Collector
Kârı maden şirketine, zehir ve yoksulluk köylüye | Collector
Kârı maden şirketine, zehir ve yoksulluk köylüye
BirGün Gazetesi

Kârı maden şirketine, zehir ve yoksulluk köylüye

Kırsal alanlar AKP hükümetleri döneminde kuşkusuz en ağır tahribata uğrayan, sermayenin pervasız mülksüzleştirme hamlelerine tabi tutulan sahaların başında geldi. Kır emekçilerinin, topraktan geçinenlerin, nesillerdir bu bölgelerde yaşamı yeşertenlerin kendi hayatları ve çevreleri üzerindeki söz hakkı günden güne eridi. Kırsal, artık bir yaşam alanı değil, sermayenin her köşesini didiklediği, sayısız ihale ve ruhsatlandırma süreciyle pazar malı haline getirdiği açık bir şantiye alanı. Doğrudan köylünün üretim biçimini, yaşam kültürünü ve ekosistemi hedef alan bu saldırılar hep istihdam vb. kılıflarla sunulduysa da sonuçta bugün gelinen noktada, tarımsal ve ekolojik geleceğe olan güven, yerini ülkeyi bir uçtan diğerine saran derin bir kaygı ve öfkeye bırakmış durumda. Nitekim ülkenin haritasına baktığımızda tehdit altında olmayan tek bir vadi, iş makinelerinin girmeye çalışmadığı tek bir ormanın neredeyse kalmadığını görüyoruz. Edirne’den Kars’a, Muğla’dan Artvin’e kadar pek çok alan acele kamulaştırmalar, kağıt üzerinde hazırlanan "ÇED gerekli değildir" raporları ve yukarıdan dayatılan kararlarla uzun süreli bir mülksüzleştirme sürecine mahkûm edilmiş durumda. Henüz karara bağlanmamış, projeler de cabası. Mesele sadece bir doğa tahribatı da değil. Aynı zamanda emeğin ve doğanın, tarihsel, kültürel ve ekolojik birikimlerinden arındırılarak iradesizleştirilmesidir. ∗∗∗ Bu kuşatmanın bugün şiddetle hissedildiği yerlerden biri de Karadeniz. Son günlerde özellikle de Giresun ve Ordu hattı... Bölge halkının en temel geçim kaynağı olan fındık bahçeleri, bugün devasa maden ruhsatlarının kıskacına alınmış durumda. Rakamlar ürkütücü. Giresun’un yüzölçümünün yaklaşık yüzde 85’inin, Ordu’nun ise yüzde 74’ünün maden sahası ilan edildiği ifade ediliyor. Bu ölçek bölgenin sermaye birikimi için ayrılmış dev bir hammadde deposu olarak görüldüğünün yadsınamaz kanıtıdır. Karadenizliye biçilen rol artık üreticilik değil, maden işçiliği ya da mülksüz bir göçerlik. Öte yandan elbette Karadeniz bu maden ihaleleriyle bir gecede karşı karşıya kalmadı. Bugün yaşananlar, yıllardır ilmek ilmek örülen kırsalın sermayeye transferi politikalarının son aşamasıdır. Fındık piyasasının küresel tekellere teslim edilmesiyle başlayan süreç, bölgedeki üretim ve karar mekanizmalarının yerel halktan bütünüyle arındırılması, coğrafyanın bir yaşam alanı olmaktan çıkarılıp küresel sermayenin operasyon sahasına dönüştürülmesiyle derinleşti. Hafta sonu Giresun Tirebolu’da yapılan mitingde kürsüde köylü de şöyle ifade ediyordu bunu: "Fındığın fiyatını 170 liraya çekmelerindeki amaç belli oldu. Giresunlu fındık para etmiyor, fındık ekip biçmeyecek, bu topraklardan çıkıp çekip gidecek.” ve ekliyor: “Yok öyle bir şey. Biz buradayık! bi yere gitmiyok! Havamızı, suyumuzu, toprağımızı, otumuzu, yaprağımızı, pancarımızı bırakıp hiç bi yere gitmiyok!” Bir yanda yüzyıllardır bu topraklarda fındığıyla, suyuyla, yaylasıyla var olan bir halk, diğer yanda ise kâr hırsıyla mahkeme kararlarını bile hiçe sayan şirketler var. Sekü Köyü’nde de Giresun İdare Mahkemesi’nin verdiği yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen, şirketler jandarma koruması eşliğinde köye girmeye çalışıyordu. Sermaye fındığı Şili’den, altını ve bentoniti Karadeniz’den almayı; bunu yaparken kârı hanesine yazıp, zehri ve yoksulluğu köylüye bırakmayı seçmiş görünüyor. ∗∗∗ Bu manzara karşısında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sessizliği ise her geçen gün daha da dikkat çekici hale geliyor. Bakanlık adeta kafasını öte yana çevirmiş, kendisiyle alakası yokmuş gibi hiç oralı olmuyor. Üretimi planlamak, çiftçinin toprağında kalmasını sağlamakla yükümlü olan bir kurum, nasıl olur da binlerce hektarlık tarım ve orman arazisinin maden şirketlerine peşkeş çekilmesine tek kelime etmez? Bakanlığın hepimize, ama en başta da alın teriyle geçinen bu üreticiye ciddi bir açıklama borcu var. Fakat tüm bu karanlık tabloya rağmen, bu iradesizleştirme girişimleri halkın inadına çarparak dağılmaya mahkûm. Sadece son birkaç haftaya baksak bile bu iradenin kırılmazlığını görebiliriz. Eskişehir’den Giresun’a, Ordu’dan Bergama’ya, Akbelen’den Finike’ye kadar memleketin onlarca noktasında köyler, milli parklar ve bahçeler için sokakları dolduranlar; bu kuşatma dalgasını durduracak olan asıl gücün ne olduğunu gösteriyor. Köylü; emeğini, fındığını, suyunu ve ormanını şirketlerin insafına terk etmeyeceğini artık defaaten ilan etti. Bu direniş, toprağı sadece bir kâr aracı olarak gören her türlü kuşatmayı, halkın ortak yaşam iradesiyle eninde sonunda boşa çıkaracaktır.

Go to News Site