Collector
Zorluklara meydan okumak! | Collector
Zorluklara meydan okumak!
soL Haber

Zorluklara meydan okumak!

Geçenlerde eş konumundaki iki psikoloğun bir videosunu izledim. “Bir Aile Meselesi” isimli videolarında değerli psikologlar Zeynep ve Serdar Çankaya , hayatın inişli ve çıkışlı olduğunu kabul ettiğimizde, doğrulmamızın da daha mümkün olabileceğini ifade ediyorlardı. Yani, yaşam mücadelesinde zorluklar olabilir, hayat inişli çıkışlıdır, yeter ki daha sonra kendi gücümüze güvenerek doğrulmaya çalışalım. Tanınmış edebiyatçı İnci Aral ’ın da “Taş ve Ten” isimli romanında şöyle bir cümle geçer: “… belki de hayatımdaki bütün acıların, zor, dönemeçli bir yolun dümdüz gideceğine duyduğum yanılgıdan doğduğunu düşünüyorum”. Evet, öncelikle gerek kişisel yaşamımızda gerekse toplumsal hayatımızda zorluklarla karşılaşacağımızı, bir sürü aksiliklere uğrayacağımızı kabul etmek gerekiyor. Peki bu sorunları yaşadıktan sonra ne yapmalı? İnanç ve cesaret Orada da ünlü Alman psikolog Erich Fromm ’un “Sevme Sanatı” adlı eserinde geçen şu cümleyi hatırlatmak isterim: “Zorluklara, aksilik ve üzüntülere meydan okumak, onları bize verilen haksız bir ceza olarak almamak, bizi güçlü kılar. Bunun içinse inanç ve cesaret gerekir”. Diğer bir ifadeyle; aksilik ve zorluklar, bizi güçlü kılmanın unsurlarıdır. Yeter ki bu inanç ve cesarete sahip olalım… Tabii ünlü düşünür Friedrich Nietzsche ’nin de bilinen şöyle bir sözü vardır: “Beni öldürmeyen şey, beni daha güçlü kılar”. Hayat sorundur Günümüzde insanların çok haklı olarak toplumsal sorunlar, siyasal iktidarın baskıcı tutumu, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, hastalıklar ve benzeri olaylar karşısında psikolojik anlamda kötümser bir ruh haline sahip olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Hem toplumsal, hem de bireysel sorunlar, bizleri kaygılı bir ruh dünyası içine sokuyor. Umudumuzu kaybetmeye, bu işlerin düzelmeyeceğine olan inanç ve duygular kimi zaman ağır basıyor. Evet, bir kez daha belirtelim; yaşamın şöyle bir kuralı var: HAYAT SORUNDUR… Marx’ın özdeyişi Yaşamın sorunlarla dolu olduğunu başlangıçta kabul edersek, bu sorunları çözme yolunda da önemli bir mesafe kat edebiliriz. Önemli olan sorun çözme becerimizi arttırmaktır. Bizim “sakallı” filozofun, yani Karl Marx ’ın da şu mealdeki sözünü unutmayalım: “Tarih, insanoğlunun karşısına çözemeyeceği sorunları çıkartmaz”. Yani, her sorunun mutlaka bir çözümü vardır. Yeter ki kararlılıkla, yılmadan bu sorunların bir çözümü olacağı bilinciyle hareket edelim… Nâzım Hikmet örneği Şimdi de gerek bireysel gerekse toplumsal anlamdaki örneklere geçelim. Bireysel anlamda komünist şair Nâzım Hikmet ’in mücadelesi önemli bir örnektir. Nâzım, 13 yıllık hapislik hayatının sonunda özgürlüğüne kavuşmak için açlık grevine başvurur, büyük şairimizin özgürlük mücadelesine hem Türkiye’de, hem de dünyada destek verilir. Sonuçta Nâzım, 15 Temmuz 1950’de özgürlüğüne kavuşur. Tarihsel ve toplumsal nitelikteki örneklere gelecek olursak, özetle şunları söyleyebiliriz: Amerika’da 8 saatlik işgünü mücadelesinde baskılara, tutuklamalara, idamlara rağmen bu mücadele büyüdü ve sonuçta dünya genelinde 8 saatlik işgünü kabul edildi. Keza 1 Mayıs’ın da İşçi Bayramı olarak kabul edilmesi bir mücadele sürecinde oldu. 1961 Saraçhane mitingi Ülkemizdeki örnekleri de kısaca şöyle sıralayabiliriz: 1961 Anayasası’nın kabulünden sonra toplu sözleşme ve grev haklarını içeren sendikal yasalar bir türlü çıkmıyordu. İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nin öncülüğünde 31 Aralık 1961’de Saraçhane’de büyük bir miting düzenlendi. 