Collector
Devrim, gazetecilik ve muhalefet | Collector
Devrim, gazetecilik ve muhalefet
soL Haber

Devrim, gazetecilik ve muhalefet

Nedendir bilinmez, belki de başkası adına utanma duygusundandır, beş sene önce Florida’da Donald Trump’ın başrolünü oynadığı plattist 1 seçim gösterisinde şahit olduğum görüntüler ve tuttuğum notlar hafızamdan silinmiyor. Başrol Trump’ındı; perde arkasında ise, o günden bu yana Trump’ın Küba’ya yönelik takıntılı saldırılarını destekleyip körükleyen Kübalılardan oluşan utanç verici bir set ekibi vardı. Yedi düvel tarafından maaşa bağlanan bu kişilerin, en yakın akrabalarının bile hakkında iyi konuşmadığı bir devlet başkanına şirin görünmek için köle edasıyla, komik İngilizceleriyle konuşup çaba sarf etmeleri insanın gerçekten içini acıtıyordu. Kendi ülkelerine, ülkelerinin liderlerine ve Küba kurumlarına her türlü çamuru atarken, imparatorun kendisi onları uzaktan izlemekle yetiniyordu. Ulusal kimliğin ve siyasal tanımların henüz yoğun bir kafa karışıklığı sisinde belirsizleştiği dönemlerde bile, öncü yurtseverler filizlenmekte olan Küba bağımsızlıkçılığına böylesi bir yüzsüzlükle sırtlarını dönmezlerdi. Bu tutumların, José Martí’nin Küba’yı sevdiği aynı şefkatle Küba’yı seven herkes üzerinde bıraktığı duygu şudur: Doral Jesús Worship Center kilisesinin şüpheli “göksel” çatıları altında toplananlar, aslında seçmenleri mideye indirmek üzere tasarlanmış, çift başına 580 bin dolarlık pahalı bir yemeğin yalnızca ilk lokmasından ibaretti. Bu yemeğin amacı ise, milyarderin Beyaz Saray’daki iktidarlarını koruyarak dünyayı hâlihazırda içinde bulunduğu etik, ahlaki ve uygarlık krizinde bir çöküşe doğru taşımasıydı. Söz konusu etkinliğin siyasal bayağılığı ve sığlığı, harika bir zamanlamayla, bizimki gibi bir ulusta hafıza yitiminin ne denli ciddi tehlikeler barındırdığını bir kez daha hatırlattı. Dahası, ulusal özgürlük düşleri açısından daha da affedilmez bir gerçeği açığa çıkardı: Bencillik ya da kirli çıkarlar, saflık, cehalet ya da açık manipülasyon yüzünden, hele ki bugün Beyaz Saray’ı yöneten böylesi bir şahıs varken, ABD’nin “iyi komşuluk” 2 masalıyla bir ülke projesi kurulabileceğini sananların varlığı idi. O hazin sahne, José Martí’nin 14 Mart 1892 Cumartesi akşamı alacakaranlıkta yaşadığı heyecanla karşılaştırılabilir: O an, henüz taze mürekkebin lekeleriyle kaplı ellerinde, basılı sayfanın sıcaklığı ruhunu sevinçle doldururken, Marti Patria ( Vatan ) gazetesinin ilk sayısını tutuyordu. O’nun ve devrimci fikirlerle dolu o “müsrif evladın” doğumuna eşlik eden ekibin inancı öylesine büyüktü ki, paketler dağıtıma hazır hâle gelmeden kimse ne çekilip gider ne de dinlenirdi. Havari ( El Apóstol ) 3 , sağlığını riske atma pahasına, New York’un soğuk gecelerinde yoldaşlarıyla birlikte yükleri omuzlardı. Gazete henüz sancılı bir özlemden ibaretken verilen bu etik ders, aradan bunca yıl geçtikten sonra, bugün yabancı kaynaklardan gelen şaibeli finansmanları kabul eden, bunu da türlü gerekçelerle aklamaya çalışan ve yalnızca “Küba’nın kendi kendini kurtarmadaki yetersizliğini” yaymayı amaçlayan platformları kuranlar tarafından açıkça çiğneniyor. Martí, yazar dostu Gonzalo de Quesada’ya gönderdiği bir mektupta şöyle yazar: “Eğer düşünce tarzımı açıktan ya da gizlice bütünüyle paylaşmayanlardan yardım kabul etmeye razı olabilseydim, benim