Collector
Merkez’in stagflasyon korkusu | Collector
Merkez’in stagflasyon korkusu
BirGün Gazetesi

Merkez’in stagflasyon korkusu

Merkez Bankası tahmin edildiği gibi politika faizini yüzde 37’de tuttu. Buradan, fiili olarak piyasaları yüzde 40 gecelik faizden fonlama pratiğinin devam edeceğini anlıyoruz. Diğer seçeneği politika faizini yüzde 40’a çıkarıp, gecelik faizi yüzde 43’e yükselterek faiz artışına gitmekti. Politika metnine, “Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.” cümlesinin eklenmesi, faiz artışı seçeneğinin masada olduğu, ama tercih edilmediği (veya “yukarıdan” bu hamleye onay alınamadığı) şeklinde de yorumlanabilir. Aslında basın duyurusunun ikinci paragrafında; “Ana eğilimin bu nisan ayında bir miktar yükseleceği” ifadesiyle enflasyon endişesi, hemen ardından “göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken” vurgusuyla ise durgunluk korkusu seziliyor. Enflasyonla durgunluğun bir arada gözlenmesi olgusu da bilindiği üzere “stagflasyon” olarak adlandırılıyor. ÇARŞAMBA'NIN GELİŞİ NEW YORK’TAN BELLİYDİ Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan 13 Nisan’da ABD’de bir sunum yapmıştı. Burada vurgular enflasyonun düşme eğilimine girdiği ve kapasite kullanım, otomobil ve beyaz eşya satışları, kartlı harcamalar gibi göstergeler üzerinden ekonomik faaliyetin yavaşladığı üzerindeydi. Buradan da sonraki hafta faizlerin artırılmayacağı kestirimi kolaylıkla yapılabilirdi. New York gibi finans kapitalin merkezinde, enflasyon ılımlı gidiyor, büyümeniz yüksek reel faizlerle korunmaya devam edeceksiniz, ekonomi yavaşladığı için faizleri daha fazla artıramayacağız mesajı veriliyordu. Aynı sunumda 2026 yılı ortalama Brent ham petrol fiyatı senaryoları üzerinden, enflasyonist baskılar irdeleniyor. En son Brent petrolün 100 dolardan işlem gördüğünü düşünürsek en gerçekçi görülen 85 dolar ortalama fiyatın enflasyona 4,5 puan etki yaptığı, bunun Esnek Mobil Sistemiyle bir ölçüde dizginlendiği görülüyor. Politika metninde, “enflasyon üzerindeki olası ikincil etkilerin” altı çizilerek, küresel enerji ve diğer emtia fiyatlarının enflasyonu sıçratması kaygısı dile getiriliyor. REZERVLER KISMEN DENGELENDİ Hatırlanırsa, savaşın başlamasıyla birlikte Merkez Bankası 50 milyar dolar civarında döviz satmıştı. 17 Nisan itibarıyla bunun 21 milyar dolarının geri alındığı hesaplanıyor (Şebnem Turhan Ekonomi Gazetesi 22 Nisan 2026). İşin ilginç yönü, döviz satılırken de alınırken de kurlar yerinden kıpırdamıyor. Buradan carry trade yapan yabancıların çıkışının rezerv satışıyla karşılandığını, döviz alınırken ise girişler nedeniyle arz-talebin dengelendiğini, dolayısıyla kurda bir yükseliş olmadığını tahmin edebiliyoruz. Yerli oyunculara gelince, gerçek kişilerin bu süreçte dövize pek dokunmadığını; şirketler kesiminin ise ateşkes öncesi refleksle dövize yöneldiğini, ortalık sakinleşince ise TL’ye döndüğünü gözlemliyoruz. YENİ ŞAFAK’IN GÜLÜMSETEN BAŞLIKLARI İsterseniz bu noktada konuyu, yandaş yayın organı Yeni Şafak’ın 20 Nisan’daki, “Şimşek’in enflasyonla mücadele programı çöktü” ve 22 Nisan’daki, “Faiz Karahan’ın keyfi kararını bekliyor” başlıklarıyla bağlandıralım. Öncelikle, Hamlet’teki “çürümüş bir şeyler var şu Danimarka Krallığı’nda” tiradındaki gibi ekonomide işlerin yolunda gitmediği açıkça itiraf ediliyor. Her övünç kaynağında Cumhurbaşkanı’na, AKP iktidarına pay çıkaran yandaş organlar, bir sorun söz konusu olduğunda muhalefete, çoğunlukla CHP’ye, iyice sıkışırlarsa da “kendi mahallelerinden” şahıslara yüklemeyi alışkanlık edinmişler. Enflasyonun düşürülememesi Şimşek’e, yüksek faizler ise Karahan’a ihale edilerek Saray rejimini temize çıkarma gayreti gösteriyorlar. Şimdi gelelim konunun farklı sermaye fraksiyonları arasında ayrışma yaratan boyutuna. Şimşek’in kurgusu, enflasyonun üzerinde bir faiz verilmesine, TL’nin döviz sepeti karşısındaki kaybının da kurun baskılanması yoluyla düşük tutulmasına dayanıyor. Böylelikle enflasyon bir ölçüde dizginlenirken, aynı zamanda “carry trade” yoluyla yabancıların iştahını kabartan getiriler sunuluyor. Bu dinamik, yabancı parayla borçlanabilen küresel bağlantıları güçlü şirketlere büyük avantaj sağlıyor. TL kredi gereksinimlerini de döviz açık pozisyonuyla ucuz yoldan hallediyorlar. Nitekim reel sektör şirketlerinin net döviz pozisyonları 2023 sonunda eksi 70 milyar dolarken, 2026 Ocak itibarıyla eksi 198 milyar dolara kadar açılmış durumda. Gelelim AKP’nin asli sermaye tabanını oluşturan, bazıları KOBİ niteliğinde, daha çok Anadolu’da faaliyet gösteren, ucuz emek gücüne dayanan, gıda, deri, tekstil, giyim gibi sektörlerde yoğunlaşan firmalar ağırlıkla TL kredi kullanıyorlar. En son ticari kredilerde yüzde 50 civarında seyreden yüksek faizler bu şirketlerin ciddi tepkisine neden oluyor. Zaten Yeni Şafak’ın yüksek faizi konu ettiği haberinde mağdur kesimler, “Sanayici, tüccar, ihracatçı ve girişimcinin yanı sıra; ev, araba, beyaz eşya almak isteyen vatandaş” olarak sıralanıyor. İhtiyaç kredileriyle, kredi kartlarıyla temel ihtiyaçlarını karşılama çabası içine giren, düşen gelirini borçlanarak tüketim kalıplarına yansıtmamaya çalışan dar gelirli yurttaşlardan söz edilmiyor. Yeni Şafak’ın bu çarpıtılmış haberlerine, tezlerine kaç kişi ikna oluyor bilemiyoruz ama biz tebessüm ederek izlemeye devam ediyoruz.

Go to News Site