Collector
Demokratik Katılım Grubu Deneyimi, Dayanışma ve Birleşik Mücadele | Collector
Demokratik Katılım Grubu Deneyimi, Dayanışma ve Birleşik Mücadele
BirGün Gündem

Demokratik Katılım Grubu Deneyimi, Dayanışma ve Birleşik Mücadele

Doç. Dr. Tamer Yazar - Nörolji uzmanı Bu metinde anlatılanların tamamı umuda dair kurgusal bir denemedir. Olmaz ya…farklılıkların çatışmadan bir arada durabildiği, ortak iradenin kurulabildiği bir zemin gerçekten oluşsa-belki anlatılanlar bir ‘deneyim’ değil, bir başlangıç olurdu. Yön duygusunu yitirmiş, ilerleme ve gerileme arasında asılı kalmış bir toplum. Ekonomik krizler ve siyasal gerilimlerin tek basina aciklamaya yetmedigi sıkışmış siyasal ve toplumsal iklim. Süreklileşmiş kaos rejimi… Bu noktada, farklı alanlarda ortaya çıkan dayanışma pratikleri ve birleşik mücadele örnekleri yalnızca birer “tepki” değil; mevcut düzene karşı geliştirilen somut çıkış yolları olarak önem kazanıyor. İstanbul Tabip Odası seçimlerinde Demokratik Katılım Grubu (DKG)’nun, farklı siyasal ve toplumsal kesimleri bir araya getirerek iktidar ilişkilerine karşı kazandığı başarı, doğru değerlendirilebilirse dönemsel olduğu kadar tarihsel bir ihtiyacın tezahürü olabilir. Farklı siyasal yapılarca dile getirilen ‘özgürlüğün yalnızca bireysel bir talep olarak değil, politik bir süreç olarak tanımlandığı, siyasetin yalnızca parlamenter alana ya da seçim süreçlerine indirgenemeyeceği; birleşik toplumsal mücadelenin sürekliliğinin aslolan olduğu’ biçimindeki söylemler uzun süredir eksikliği hissedilen bir zemini ifade edebilir. Herkesin kendi yankı odasından konuştuğu, tepkisel, parçalı ve çoğu zaman birbirine öfkeli yapılar, toplumsal enerjiyi birleştirmek yerine dağıtan bir etki yaratıyor. DKG ve benzeri birleşik mücadele örnekleri ise farklılıkların ortak bir hedef etrafında buluşabileceğini ve buluşmanın başarı kazanıp moral güç kaynağı olabileceğini ortaya koymuş gibi görünüyor. Demokratik Katılım Grubu’nun başarısı, uzun yıllara yayılan bir birlikte üretme pratiğinin, kriz anlarında ortak refleks geliştirebilme kapasitesinin ve en önemlisi farklılıkları ortak bir mesleki zemin üzerinde buluşturarak yönetebilme becerisinin ürünü. Siyasi partiler ve meslek örgütlerinin önemli bir bölümü, kimlikler ve listeler arasındaki rekabetin sıkıştırdığı alanlara dönüşmüş durumda. Hekimlik gibi doğası gereği kamusal sorumluluk taşıyan bir meslek bile, zaman zaman bu dar politik rekabetin içinde anlam kaybına uğrayabiliyor. Yalnızca özlük hakları mücadelesinin değil; aynı zamanda demokrasi, barış ve yaşam hakkı mücadelesinin de taşıyıcısı olmuş ve/veya olma niyetinde ki bir DKG birleşik mücadele zemini için örnek teşkil edebilir. Krizlerin çözülmediği, aksine yönetilerek süreklileştirildiği; toplumun sürekli bir hareket hissi içinde tutulduğu ama gerçekte yerinde saydığı bir düzen. Bu düzende gerçek çelişkiler görünmez kılınır, yerine yapay karşıtlıklar yerleştirilir. Emek-sermaye ilişkisi geri plana itilirken, kimlikler arası gerilimler ön plana çıkarılır. Parçalı ve etkisiz bir muhalefet tarafından da beslenen, sürekli yeni kavramlar, açılımlar, söylemlerin üretildiği; ancak bunların hiçbirinin mevcut güç ilişkilerine dokunmadığı düzen. Bu noktada dayanışma ve birleşik mücadele her zamankinden daha kritik hale gelmiş durumda. Yalnızca duygusal bir yakınlık değil; aynı zamanda politik bir eylem biçimi olarak müdahale, itiraz, bir arada olma. DKG deneyimi, bu anlamda küçük ölçekte siyasal bir ders örneği olarak sunulabilir. Farklılıkların çatışma nedeni değil zenginlik olarak görüldüğü; kimliklerin değil ortak sorumluluğun merkeze alındığı bir örgütlenme biçimi, yalnızca bir meslek örgütü için değil, demokratik, laik, cagdas siyaset için de yol göstericidir. İhtiyaç duyulan şey yeni etiketler ya da yeni ayrımlar değil; ortak zemini yeniden kurabilme iradesi. Bu zemin, tamamen ideolojik bir homojenlik ya da yüzeysel bir uzlaşma ile değil, farklılıkların korunarak ortak bir hedef etrafında buluşmakla mümkün olabilir. ‘Türkiye artık büyük değişimlere gebedir.’ Ancak bu değişimin yönü kendiliğinden belirlenmeyecektir. Bu yön, ancak örgütlü, birleşik bir toplumsal irade ile tayin edilebilir. Demokratik yapılar için öngörmemiz gereken, tek adam da vücut bulan siyasal islamcı faşizme karşı mücadele edebilecek tüm unsurlarla mücadelenin güncel görevlerini ya da gerekliliklerini birlikte örgütleyebilmektir. Dayanışma ve birleşik mücadele, yalnızca bir değer değil; bu coğrafyada onurlu bir gelecek kurmanın ön koşuludur. Kim bilir belki de bu metin, henüz gerçekleşmemiş bir ihtimalin izdüşümüdür. Olmaz ya…olursa, anlatılanlar bir hayal olmaktan çıkar, gecikmiş bir başlangıca dönüşür.

Go to News Site