öngörü ve sevgimde yekpare olan Küba ve Bizim Amerikamız için çıkaracağımız gazete çoktan çıkmış olurdu.” Martí’nin ideallerini yalnızca yüzeysel olarak inceleyenler değil; kimi zaman bencil çıkarlar ya da boş propaganda temelinde tekrarlayarak da olsa benimsemiş olanlar da iyi bilir ki José Martí, düşünce ve eylem özgürlüğünün ancak ekonomik bağımsızlıkla güvence altına alınabileceğine inanıyordu. Küba’nın bağımsızlık davası, özellikle ilhakçı niyetlerinden büyük kaygı duyduğu ABD gibi bir yabancı hükümetten mali destek kabul edecek olsaydı, borçlanmış olur ve dolayısıyla bağımlı hâle gelirdi. Ulusal kahramanımız Marti’ye göre, ezenlerin çıkarları ve buyurgan alışkanlıklarının karşısında yer alan bir düzeni sağlamlaştırmak için ezilenlerle ortak bir dava etrafında birleşmek gerekiyordu. Bu yaklaşım, onun yeni bir baskıcı güce dönüşebilecek bir devletin yardımını kesinlikle reddetmesini gerektiren etik anlayışının temel dayanaklarından birini oluşturuyordu. Patria gazetesinin finansmanının başlıca kaynağının Tampa, Key West (Cayo Hueso) ve New York’ta yaşayan Kübalı tütün işçileri ile diğer emekçilerin katkıları olduğu yaygın olarak bilinir ve sıkça vurgulanır. Martí, bunda bir hayırseverlik değil, bir halkın kendi özgürlüğü için bilinçli katkısını görüyordu. Bu tutum, davanın saflığını koruyan temel bir ilkeydi. Bu nedenle, kendilerinin “bağımsız gazetecilik” yaptıklarını söyleyen ve Küba’da özel basını savunanları okurken ya da dinlerken insanın içi ister istemez sızlıyor. Çünkü bu kişiler, utanç verici bir gururla ABD’nin bazı ajansları tarafından fonlandıklarını dört bir yana ilan ediyorlar. Üstelik bu ajanslar, araştırmalarla açık bir şekilde ortaya konduğu üzere, CIA ve diğer kurumların küresel hegemonya projeleri için kullandıkları, istedikleri hükümetleri kurup devirmekten başka bir işlevi olmayan paravan yapılardır. Bu özel medya organlarının azımsanmayacak bir bölümü ya da onların başlıca yöneticileri, Devrim’in medya organlarının yetersizlikleri ya da verimsizliğine karşı bir denge unsuru olarak kendilerini sunmakla işe başladı. Rejim değişikliğini hedefleyen yankee projelerinden uzak durduklarını iddia ediyor, bu amaçla kendilerine yönlendirilen yabancı finansmanı ve diğer destekleri aldıklarını kabul etmeyi reddediyorlardı. Hatta bazıları, fonların kullanımında “temiz” ve “şeffaf” olduklarını takipçilerine göstermek için özel alanlar dahi oluşturdu. Siyasal maskelerin düşmesi Son yıllarda, bu platformlardan en az ikisi, benzer tonlarla ve açık biçimde yalnızca gerçek amaçlarını değil, finansman kaynaklarını da kamuoyu önünde kabul etmek durumunda kaldı. Bunu ilk yapan El Estornudo oldu. Son günlerde ise artık açıkça karşıdevrimci bir çizgide duran El Toque, Küba’nın elindeki kanıtlar ve yaptığı baskılar sonucunda ABD hükümetinin teşvik ettiği ekonomik istikrarsızlaştırma saldırılarına hizmet ettiğini itiraf etti. Nitekim José Jasán Nieves Cárdenas 4 bunu şöyle dile getirdi: “İlgilenen herkese: Siyasal angajmanımı gizlemiyorum; ne muğlaklığa, ne eşit mesafeciliğe ne de sözde analitizme oynuyorum… Küba’daki ‘diktatörlüğün’ sona ermesini istiyorum… Mevcut siyasal rejimi değiştirmek, memleketime demokrasi, adalet ve refah getirmek için çalışıyorum. Bu amaçla, hedeflerimi paylaşan ya da en azından benimle birlikte işe yarar bir şey inşa etmek isteyen