Collector
Oyun alanlarının iktidarı: Zorbalığın kökleri ve 'hayır' demenin gücü | Collector
Oyun alanlarının iktidarı: Zorbalığın kökleri ve 'hayır' demenin gücü
soL Haber

Oyun alanlarının iktidarı: Zorbalığın kökleri ve 'hayır' demenin gücü

Oyun alanları, yetişkin dünyasının küçük çaplı bir provasını andırmaktadır. Toplumdaki güç dengeleri, tahakküm biçimleri, sınıf ayrımı ve dışlanma pratikleri; bir oyun alanındaki salıncak sırası ya da gölgelik bir bankı kapma yarışı üzerinden her an yeniden üretilir. Lisen Adbåge’nin Karar Verenler adlı kitabı, merceğini tam da bu gündelik hiyerarşiye yöneltiyor. Eser bir yandan zorbalığı merkezine alırken, diğer yandan tahakküme karşı direniş pratiğine de ışık tutuyor. Kitapta dünya, en başından ikiye ayrılmış durumda: Onlar “ Karar Verenler ” ve Biz “ Dışlananlar ” Karar Verenler, bahçenin mutlak hâkimi olduklarını ilan eden küçük bir azınlıktır. Oyun alanındaki kuralları onlar koyar, mekânın nasıl kullanılacağını onlar dikte eder. Biz "Dışlananlar" ise kendi hâlimizde oyun oynamak isteyen çoğunluğuzdur. Gidip salıncaklarda oynarız örneğin. Sırayla biner, birbirimizi sallar, neşeyle vakit geçiririz. Sonra onlar, Karar Verenler gelir. Salıncağı sadece elimizden almakla kalmaz, nasıl sallanmamız gerektiğini de onlar belirler: " Daha yükseğe! " Salıncaklardan kovulan bizler, bu sefer de kendimizi tırmanma alanında var etmeye çalışırız. Sarkarız, tırmanırız, ip ve kovayla yük çekeriz. Kendi emeğimizle yeni bir alan yaratırız. Ama Karar Verenler oraya da gelir. Kendi iradelerini dayatırlar: " Daha yükseğe tırmanın! " En tepeye çıktığımızda harika bir manzara görürüz ancak o manzaraya bakma hakkı da anında elimizden alınır: " Şimdi biz tırmanacağız. Hemen aşağı inin ve defolun! " Biz, dışlanan ve tırmanma hakkı elinden alınanlar, bu kez ağaçların altına sığınır, yerdeki dallardan kendimize ait, doğayla iç içe bir kulübe inşa ederiz. Tahmin edebileceğiniz gibi, iktidarın gözü o köşeyi de ıskalamaz. " Bu çirkin kulübe yıkılacak! Biz buraya daha güzelini yapacağız, siz karışmayacaksınız. " Kendi "güzellik" ve "doğruluk" algılarını dayatarak, kulübemizi yıkar, emeğimizi gasp ederler. Peki, kim bu 'karar verenler'? Zorbalığı nereden öğreniyorlar? Kitabın bu noktasında durup sormak gerekiyor: Hiçbir çocuk doğuştan zorba değildir. Peki bu "Karar Verenler", diğerlerinin emeğini gasp etme, onlara parmak sallama ve alanlarını işgal etme cüretini nereden buluyorlar? Bunun yanıtı genellikle ailenin mikro ikliminde ve içine doğdukları makro sistemde gizlidir. Çocuğun iktidar ilişkileriyle karşılaştığı ilk yer ailedir. Evde sınırların olmadığı, empati yoksunu bir "prens/prenses" kültüyle büyütülen; her isteği anında yerine getirilen ve başkalarının haklarına saygı duyması gerekmeyen çocuklar, bahçeye çıktıklarında diğer çocukları kendi oyunlarının figüranları sanırlar. Evdeki rekabetçi, üstenci ya da bizzat ebeveynin çocuğa (veya ebeveynlerin birbirine) uyguladığı tahakküm, okul bahçesine zorbalık olarak sirayet eder. Ancak faturayı sadece aileye kesmek, sorunun asıl kaynağını gizlemek olur. Karar Verenler'i asıl yaratan şey, sistemin ta kendisidir. Çocukları daha ilkokul sıralarında birbiriyle yarıştıran, başarıyı "diğerini geçmek" ve "öne çıkmak" olarak tanımlayan, dayanışmayı değil bireysel sivrilişi ödüllendiren bu neoliberal eğitim ve yaşam modeli, oyun bahçesini bir savaş alanına çevirir. Kaynakların (salıncakların, tırmanma alanlarının) sınırlı olduğu algısı yaratılarak, gücü yetenin o alanı işgal etmesini meşrulaştırılır. Karar Verenler, aslında yetişkinlerin kurduğu o acımasız ve rekabetçi dünyanın, okul bahçesindeki kusursuz uygulayıcılarıdır. Tahakkümün çöküşü: 'Hayır' demenin gücü Ancak her baskı rejimi, kendi sonunu da peşi sıra sürükler. Kulübesi yıkılan bizler, sahaya gidip bir top bulduğumuzda işler değişir. Oyuna katılmak isteyen başkalarını da sevinçle aramıza alırız. Dayanışma büyür. Tam o sırada Karar Verenler yine sahneye çıkar: " Çabuk o topu bize atın! Şimdi biz oynayacağız. " Biz yine kenara çekiliriz. Fakat bu kez Karar Verenler için hesaba katmadıkları yapısal bir kriz vardır: Sahadadırlar, top onlardadır ama oynayamazlar. Çünkü çok azdırlar. Kendi kurdukları o küçük ve dışlayıcı azınlık, bir takım kurmaya bile yetmez. İktidarlarının sürmesi, hatta oyunun oynanabilmesi için bile ezilenin katılımına, yani "bizim" varlığımıza ve emeğimize ihtiyaçları vardır. İşte o an, içlerinden biri o can alıcı, emredici cümleyi kurar: " Siz de bizimle oynamak zorundasınız! " Bir sessizlik olur. Biz, oyundan dışlananlar bir süre düşünürüz. Ve tahakkümün büyüsünü bozan, düzeni temelden sarsan o kelime dökülür dudaklarımızdan: "Hayır!" Çünkü oynamak istemiyoruzdur. Zorbaların onlara sağladığı ayrıcalığı meşrulaştıran araçlar olmayı reddederiz. Ve kitabın vurucu kırılma anı yaşanır: "Artık biz karar veriyoruz." Resimleri de Lisen Adbåge'e ait olan Karar Verenler , bize çok temel bir gerçeği fısıldıyor: Zorbaların gücü, ezilenlerin sessizliğinden ve rızasından beslenir. Çoğunluk dayanışmayı seçip, haksızlığa karşı o kısacık ama örgütlü "Hayır" kelimesini sarf ettiğinde, hiçbir zorbalık ayakta kalamaz. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, onlara itaat etmeyi değil; sınırlarını korumayı, dayanışmayı ve gerektiğinde bir araya gelip o görkemli "Hayır"ı haykırabilme cesaretini aşılamaktır. Karar Verenler Lisen Adbåge İsveççeden çeviren: Ali Arda Dinozor Çocuk

Go to News Site