soL Haber
ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı savaş, sekizinci haftasında. Hem İran hem Lübnan cephelerinde birer ateşkes yürürlükte, fakat iki ateşkes de son derece kırılgan. İran ve Hizbullah, gelinen noktayı ABD ve İsrail karşısında stratejik bir zafer olarak görüyor ve diplomatik sürecin bu askeri-politik zaferin sonuçlarını pekiştirmesini istiyor. Fakat diplomatik süreç, hâlâ büyük yol kazaları yaşıyor. Hürmüz Boğazı'nın dün tekrar kapanması, son üç günü kalan iki haftalık ateşkesin nereye bağlanacağı noktasındaki baskıyı giderek artırıyor. Gerilim, ABD, İsrail, İran ve Lübnan'ın iç siyasetine de yansıyor. İran'da Irakçi'ye tepkiyi kapatma kararı ve kamuoyuna mesajlar izledi İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, Cuma günü yaptığı sosyal medya paylaşımında, “Lübnan’daki ateşkesle birlikte, Hürmüz Boğazı’ndan tüm ticari gemilerin geçişi, ateşkes süresinin kalanı boyunca serbest olacaktır” demişti. Irakçi’nin bu paylaşımı, İran devlet ajansı Tesnim’de çıkan bir analizde “Bakan’ın kötü ve eksik tiviti” olarak nitelenerek eleştirildi. Analiz, Lübnan’da Trump’ın alelacele ve İsrail’e danışmadan ateşkesi kabul etmesini İran’ın başarısı sayarken, Irakçi’nin paylaşımının “ayrıntılara yer vermemesi ve Hürmüz Boğazı’nın eski haline dönmeyeceğini, yeni bir duruma geçeceğini tam ifade etmemesi” nedeniyle spekülasyonlara yol açtığına işaret etti. Tesnim’deki metin, ABD’nin Boğaz’ın dışındaki ablukasını resmen sonlandırmaması halinde İran’ın bir kez daha Boğaz’ı kapatması gerekeceğini dile getirdi. Nitekim, sonrasında tam olarak bu yaşandı. Cumartesi günü Hetem el-Enbiye Merkez Karargâhı Sözcüsü Tuğgeneral İbrahim Zülfikari, ABD’nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle Boğaz’ın yeniden eski haline döndüğünü duyurdu. İran Ulusal Güvenlik Konseyi de uzun bir açıklama yaparak, ülkenin sertleşen tavrını ortaya koydu. Bu hamleler, İran’da diplomasi ayağını yürüten Galibaf ve Irakçi gibi aktörlerle, savaşı yürüten kuvvetlerin liderliği arasında bir açı oluştuğu yorumlarına neden oldu. Silahlı kuvvetler, Hürmüz’ün kapatılması ve enerji piyasalarındaki artışın, Trump ve ABD yönetimini çok sıkıştırdığı kanaatinde ve bu avantajın olabildiğince güçlü kullanılmasını, olası bir ateşkesin Boğaz’ı İran kontrolüne devretmenin yanı sıra, yeni bir saldırı karşısında caydırıcılığın da en üst noktada olmasını istiyor. Cuma günü Irakçi’nin paylaşımının Tesnim’de eleştirilmesinin yanı sıra, Galibaf’ın o gün açıklama yapmak için piyasaların kapanmasını beklediği ve bunun da silahlı kuvvetler nezdinde tavizkâr bulunduğu iddiaları da ortaya atıldı. Cumartesi günü Boğaz’ın tekrar kapanması, İran’ın yaklaşımında bir netlik sağladı. Ancak son günlerdeki bu açı ve belirsizliğin İran kamuoyu nezdinde de tartışmalara yol açtığı değerlendirildi, ki, Galibaf Cumartesi akşamı televizyona çıktı ve esas olarak İran halkına yönelik bir konuşma yaptı. Mücteba Hamaney’in sağlık sorunları nedeniyle halen ülkenin başına geçemediği mevcut durumda fiili lider konumundaki İran Meclisi Sözcüsü, “Diplomasi alanında hiçbir geri adım atılmayacak” dedi. ABD’nin ablukası bitmediği sürece Boğaz’ın kapalı kalacağını tekrar vurgulayan Galibaf, İslamabad’daki görüşmeler sırasında yaşanan bir olayı anlattı. Bir ABD mayın temizleme gemisinin Boğaz’a yaklaşmakta olduğunu tespit etmeleri üzerine Galibaf, ABD heyetine “Eğer mayın gemisi mevcut pozisyonundan bir milim bile ilerlerse ateş açacağız” dediğini, bunun üzerine Amerikalıların 15 dakika süre istediğini ve sonunda gemiye geri dönme emri verildiğini aktardı. ABD'de hükümete karşı sesler yükselirken, hükümetin sesi kısılmış durumda Cumartesi günü bu gelişmeler yaşanırken, ABD yönetimi de Beyaz Saray’daki operasyon odasında toplantı haline geçti. Sürekli çelişkili açıklamalar yapmayı sürdüren Trump, İran’ın yeniden Boğaz’ı kapatmaya niyetlendiğini belirterek “Bize şantaj yapamazlar” dedi. Ancak Cumartesi ve Pazar günlerinde Trump'tan ve diğer üst düzey ABD'li yetkililerden sürece dair başka açıklama gelmedi. ABD yönetimi Boğaz ve ateşkes konusunda atacağı adıma karar vermek üzere gergin şekilde kafa yorarken, bir yandan da ABD’nin içindeki tepki çeşitli şekillerde kendisini hissetmeyi sürdürüyor. Cuma günü Dış İstihbarat Gözetim Kanunu’nun uzatılması