herkesle iş birliği yapıyorum. Elbette Castroculuğa, orduya ya da Komünist Parti’ye hizmet etmek için değil!” Bu teşhirden beklenen ekonomik, siyasal ve toplumsal açıdan önemli sonuçlar arasında ilk sıraya yazılabilecek olan tam da bu itiraftır. Kanıtların yarattığı baskı, onların nihayet politik maskelerinin düşmesini sağladı. Yine de temkinli olmak gerekir; zira her zaman böyle açık itiraflar gelmez. Aynı hedefler doğrultusunda çalışıldığı hâlde, kimi zaman bilinçli olarak, kimi zaman ise safça ya da masumiyetle bu hedeflere hizmet edilebilir. Nitekim bu “filmin” senaryosu, bir süre önce Temas dergisine verdiğim röportajda da söylediğim gibi, kitap fuarlarımızdan birinde tanıtılan ve İngiliz gazeteci Frances Stonor Saunders’ın kaleme aldığı CIA ve Kültürel Soğuk Savaş adlı kitapta ustaca anlatılmıştır. Kitapta, Batı’da düşünce özgürlüğünün en ateşli savunucularından bazıları (George Orwell, Bertrand Russell, Jean-Paul Sartre ve Arthur Schlesinger Jr. gibi isimler) ile eski sosyalist ülkelerin tanınmış entelektüellerinin, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde Amerikan gizli servisinin sıradan araçlarına nasıl dönüştükleri gözler önüne serilmektedir. Küba’da komünizme karşı yürütülen “yıkıcı faaliyetler” için ayrılan paralar kimi zaman açıkça ilan edilebilmekte, kimi zaman da çok çeşitli ve örtülü kanallar aracılığıyla ülkeye ulaşmaktadır. Her ne kadar bunu kabullenmekte zorlananlar, hatta bütünüyle reddedenler olsa da, bu fonlar her zaman doğrudan Amerikalıların ve onların ajanslarının ceplerinden çıkmamaktadır. Küba’yla ilgili dikkat çekici bir örnek 1998 yılında yaşandı. 1985’te kurulan Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 5 kurucusu ve o dönemdeki genel sekreteri Robert Ménard, ülkede olup bitenler hakkında yazmaları için gazeteciler bulmak amacıyla Havana’ya gitti. Ne var ki gazeteci Santiago Mayor’un América Latina en Movimiento sitesinde aktardığına göre, Ménard’ın şansı pek yaver gitmedi; çünkü ilk teması, yıllar boyunca sözde “muhalefet” içinde sızmış durumda bulunan ve aynı zamanda meslektaşımız olan Küba Devlet Güvenliği ajanı Néstor Baguer’den başkası değildi. Büyük Antiller’de büyük yankı uyandıran bu olayın, yani bu ajanların deşifre edilmesinin ardından Baguer, “son derece tarafsız” Ménard’ın kendisine yalnızca Küba hükümeti aleyhine yazdığı yazılar için ödeme teklif etmekle kalmadığını, aynı zamanda yıllar boyunca “son derece bağımsız” gazeteciliği için para ve malzeme gönderdiğini anlattı. Santiago Mayor’un aktardığına göre, böylece örgütün başlangıçtaki amacı da açıkça çiğnenmiş oluyordu. Zira kuruluş, ilk başta sözde alternatif gazetecilik biçimlerini teşvik etmeyi, zengin ülkelerdeki basının sapmalarını ve diğer ülkelerde basın özgürlüğüne yönelik saldırıları görünür kılmayı hedefliyor gibiydi; nitekim bunu derneğin ilk başkanı Jean-Claude Guillebaud da böyle tanımlamıştı. Aynı köşe yazarı, örgütün geçen yüzyılın 1990’lı yıllarında temsil ettiği gerçek çıkarları giderek daha açık biçimde sergilemeye başladığını da anlatır. Ménard, Kolombiyalı gazeteci Hernando Calvo Ospina ile yaptığı ve Ocean Press tarafından 2000 yılında yayımlanan Sürgündeki Küba Hareketi başlıklı söyleşide, Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Eylül 1995’ten itibaren Küba’daki “muhalifleri” desteklediğini bizzat kabul