BirGün Gazetesi
Birleşmiş Milletler Kadın Statüsü Komisyonu (CSW)’nun 9-19 Mart 2026 tarihlerinde New York’ta gerçekleştirilen 70. Oturumu (CSW70), 4. Dünya Kadın Konferansı ve BM Genel Kurulu 23. Özel toplantının devamı niteliğindeydi. “Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve 21. Yüzyıl İçin Barış” temalı oturumda, Konferansı’n stratejik hedeflerinin yanı sıra kritik öneme sahip diğer alanlarda da stratejik hedeflerin ve eylemlerin uygulanması ile ilave girişimler, öncelikli tema olarak ele alındı. Bu anlamda, kapsayıcı ve eşitlikçi hukuk sistemlerinin teşvik edilmesi, ayrımcı yasa ve politikalar ile uygulamaların ortadan kaldırılması ve yapısal engellerin giderilmesi dahil olmak üzere, tüm kadın ve kız çocukları için adalete erişimin sağlanması ve güçlendirilmesi konuları ele alındı. Sonuç belgesi, 37 lehte, 1 aleyhte ve 14 çekimser oyla kabul edildi. Komisyon, 70 yıl sonra ilk kez oylama yaptı; daha önce belgeler fikir birliğiyle onaylanırdı. Bu yıl ise ABD'nin sunduğu sekiz değişiklik önergesinin reddedilmesinin ardından, ABD'nin talebiyle oylamaya gidildi. ABD, kadınlar ve kız çocukları için uzun süredir kullanılan bazı ifadelerin metinden çıkarılmasını istiyordu. 2025’te ABD yönetimi, kendi ülkesinde başlattığı üreme sağlığı, kadın hakları ve eşitlik konularındaki değişiklikleri uluslararası platformlara taşımaya başladı. Yaklaşımını “hayatı korumak” ve “aileyi güçlendirmek” kavramları etrafında şekillendirirken, sıkça kürtaja erişimi kısıtlamaya ve cinsel/üreme sağlığı haklarını sınırlamaya yöneldi. ABD delegeleri, uluslararası forumlarda “cinsiyet” kavramına itiraz ederek, biyolojik tanımı öne çıkardı ve trans haklarını hedef alan bir söylem izledi. Ayrıca, çeşitlilik ve kapsayıcılık yerine “liyakate dayalı” sistemleri savundu. Komisyonun sonuç belgesiyle ilgili değişiklik önerileri bu doğrultuda yapıldı; üreme hakları ve toplumsal cinsiyet dili gibi başlıklar hedef alındı. Üye ülkeler bu önerileri ezici çoğunlukla reddedince, ABD delegasyonu metni konsensüsle kabul ettirmeme amacıyla 70 yıldır ilk kez oylama önerdi ve oylamada hayır oyu verdi. ABD’nin oylama istemesi üzerine Rusya, Mısır ve Suudi Arabistan, belgenin konsensüsle kabul edilmemesini üzüntüyle karşıladıklarını söyledikleri halde, çekimser oy kullanmayı seçtiler. ∗∗∗ Oturumun yıllık sonuç belgesi, kadınlar ve kız çocuklarının adalete erişiminin güçlendirilmesini küresel düzeyde yeniden teyit etmekte ve bu argümanın altını çizmektedir. Bu metin yalnızca hukuki eşitliği vurgulamakla kalmayıp, ayrımcı yasaların ve yapısal engellerin ortadan kaldırılması ile kapsayıcı adalet sistemlerinin kurulmasına yönelik somut adımlar da önermektedir. Kadınların güçlenmesi ve tüm insan haklarından eşit yararlanabilmeleri için adalete erişimin temel bir unsur olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bu belgenin önemi, ana argümanı uygulamaya taşımasında yatmaktadır. Belge, mevcut sorunları tespit etmekle kalmaz, aynı zamanda hükümetlere, uluslararası kuruluşlara ve sivil topluma açık bir eylem çağrısı yapar. Kadınlara yönelik şiddet, ayrımcılık ve eşitsizlik gibi kronik sorunların ancak bütüncül ve sistematik yaklaşımlarla çözülebileceğini vurgular. Bu nedenle belge, küresel düzeyde hesap verebilirlik ve somut ilerleme için bir yol haritası sunar. ∗∗∗ Birleşmiş Milletler Kadın Statüsü Komisyonu, Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC) tarafından seçilen 45 üye devletten oluşuyor. Üyeler, coğrafi dağılım ilkesine göre 4 yıllık süreler için seçiliyor. 