100 binden fazla işçinin katıldığı miting, o tarihe kadar yapılmış en büyük gösteriydi. İşçiler, bir an önce grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları içeren yasaların çıkmasını istiyorlardı. 1963 yılında da Koç grubuna ait İstinye’deki Kavel Kablo Fabrikası’nda “yasa dışı” bir grev yapıldı. Sonuçta hem Saraçhane mitingi ve hem de Kavel grevi , 1963 yılında 274-275 sayılı sendikal yasaların çıkmasına neden oldu. 15-16 Haziran direnişi Türkiye işçi sınıfı tarihinin önemli olaylarından 15-16 Haziran 1970 olaylarında da sendikal hakları için mücadele eden 150 bin işçi sokaklara çıktı, 3’ü işçi olmak üzere 5 kişi hayatını kaybetti. İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi, sendikacılar tutuklandı. Ancak sonunda Anayasa Mahkemesi, sendikal örgütlenmeyi kısıtlayan yasayı iptal etti. 1976 yılında Başbakan Demirel ’in MC (Milliyetçi Cephe) Hükümeti, Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) Kanunu çıkarmaya çalıştı. Bu kanun, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasını öngörüyordu. DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), Eylül 1976’da üç günlük bir direniş ilan ederek DGM yasasına karşı iş bırakma eylemi yaptı. Sonuçta DGM yasası, kanunlaşmadı. 1989 Bahar Eylemleri 1989 Bahar Eylemlerinde de kamu işçileri düşük ücretlere karşı ülke çapında eylemlere girişti. Eylemler sonucunda yüzde 142’lik bir zamla toplu sözleşme imzalandı. Bahar eylemleri, 1980 darbesi ve Özal iktidarının yarattığı tahribata karşı önemli bir mücadeleydi. Bu eylemlerin bir anlamda devamı sayılan 1991 Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü sonrasında da önemli haklar elde edildi. İktidardaki Anavatan Partisi (ANAP) 1989 yerel seçimlerinde üçüncü, 1991 genel seçiminde de ikinci parti konumuna düştü. İşçiler hükümet düşürdü 1995 yılında da kamu kesiminde 200 bin dolayında işçinin greve çıkması ve ardından Ankara’da büyük bir miting düzenlenmesi, Çiller Hükümeti’nin güvenoyu alamayarak düşmesinde etkili oldu. Türkiye işçi sınıfı tarihinde ilk kez işçiler, bir hükümetin düşmesine sebebiyet verdiler. AKP döneminde de çeşitli kereler, hükümet program ve planlarına girmesine rağmen çalışanların ve sendikaların karşı tavrı nedeniyle kıdem tazminatının tasfiyesine yönelik girişimler engellendi. 'Yeter ki kararmasın…' Görüldüğü gibi insanların, kitlelerin direnmesi, mücadele etmesi koşulların değiştirilmesine de yol açıyor. O nedenle zorluklara karşı mücadele etmek, sonuç getirici kazanımları açısından da önemlidir. Bir kez daha belirtelim ki; yaşam, korktukları için boyun eğenlerin yardımına hiçbir zaman gelmez. Hayat, dürüst olanlara, cesur olanlara, mücadele edenlere, boyun eğmeyenlere hep kapılarını açık tutar… Nâzım ustanın dediği gibi, “Yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir”…

Go to News Site