim film eleştirilerimiz genelde “ne seyretmeyin” tadındadır, bu nedenle uzun zamandır gitmediğim İKSV Film Festivali’nde tesadüfen izlediğim çok zarif ve sorgulayıcı bir filmi önermek istedim. Belki ülkemize ya da dijital platformlara gelirse aklınızın bir köşesinde bulunsun. Festivalin önerilen popüler filmlerinden olmadığı için dikkatinizi çekmemiş olabilir. Valérie Donzelli’nin yönettiği "İş Başında" Venedik Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülü almış. Örgüsü sağlam, ne dediği anlaşılır ve akıcı bir senaryo. Bir sanatçının tutku dolu yolculuğundan ziyade, kapitalist sistemin yaratıcı emeği nasıl sömürdüğüne dair bir hikaye. Frank Courtès’in otobiyografik hikayesinden esinlenmiş bir film, kapitalizmin bireye sunduğu "özgürlük" vaadinin aslında ne kadar kırılgan bir illüzyon olduğunu Paul Marquet'nin yaşadıkları üzerinden anlatıyor. Paul'ün aylık 3-8 bin avro kazanan "başarılı" fotoğrafçı iken, piyasanın kurallarından sıyrılıp yazarlığa yöneldiğinde sistem onu ilk üç denemeden sonra dışlar. Editörü yeni kitabını "yeterince enerjik ve umutlu" bulmadığı için reddeder, bir aşk hikayesi yazmıştır ve benzerleri arasından sıyrılamaz. Paul boşandıktan sonra aile evine döner, tahmin edilebileceği gibi ailenin “para kazanacağı” bir iş bulması baskısıyla karşılaşır. Karısının çocukları alıp Montreal’e gitmesi ve kız kardeşinin aşağılamaları, sosyal ilişkilerin dahi ekonomik başarı üzerine inşa edildiği gerçeğini yüzümüze çarpar. Çok değerli fotoğraf makinelerini sattıktan sonra "Jobber" gibi geçici iş uygulamalarına üye olur, esnek çalışma adı altında modern bir kölelik düzenini temsil eden bu uygulamaların bizdeki karşılığı “Armut” sanırım. Herhalde “armut piş ağzıma düş” kolaycılığından esinlenmişlerdir. Neyse en düşük ücreti veren işçinin seçildiği bu "it dalaşı" düzeni, bireyi hayatta kalmak için kendi emeğini durmaksızın ucuzlatmaya mahkûm eder. Yirmi avro için bir insanın onuruyla oynandığı şantiye ve ev işleri, işverenlerin emeğe bakışındaki çarpıklığı ve talepkarlığı her örnekte seyirciye anlatır. Film boyunca ağlak dramalar yerine yavaş, sıradan ve her gün karşılaşabileceğimiz hikayeler bize kapitalizmin bireyi birdenbire yok etmediğini, aksine onu günlük küçük borçlar, reddedilen taslaklar ve fiziksel yorgunluklarla yavaş yavaş "çürüttüğünü ve erittiğini" anlatıyor. "İş Başında", kendi yolunda gitmeye çalışan bir yazarın, kapitalist bir toplumda görünmez kılınma, fakirleşme ve "hak edilmiş bir ceza" gibi sunulan yoksullukla yüzleşme hikayesi. Beni çok etkileyen final sahnesinde Paul, oğlu ile son kitabı üzerine telefonda konuşur, yazdıklarını ilk kez okuyan oğlu onunla gurur duyduğunu söyler, babasının yaşadıklarına ilk kez şahit olmuştur. Telefonu kapatır, o sırada iş için biri arar, öğleden sonra gelebileceğini söyleyen Paul, artık karşı taraf ne dediyse “çünkü sabahları yazıyorum” cevabını verir. Sabahları yazıyorum… Bugün de tiyatro yapmak için garsonluk yapan tiyatrocular geldi aklıma. Donzelli, sanatçının üretme arayışının faturasını gösterirken, bizi de bu insafsız düzenin neresinde durduğumuzla ilgili derin bir sorgulamaya itiyor. Film bu sömürü düzeninden nasıl kurtulacağımızı söylemiyor ama filmin kibarca içimize yerleştirdiği öfkeyi bugün örgütlemeyeceksek ne zaman… Yönetmen: Valérie Donzelli Senaryo: V. Donzelli, Gilles Marchand Görüntü Yönetmeni: İrina Lubtchansky Kurgu: Pauline Gaillard Müzik: Jean-Michel Bernard Oyuncular: Bastien Bouillon, Virginie Ledoyen, André Marcon, Marie Riviere, Claude Perron, Mike Bujoli Fransa / Biyografi-Dram / 92 dakika
Go to News Site