teklifi, Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’den çok sayıda temsilcinin de teklife karşı çıkması nedeniyle reddedildi. Partiye hakimiyeti şimdiye kadar güçlü olan Trump’ın etki alanına ciddi bir çizik atılmasına yol açan kriz, kanunun Nisan ayı sonuna kadar uzatılmasıyla şimdilik iki hafta ertelendi. ABD kamuoyunda İsrail’e, savaşa ve ülkenin İsrail’le olan ilişkisine dair tepkiyse aynı şekilde devam ediyor. Bu tepkinin bir kısmı, İsrail’e karşı politik nitelikte. Hafta içinde İsrail’e silah satışının durdurulması teklifine Demokrat Parti’den 40 temsilcinin destek vermesi, bir sonraki seçimlerde kamuoyunun İsrail yanlısı siyasetçileri cezalandıracağı algısının giderek yayıldığını ortaya koydu. Cumartesi günü Axios’ta yayımlanan bir analizde “Netanyahu’nun politikaları, ABD’nin İsrail’e desteği noktasında bir kuşağın tamamen yitirilmesine yol açtı” görüşüne yer verilmesi, Beyaz Saray’ın da bu baskılar karşısında İsrail’e mesaj vermesi olarak görülebilir. Ancak tepkiler, siyasi alanla sınırlı değil. Küresel petrol fiyatlarının artışı, seçimdeki en büyük vaatlerinden biri benzin fiyatlarını düşürmek olan Trump’ın geniş ABD kamuoyu nezdinde hayat pahalılığı nedeniyle destek kaybetmesine de yol açıyor. Ateşkes ve Boğaz’ın açılması, bu nedenle Trump yönetiminin ilk hedeflerinden biri. Her ne kadar kendisi de petrol üreticisi olan ABD Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolü satın alan ülkelerden biri olmasa da, küresel petrol fiyatlarının artışı, ülkeye enflasyon olarak yansıyor. Kasım ayında ara seçimlere gidecek olan ülkede anketler, Trump’a desteğin giderek düştüğünü ortaya koyuyor. Ancak Reuters’ın bugün geçtiği habere göre esas olarak nükleer ve Hürmüz Boğazı’na odaklanan görüşmeler sürmekle birlikte, henüz anlamlı bir ilerleme kaydedilmiş değil. İki haftalık olarak bağlanan ateşkes, 22 Nisan Çarşamba günü sona erecek. Tüm bu belirsizliğin ortasında, Trump yönetimi bölgedeki askeri varlığını tahkim etmeyi sürdürüyor. Süregiden asker ve silah nakliyatı, kimi yorumcuların, ateşkesle vakit kazanan ABD ve İsrail’in İran’a karşı yeni bir saldırıya hazırlanmakta olduğu olasılığına dikkat çekiyor. İsrail ve Lübnan'da hükümetler baskı altında Savaşın diğer cephesi olan Lübnan’da da 10 günlük, tümüyle kırılgan bir ateşkes Perşembe günü yürürlüğe girdi. Fakat İsrail, ateşkese fiilen uymuyor ve saldırılarını sürdürüyor. İki ülkede de iç siyasette yoğun tartışma var. Lübnan’daki ateşkesi Trump yönetiminin İsrail’e adeta dayatması ve ardından Trump’ın “İsrail’in Lübnan’a hava saldırılarını sürdürmesini yasakladığını” söylemesi, Netanyahu’nun İsrail’deki savaş yanlısı kesimlerden yoğun tepki görmesine yol açtı. Beyaz Saray’a yakın Axios’un kulis haberine göre Trump’ın İsrail’e dünya kamuoyunun gözleri önünde doğrudan emir veren söz konusu paylaşımı, Netanyahu’yu şoke etti ve paniğe sevk etti. İsrail basını, bakanlar toplantısında da konunun ateşli bir tartışmaya yol açtığını yazdı. Aslına bakılırsa Perşembe günü varılan ateşkes anlaşması, İsrail’e gerekli gördüğünde ateşkes sürecinde de askeri operasyonlar yürütebilme hakkı veren üçüncü maddesi nedeniyle kağıt üstünde İsrail’in avantajına ve Lübnan’a teslimiyet dayatan bir metin. Fakat ateşkesin kendisinin İran’ın taviz vermemesi nedeniyle ABD baskısına İsrail’in direnememesi sonucunda imzalanmış olması, kağıt üzerindeki maddelerden bağımsız olarak İsrail açısından politik bir yenilgi olarak algılandı. Nitekim İranlı yetkililer de, Lübnan’daki Hizbullah ve diğer direniş güçleri de ateşkesi “başarı” olarak niteledi. Öte yandan, ateşkes başarı sayılsa dahi Hizbullah, Lübnan iç siyasetinde ateşkesi imzalayan hükümete yönelik sert bir eleştiri dalgası başlatmış durumda. Hükümetin İsrail karşısındaki işbirlikçi tavrını, Lübnan halkını korumaktan uzak durmasını ve Hizbullah'ı yasadışı ilan etme girişimlerini kınayan örgüt, haftasonu yaptığı açıklamada gerekirse doğrudan Lübnan iktidarına karşı mücadeleye girişilebileceği olasılığını ima etti. Ateşkes sürecinde Lübnanlı yetkililerin, on yıllardır savaş halinde bulunulan ve yasalarca "düşman devlet" olarak görüldüğü için doğrudan temas kurulması yasaklanan İsrail'le doğrudan temas kurması ve bu uzun soluklu teamülü ihlal etmesi, ABD'yi çok memnun etmesine rağmen ülkede tepki toplamıştı.
Go to News Site