etmiştir: “Bir başka yıkıcı faaliyet hattı ise liderliklerin keşfedilmesi ve özellikle genç öğretim üyeleri ile Gazetecilik bölümü öğrencileri arasında bursların teşvik edilmesidir. Bu sürecin nihai aşaması, rejim değişikliği stratejisine hizmet edecek iletişim projelerinin hayata geçirilmesidir.” Yukarıda sayılanlar, Fidel’in “sakallılarının” 6 Sierra Maestra’da olduğu günlerden başlayarak yazılan son bölümlerden yalnızca birkaçıdır. Bu çizgi; öncülerden biri olan Radio Swan’dan, Radio ve TV Martí’ye ve Küba Devrimi’nin düşüşünü engellemek ya da hızlandırmak amacıyla yürütülen, kimi açık kimi örtülü diğer girişimlere kadar uzanmıştır. Yıkıcı faaliyetlere karşı kendi dönüşümümüz Devrim’in kamusal basınına, siyasal ve kitlesel örgütlerine karşı özel bir medya ekosistemi kurmayı hedefleyen karşıdevrimci çizgiye karşı bizi gerçekten bağışık kılabilecek tek şey, dönüştürülmesi gerekenin dönüştürülmesini teşvik etmektir. Bu alanlarda bir başka büyük ilham kaynağı ve yol gösterici olarak Ordu Generali Raúl Castro Ruz’un, Küba Gazeteciler Birliği’nin kongrelerinden birinde Gutenberg’den bile eski olarak nitelediği sorunlar birikmiştir. Buna, yeni teknolojilerin sunduğu olanakların sahiplenilmesi ya da sahiplenilememesiyle bağlantılı daha yeni sorunlar da eklenmektedir. Bu dönüşüm doğrultusunda bugün 40 medya organı ön saflarda ilerlemektedir. Mesele, Küba’nın özgün koşullarında sosyalist inşanın yarattığı çelişkilere ulusal çözümler bulmakla birlikte; özellikle toplumun genç kesimlerinde kafa karışıklığına ve hatta hatalı kararlara yol açan, kimi gençlerin de bugün gördüğümüz üzere emperyal politikalara hizalanmasıyla sonuçlanan süreçlerin önüne geçebilmektir. Raúl, basının işleyişine dair bu eleştirel değerlendirmeyi Komünist Parti’nin art arda yapılan üç kongresinde ve Gazeteciler Birliği’nin 1. Ulusal Konferansı’nda dile getirmiştir. Tam da bu sebeplerden dolayı harekete geçmemek sorumsuzluk olur. Bunun da ötesinde, Devrim’in temsil ettiği toplumsal adalet ve ulusal bağımsızlık projesinin kaderini belirleyen böylesine karmaşık bir olgunun gerektirdiği bütüncül ve sistemik yaklaşımla harekete geçmek zorunludur. Unutmamalıyız ki, kamusal medya ile siyasal ve kitlesel örgütlerin oluşturduğu son derece önemli iletişim sütunu bu tür çatlaklar sergilerken, bunların karşısına Amerika Birleşik Devletleri’nden ve küresel sağdan gelen milyonlarca dolarlık fonlarla desteklenen karşıdevrimci bir medya ekosistemi ve son derece sofistike medya zehirleme laboratuvarları çıkarılmaktadır. Bunlar da Raúl tarafından 8. Kongre’deki temel değerlendirmesinde son derece açık biçimde teşhir edilmiştir. Bu durumda biz, bir basın sistemi olarak iki yönlü bir meydan okumayla karşı karşıyayız: 20. yüzyılın basın ve kamusal iletişim modelinin sürükleyip getirdiği yapısal borçları kapatmak ve onu sözde yakınsama çağıyla eşzamanlı hâle getirmek. Bu doğrultuda, sanal ağlarda davalarımızı nasıl savunduğumuz konusunda kimi zaman eleştirel de olsa dava kardeşimiz olarak bizi takdir eden Şilili uzman Pedro Santander’in de vurguladığı gibi; organik, etkin ve çoklu platform mantığıyla hareket eden devrimci dijital birliği teşvik etmeyi sürdürmeliyiz. Manipülasyonla mücadele etmek için dijital ve analog dünya arasında, geleneksel ve dijital medya ile sözcüleri arasında sistemik bir karşılık