Collector
Yasın susturulduğu yerde | Collector
Yasın susturulduğu yerde
soL Haber

Yasın susturulduğu yerde

Geçtiğimiz hafta bütün ülkeyi sarsan okul saldırılarının ardından, Kahramanmaraş Milli Eğitim Müdürlüğü’nün internet sitesinde, olaydan yaklaşık iki saat sonra MEB’in basın açıklaması yayımlandı. 1 On altı satırlık bu metnin dili, olayı duygusal ve politik yükünden arındırarak nötrleştiriyor. Sürecin takip edildiği, müdahalelerin yapıldığı, yetkililerin sahada olduğu belirtiliyor. Her şey kontrol altında. Bu, klasik bir devlet refleksi. Görünür olanı daraltan, sorumluluğu gizleyen bir dille duruma müdahale ediliyor. “Menfur saldırı”, “süreç hassasiyetle takip edilmektedir”, “gerekli müdahaleler yürütülmektedir” gibi ifadeler, olayı tamamen idari sürece indirgiyor. Olayın niteliği toplumsal mesele olmaktan çıkarılıp yönetilebilir bir vakaya dönüştürülüyor. Fail, bağlamından koparılmış tekil bir sapma gibi sunuluyor. Sorumluluk bireyde, sistem tartışma dışında. “Maarif camiamız” ve “millet” söylemi ise öğretmeni, öğrenciyi, okulun iç gerilimini siliyor. Herkesi aynı kelimenin içinde eritiyor. Acıyı ortaklaştırır gibi yapsa da sorumluluğu dağıtıyor. Metinde etkinin hareketlendiği yer, devletin sahneye çıktığı an. Sayın Bakan beraberindeki yetkililerle bölgeye gidiyor, dört başmüfettiş görevlendiriliyor, süreç takip ediliyor. Özne, devlet. Okullar kapatılmadı. 23 Nisan kutlamaları iptal edilmedi. Yas, kurumsal olarak tanınmadı. Mesaj açık: İnsanlar ölür, düzen devam eder. Bu, çocuklara verilen en sert derstir. Kutlamalar için “Çocukları üzmemek” gerekçesi burada perde işlevi görür. Oysa çocuklar söyleneni değil, gösterileni içselleştirir. Gösterilen son derece net: Acı kamusal değildir. Yas paylaşılmaz. Duygular düzenin dışında kalmalıdır. Duygunun değil, duygunun bastırılmasının pedagojisidir bu. Yas bastırıldı. Öfke yönsüz bırakıldı. Travma bireyselleştirildi. Toplumsal kırılmayı çocuklara gösterecek tek figür olan öğretmene yıllardır aynı şey öğütlenir: kurulu düzene müdahale etme, yorum yapma, akışı bozma. Asıl can yakıcı olan da etkisizleştirme operasyonunu öğretmenin içselleştirmesi. Mekanizmanın içeriden işlemesi. Geçtiğimiz hafta bunu gördük: Çağrı büyüktü, katılım düşüktü. Öğretmenlerin büyük bölümü, hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Şiddet, tanıkları değil, suskunları çoğaltır. Maruz kalan, korunmadığında yani yalnızlığa mahkûm edildiğinde, kişi, şiddetin kendisiyle birlikte onun yükünden doğan yarayı da taşır. Uğradığı saldırı benliğine sızar; hatıraları, ilişkileri, zamanı yeniden biçimlendirir. Yaşam, o anın etrafında daralmaya başlar. Eğitim emekçilerinin geri çekilişi sadece örgütsel değildir. Sürekli denetim, güvencesizlik ve baskı, özneyi kontrol mekanizmasını yöneten şiddet karşısında savunmasız bırakır. Meselenin özü, şiddetin ardından kurulan dil; onun nasıl adlandırıldığı, nasıl çerçevelendiği ve nasıl susturulduğudur. Bilerek yapılan büyük yanlışlara göz yuman suskunluğa müdahale etmeye çalışan eğitim emekçilerinin mücadelesine desteği bırakmamaktır. Görmezden gelinen yasın tanımını yapmak ve iyileştirici dili, söylemi bulmaktır. Bu bir çerçeveleme meselesidir. Hangi gerçekliğin görünür olacağına, hangisinin silineceğine dair siyasal bir tercih. Judith Butler’ın dediği gibi: “Yas tutulabilir olan, tanınabilir olandır. Tanınmayan kaybın yası tutulmaz.” MEB, okullarda konuşulacak konulara, derslerde işlenecek içeriklere yönelik yazılar gönderir sık sık. Sözgelimi, bu eğitim- öğretim yılının ilk haftası, “Yeşil Vatan-Benim Okulum Geleceğe Çare” etkinlikleriyle başladı. 8-12 Eylül arasında okul öncesinden liselere kadar bütün kademelere Temel Eğitim Genel Müdürlüğünün hazırladığı “Yeşil Vatan Tematik Takvimi Uygulama ve Yönetim Rehberi, Çevre ve İklim Okuryazarlığı Öğretmen Kılavuzları” gibi materyaller iletildi. Ramazan etkinlikleri de bu örüntünün bir parçasıydı. Acil eyleme geçilmesi gereken böylesine önemli bir konuda yazı gönderilmedi okullara. Oysa şiddet her geçen gün derinleşiyor; farklı biçimlerde toplumun hücrelerine sızıyor. İnsan haklarından yana birleştirici bir dil kurulmadığında üretilen sessizlik, şiddeti doğuran bir norma dönüşüyor. Sinsi şiddet tam burada başlıyor: rızayla. Suskunluğun reddeden sözle kırılacak bu. Şiddeti yukarıdan aşağıya doğru işleyen bir mekanizma olmaktan çıkardığımızda. 1 kmaras.meb.gov.tr/www/basin-aciklamasi/içerik/4398/tr İl Milli Eğitim Müdürlüğünün ana sayfasında yer alan basın açıklamasının ardından “Robotik ve Teknoloji Festivali” başvuru duyurusuna, 15 Temmuz Şehitler Proje İmam Hatip Ortaokulu’nun “Genç Sadâ Hafızlar Yarışması Bölge Finali” haberine yer veriyor. Yıllardır televizyon haberciliğinde yapıldığı gibi. Şiddet haberlerinin ardından onu yatıştıracak içeriklerin sunulması gibi. Aradaki fark, artık hangi kitlenin ikna edilmeye çalışıldığını ve kimlerin dışarıda bırakıldığını gösteriyor.

Go to News Site