BirGün Gazetesi
GÜNDEMAR Araştırma’nın, 21-24 Ocak 2026 tarihleri arasında 60 ilde 2 bin 255 kişiyle gerçekleştirdiği Türkiye Gündemi Araştırması verilerine göre, toplumun yüzde 92’si gençler arasında suç ve şiddet eğiliminin arttığını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 77’sine göre Türkiye’de gençler geleceğe umutla bakmıyor ve yüzde 59’u da gençlerdeki bu umutsuzluğun en çok suç ve şiddet eğilimini artıracağı konusunda endişeli. “Son bir yıl içinde yaşadığınız çevrede suç olaylarının nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz?” sorusunu katılımcıların yüzde 79’u suç olaylarının arttığını söyleyerek cevaplamış. Yüzde 70’i devletin suç ve şiddetle mücadele önlemlerini yetersiz bulduğunu belirtmiş. Katılımcıların yüzde 85’i ise suç işleyenlerin yeterince cezalandırılmadığı görüşünde. *** Bunlar, gençlik ve şiddet sarmalına dair alarm niteliğinde veriler! Toplumun %92 gibi ezici bir çoğunluğunun gençler arasında suç eğiliminin arttığını düşünmesi, algının ötesinde; sokaklara, mahalle aralarına ve ne yazık ki okullara kadar sızan somut bir gerçekliğin yansıması. Özellikle son dönemde yoğunlaşan çeteleşme faaliyetleri, lise çağındaki gençlerin suç örgütlerinin radarına girmesi ve buna paralel olarak artan akran zorbalığı güvenlik kaygılarını zirveye taşımıştı. Daha geçen ay, İstanbul Çekmeköy’de yaşanan öğretmen Fatma Nur Çelik cinayeti kamuoyunda büyük bir öfkeye yol açmış ve eğitim sendikaları, "Eğitimde Şiddet Yasası"nın uygulanması talebiyle ülke genelinde iş bırakma eylemleri düzenlemişti. Lise öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülen Çelik’in, geçen yıl yaşanan başka bir saldırı olayının ardından "Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz” diyerek endişesini dile getirdiği ortaya çıkmıştı. *** Geçen hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen acı haberler bu şiddet sarmalının ne yazık ki artarak devam ettiğini gösterdi. Ortaokul ve lise öğrencisi iki çocuk, silahlarla okullarını basıp onlarca kişiyi yaraladı, biri öğretmen dokuz çocuğu öldürdü. Toplum büyük keder, telaş ve korku içinde. Buna karşın iktidarın eğitim politikası uzunca bir süredir, akademik başarıdan ziyade ideolojik bir dönüşüme odaklanmış durumda. Dolayısıyla, okulların güvenliği, öğretmenlerin ve öğrencilerin can sağlığı ve gençlerin artan suç eğilimi gibi hayati meseleler, bu ideolojik dönüşümün gölgesinde kaldı. *** Diğer yandan, ülkeyi yoksulluğa sürükleyen ekonomik tercihlerin, gençleri sosyal izolasyona ittiği ve dijital dünyada geçirilen zamanı dramatik şekilde artırdığı pek çok kez dile getirilmiş ve bunun sakıncalarına dikkat çekilmişti. TÜİK’in 20 Nisan’da açıkladığı "İstatistiklerle Çocuk - 2025" verilerine göre, Türkiye'de 0-17 yaş grubundaki çocukların %36,8'i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Bu oran, neredeyse her üç çocuktan birinin temel ihtiyaçlara erişimde ciddi zorluklar yaşadığını gösteriyor. *** Devlet en temel sorumluluğu olan "yaşatma" ve "besleme" görevini dahi yerine getiremiyor. Her gün öğün atlamak zorunda kalan, günlük sebze ve meyve tüketemeyen, haftada bir kez bile proteinli gıdaya ulaşamayan çocuk sayısı milyonları aşmış vaziyette. Bu vahim tabloya bir de çocukların bilişsel gelişimini olumsuz etkileyen kurşun zehirlenmesi eklendi! Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV), Dr. Bülent Şık tarafından hazırlanan “Kurşuna Karşı Bir Öğün: Çocukları Gelişim Bozucu Toksik Maddelerden Korumak ve Eğitim Adaletini Güçlendirmek” raporunu geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaştı. Dr. Şık, çocukların toksik kimyasallara yetişkinlerden çok daha ağır biçimde maruz kaldığına, özellikle kurşun maruziyetinin zararsız bir düzeyinin olmadığına dikkat çekiyor. *** Bu rapor, çocuklarda güvenli bir alt sınırı bulunmayan kurşun maruziyetini yalnızca tıbbi bir sorun değil, yoksulluk ve gıda güvencesizliğiyle beslenen sistematik bir 'yavaş şiddet' biçimi olarak ele alıyor. Kurşunun beyin gelişiminde yarattığı kalıcı hasarların özellikle beslenme yetersizliği çeken yoksul çocuklarda emilimi artırdığını vurgulayan çalışma; çözümün bireysel çabalardan ziyade, devletin "yaşatma ve besleme" sorumluluğu kapsamında şekillenmesi gerektiğini savunuyor. Bu doğrultuda rapor, okul ortamlarında sunulacak ücretsiz bir öğün yemeği sadece bir sosyal yardım değil, aynı zamanda kurşun zehirlenmesine karşı koruyucu bir halk sağlığı kalkanı ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlayan temel bir kamusal politika aracı olarak konumlandırarak, Türkiye'de acilen ulusal bir kan kurşun izleme sistemi ve ihtiyatlılık ilkesine dayalı denetim mekanizmalarının kurulması çağrısında bulunuyor. *** Türkiye’de çocuklar ve gençler; bir yandan sokaklardan okullara taşınan kontrolsüz bir şiddet sarmalının içinde hayatta kalmaya çalışırken, diğer yandan sistemli geleceksizliğe, derin yoksulluğa ve sosyal izolasyona mahkûm ediliyor. Ekonomik krizin yarattığı imkansızlıklar gençleri sosyalleşemeyen, topluma ve okula yabancılaşan, dijital yalnızlığa sığınmış kırılgan bireylere dönüştürüyor. Kadına ve hayvana yönelik şiddetin kanıksandığı bu huzursuz iklimde; gençler ya şiddetin mağduru oluyor ya da umutsuzluğun itkisiyle bizzat şiddetin öznesi haline getiriliyor. Bununla birlikte, en temel insani hak olan "beslenme" bile artık bir lüks. Milyonlarca çocuk proteinli gıdaya ulaşamadığı gibi toksik kirlilik sebebiyle fiziksel ve bilişsel gelişimleri zarar görüyor. *** Tüm bu devasa felaketler zinciri gözümüzün önünde yaşanırken, Milli Eğitim Bakanlığı bu gerçek sorunlara neşter vurmak yerine, ideolojik dayatmalarla laik ve bilimsel eğitimle kavga etmeyi asli görevi sayıyor. Sonuç olarak; bir ülke, çocuklarını ve gençlerini göz göre göre kaybediyor. Eğer rotamızı yeniden bilime ve liyakate kırmazsak, kayıp bir nesilden çok daha fazlasını; bu ülkenin ayakta kalma gücünü yitireceğiz.
Go to News Site