oluşturmak; asimetriye rağmen kendi iletişim gücünü yaratmak; asimetrik bir senaryo çerçevesinde sezgi ve operasyonel isabetle niceliksel değişkenlerden çok niteliksel değişkenlere yatırım yapmak; mizahi yaratıcılığı geliştirmek gereklidir. Mühim bilim insanı Agustín Lage Dávila’nın savunduğu gibi, yalnızca profesyoneller yetiştirmeye değil, aynı zamanda profesyonelleşmiş yeni tip bir gazetecilik örgütü yaratmaya da acilen ihtiyaç duymaktayız. Bu akıcılık, doğallık, zamanlama becerisi, derinlik ve zarafet; her ne kadar herkes için olmasa da basınımızın ve iletişim sistemimizin birçok sorununa bir tür çare olabilir. Zira her ikisi de başka yapısal çözümlere ve yenilenmiş siyasal yaklaşımlara acilen ihtiyaç duymaktadır. Raúl’un, Martíci tek parti seçeneği içinde toplumumuzda en geniş demokrasinin geliştirilmesi olarak adlandırdığı şey; sorumlulukla ve bu çabadaki en sıkı doğruluk ilkesiyle, doğal bir olgu olarak fikir ayrılığının teşvik edilmesidir. Bu, sansasyon ve yalanla dolu burjuva tarzında değil; kanıtlanmış nesnellik ve gereksiz gizlilikten arınmış bir anlayışla yapılmalıdır. Sembollerimizi, hatta kelimelerin anlamlarını dahi bizden koparmaya çalışanlara karşı; Juventud Rebelde 7 gazetesinin 13 Mart 1999’da, Küba gençliğinin cesaretini, başkaldırısını ve gözü karalığını anımsatan bir günde günlük yayınına dönüşü vesilesiyle yayımlanan başyazısının çağırdığı gibi hareket etmeliyiz: “Bu gazete muhalifti ve muhalif olacaktır. Geçmişinden utananlara, 30 yeşil paraya 8 kendini satanlara, kuzeyden gelen havanın kendilerini kutsaması için diz çöken aşağılayıcı bir konumu benimseyenlere karşı muhalefet etmek ahlaki ve yurtsever bir görevimizdir. Bizler düşlerimize inanmayanlara, konformistlere ve yozlaşmışlara karşı muhalifiz.” Söz konusu başyazıda, günlük yayına dönüşün bağımsız bir gazete olarak değil; tarihimize, halkımıza, en sahici ve geçerli geleneklerimize ve Devrimimize büyük bir bağlılık olarak gerçekleştiği de ifade edilmiştir: “Fiziksel ve zihinsel tembellere, kayıtsız ve özensizlere, kötümserlere ve yenilmişlere karşı bir başkaldırıyla geri dönüyoruz.” Ve Juventud Rebelde gibi, bütün basınımız da dönecek… Yazar : Ricardo Ronquillo Yayınlandığı Yer: Juventud Rebelde Yayın Tarihi: 23.11.2025 Çeviri: İlhan Şendil "Küba Gerçeği", 2023 Şubat ayında Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) girişimiyle başlatılan bir yayın. Küba'da siyaset, ekonomi, yaşam, kültür gibi konularda Kübalı yazarların ürettiği makalelerin çevirilerini yayımlayan Küba Gerçeği'nde çıkan makaleler soL'da paylaşılıyor. 1 Platt Değişikliği, İspanyol-Amerikan Savaşı'nın ardından ABD ile Küba arasındaki ilişkiyi tanımlayan 1901 Ordu Ödenekleri Yasası'nın bir parçası olarak yürürlüğe konan ABD yasasıydı. 2 Dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt'in başkanlığı sırasında Latin Amerika'ya yönelik dış politikasıydı. 3 José Martí, “Küba Bağımsızlığının Havarisi” olarak da anılır. 4 El Toque'nin genel yayın yönetmeni. 5 Reporteros sin Fronteras (RSF), Paris kökenli, basın özgürlüğünü savunan uluslararası bir sivil toplum kuruluşudur. Robert Ménard, Rony Brauman ve gazeteci Jean-Claude Guillebaud tarafından 1985 yılında kuruldu. 6 Los barbudos (sakallılar), Kübalı devrimcilerin lakabıdır. 7 Küba Genç Komünistler Birliği'nin gazetesidir. 8 Dolar kastediliyor.

Go to News Site