2025-2028 dönemi komisyon üyeliğinde Türkiye yok. Ancak bu, toplantılara katılımı, konuşma yapmayı ya da lobi faaliyetlerini kısıtlayan bir durum değil – asil üyelerden tek farkı oy kullanılamamasıdır. 2026 toplantısında Türkiye, resmi olarak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş başkanlığında bir heyetle temsil edildi. CSW70’e sürgünde yaşayan gazeteciler, insan hakları savunucuları, feminist kolektifler ve İstanbul Sözleşmesi savunucularının da katıldığını biliyoruz. Dolayısıyla aynı ülkeden gelmiş olmakla birlikte, ülke hakkında iki farklı gerçek aktarılmaktadır. Resmi devlet heyeti hükümet politikalarını “ilerleme ve başarı” hikayeleriyle anlatırken; sivil toplum kuruluşları hak ihlalleri, geri gidişler ve yapısal sorunlara odaklanıyor. Kadın Statüsü Komisyonu’nun politik olarak ilginç olmasının nedeni de tam olarak bu. Türkiye’nin Komisyondaki politik duruşunu anlamak için sadece “üye olup olmama” meselesine değil, daha derin bir dönüşüme bakmak gerekir. Bu dönüşüm, BM Kadın Statüsü Komisyonu'nda kadın haklarının savunulmasının günümüzde nasıl şekillendiğine dair ana argümanla doğrudan bağlantılıdır. Bu değişimi kabaca üç fazda inceleyebiliriz: Uyum odaklı, balayı döneminde (2000-2012) Türkiye, Avrupa Birliği süreciyle paralel ilerliyordu; CSW’deki pozisyonu ise hak temelliydi, daha evrensel bir dil kullanıyordu ve uluslararası normlarla uyumluydu. İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülke oldu. ∗∗∗ “Bu iş biraz zor” döneminde (2013-2020) bu söylem değişmeye başladı. Toplumsal cinsiyet eşitliği yerine “kadın-erkek eşitliği”, “fırsat eşitliği” ve “ailenin korunması” vurguları arttı. Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemleri bu çerçeveyi belirliyordu. Türkiye bu dönemde CSW’de ikili bir dil kullanmaya başladı. Aile yapısı ve cinsiyet tanımında ABD’nin bugünkü tavrını savundu. 2021’den günümüze dek olan boşanma dönemi, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi ’nden çekilmesiyle yaşanan kırılmayla başlar. Türkiye, bu dönemde CSW’de seçici desteğe geçti; dolayısıyla Batı blokuyla uyumu zayıfladı. Bu anlamda Türkiye’nin komisyona yeniden seçilmesi oldukça zorlaşmış durumda. İstanbul Sözleşmesi özelinde Türkiye ilklere imza atmış bir ülke. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzalanan sözleşmeyi 2012’de ilk onaylayan ülke Türkiye’ydi; 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle sözleşmeden ilk çekilen ülke de yine Türkiye oldu. Türkiye 70. oturuma katılan 45 üye ülkeden biri olmadığı için (Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın ne dediğini bir kenara koyun), kadın haklarına yönelik karnesi ve özellikle İstanbul Sözleşmesi’ndeki ilginç tutumuyla, oylamada nasıl bir tavır takınacağı merak konusu olarak kaldı.
Go to News Site