BirGün Gündem
2003 yılında Peter Thiel tarafından kurulan, merkezi Silikon Vadisi’nde bulunan ve büyük veri analitiği ile gözetim teknolojileri üzerine uzmanlaşmış devasa bir teknoloji şirketi olan Palantir’in 22 maddeden oluşan siyasi-teknolojik program mahiyetindeki "Teknolojik Cumhuriyet" (The Technological Republic) başlıklı manifestosu, dünya çapında yoğun denilebilecek bir tepki ile karşılaştı. İsmini J.R.R. Tolkien’in evrenindeki "her şeyi gören mistik taşlardan" (Palantiri) alan ve kuruluş aşamasında CIA’in yatırım kolu olan In-Q-Tel’den sermaye desteği alan şirket; günümüzde İsrail ordusundan (IDF) ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) ve ABD Merkez Komutanlığı’na (CENTCOM) kadar pek çok devlet aygıtıyla gözetim, hedefleme ve veri işleme alanlarında stratejik ortaklıklar yürütmekte. İsrail’in Filistin halkına dönük uyguladığı soykırıma verdiği destek vesilesiyle kamuoyunda zaten büyük bir tepki ve nefretle karşılaşan şirket, bu manifestosunda özetle; Silikon Vadisi mühendislik elitinin, kendisini var eden ABD devletine bir "gönül borcu" olduğunu ve ulusal savunmaya katılmanın "evrensel bir görev" olduğu savunan; 21. yüzyılda “demokratik” toplumların ayakta kalabilmesi için sadece "yumuşak gücün" (diplomasi ve retorik) yetmeyeceği, asıl gücün yazılım üzerine inşa edilmiş "sert güç" (askeri teknoloji ve A.I. silahları) olduğunu iddia eden; kamu hizmetlerinin bir işletme mantığıyla yönetilmesi gerektiğini, federal hükümetin hantallığının aşılması ve piyasanın başarısız olduğu alanlarda Elon Musk gibi figürlerin "büyük anlatılar" kurmasının desteklenmesi gerektiğini vurgulayan çokça tartışmalı tezlerini, atom çağının sona erdiği ve yapay zeka temelli yeni bir caydırıcılık döneminin başladığını öne sürerek ve Almanya ve Japonya gibi ülkelerin yeniden silahlandırılması çağrısı yaparak tamamlıyor. (ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in arkasındaki isim olduğu bilinen ve günümüzün teknolojik elitlerinin en etkili ve açık sözlü figürlerinden birisi olan Peter Thiel, transhümanizmin en bilinen savunucularından birisi. Teknoloji yoluyla ölümlü bedenin aşılmasını hedefleyen, insan bedenini parçaları değiştirilebilen bir "hammadde" veya "müsvedde" olarak gören bu “din”, sınıfsal farklılıkların fiziksel bedene işleneceği yeni bir köleci toplumu “müjdeliyor.” Tarihin her döneminde yeni bir formda karşımıza çıkan Malthusçu tezleri de içeren bu bakış, “aşırı nüfus sorununu” kitlesel imha yoluyla çözmeyi dahi açıkça öneren bir saldırganlığa sahip). Palantir’in "Teknolojik Cumhuriyet" metni, sermayenin bizzat devletin baskı aygıtlarının teknolojik çekirdeği haline gelme arzusunu ifade eden ve toplumsal bilginin sermaye tarafından temerküzünü ana akım tartışmalara dolaysızca taşımayı hedefleyen; sermaye ile devlet arasındaki organik bağı en saldırgan düzeye taşıyan yeni bir merhaleyi temsil ediyor. Bilindiği üzere Marx, Grundrisse’de toplumsal bilginin doğrudan bir üretim gücü haline gelerek (genel zekâ) insanlığı zorunluluk alanından özgürlük alanına taşıyacağını öngörüsünü tartışmıştı. Kapital’de açık bir şekilde devam ettirmediği bu düşünce hattı, özellikle “yapay zeka” tartışmaları vesilesiyle eleştirel düşünce içerisinde verimli tartışmaları tetiklemiştir. Aynı düşünce hattından ilerlersek; Palantir’in "Teknolojik Cumhuriyet" manifestosu, bu kolektif zekâyı halkın refahı yerine, özel mülkiyetin ve askeri-endüstriyel kompleksin emrine sunmanın en saldırgan biçimini temsil etmektedir. Bu, toplumsal emeğin ürünü olan verinin, üreticisi olan topluma yabancılaşarak bir denetim silahı olarak ona geri dönmesidir. “Manifesto”da piyasanın başarısız olduğu yerlerde bireysel sermaye sahiplerinin "büyük anlatılar" kurmasının yüceltilmesi, yazarlarının sınıf bilinci konusunda açık bir işarettir. Peter Thiel ve “müritleri”, demokratik denetimden azade, devletlerden daha güçlü ama sorumsuz bir egemenlik alanı inşa etmek istemektedirler. Thiel ve ortakları, mevcut uluslararası kuralları ve denetleyici yapıları teknolojik ilerlemenin önündeki engeller olarak görmektedir. Metinde yer alan "kamu görevlilerinin rahip olmadığı" ve devletin bir işletme gibi yönetilmesi gerektiği yönündeki ifadeler, sermayenin önündeki demokratik denetim ve regülasyon engellerini kaldırma talebidir. Metnin 6. maddesinde önerilen "ulusal hizmetin evrensel bir görev olması", emeğin tüm toplumsal katmanlarda askeri-teknolojik bir disiplin altına alınması projesidir. Algoritmalar, teslimat kuryelerinden askerlere kadar tüm öznelerin hareketlerini saniyeler düzeyinde denetlemekte, bireyi yazılımın basit bir eklentisi haline getirmektedir. Bu süreçte işçi, sadece fiziksel gücünü değil, verisi ve dikkatiyle bizzat varlığını sermayenin güvenlik projeleri için karşılıksız sömürülen bir "veri kaynağına" dönüştürmektedir. "Ulusal hizmet" kavramı, aslında bu kitlesel ve dijital sömürüyü meşrulaştıran ideolojik bir kılıftır. Palantir’in "Teknolojik Cumhuriyeti", açıkça ve utanmazca, mülksüzleştirilen sınıfların en rafine şekilde sömürüldüğü ve kolektif insan zekâsının sermayenin emrine sunulduğu bir "algoritmik tahakküm" rejimidir. Gerçek bir teknolojik özgürleşme, üretim araçlarının- ve algoritmalar ve devasa veri tabanlarının- kamulaştırılması ve teknolojinin sermaye birikimi yerine çalışma süresini kısaltmak ve insanın çok yönlü gelişimini sağlamak için kullanılmasıyla mümkündür.
Go to News Site